YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

50 DEN SONRA ! (2)

1950 yılından sonra değil…

Yaş 50 den sonra…

İnsan yaşamını yüz yıllık bir yolculuk olarak düşünelim..

Ve herkesin hedefi

DALYA !   (YÜZ !) demek olsun…

Düşünceler…

Keşkeler…

Pişmanlıklar…

Ertelenmiş istekler..

Bazı kavramların istenmese de kabul edilmeleri..

Genel olarak yaşama bakış açısının değişmesi..

Yeni bakış açılarının doğuşu..

Yaşama bağlılık..

Aşk..

Sevgi…

Kendimiz için mi yoksa başkaları için mi yaşıyoruz ?

Kader nedir ?

50 DEN SONRA başlıklı yazıma böyle başlamıştım.Umutluydum,insanlar görüşlerini,düşüncelerini paylaşırlar,geleceğe,yeni kuşaklara yararlanabilecekleri bilgiler gönderebiliriz diye;ama bugün kadar tek bir sözcük bile yazan  olmadı.

İnsan,çocukluktan,yetişkinliğe,yaşlılığa biran da gelmiyor,saniyeler yaşayarak bu devreleri  geride bırakıyor.Bu süreç içinde,düşünceler,duygular,yaşama bakış açıları ,fiziksel görünüm değişiyor.

Kendimize şunu sorsak:”BEN KİMİM,NEREDEN GELDİM NEREYE GİDİYORUM ?” sonra kendimizce bulduğumuz cevapları bir kağıda yazsak ve bunu başkalarıyla paylaşsak ne kaybederiz ?

Elbetteki özel olayları,durumları paylaşmayız.Birbirini tanımayan iki insan düşünün,ikisinin de yaşı 65 olsun.Bu iki insan 65 yaşından önce yaşam hakkında ne düşünüyordu,şimdi ne düşünüyor ? Birisi ölüme yaklaştığını düşünüyorsa,öteki 65 yaşın keyfini  daha iyi nasıl yaşarım düşüncesi içindeyse,bunu paylaştığı her insana yaşama sevinci aşılar.

Örneğin,doğum tarihleri aynı olan insanlarla  ortak bir etkinlik düzenlemenin ve bu anları paylaşmanın vereceği keyfin yanı sıra yeni arkadaşlar edinme şansını da yakalamış olunmuyor mu ?

Yaşama dair en küçük bir şeyi dahi paylaşamıyorsak,bunun adı sakin yaşamak değil,teslim olmuş bir yaşam biçmi olmaz mı ?

Kimbilir şu anda  50 yaşın üstünde düşünce ve duygularıyla baş başa kalmış yalnızlığı yaşayan kaç insan vardır ? kimbilir bunların kaçı bir “MERHABA !” duymayı özlemiştir ?

İstanbul”da ara sıra,yaşlılar bakım merkezlerine,huzur evlerine gider,orada yaşayan insanların yaşamlarını gözlemlerdim.Hepsinin bir öyküsü vardı.Başlangıça anlatmaya,paylaşmaya çekinirlerdi,sonra giderek alışırlar,güvenirler ve anlatmak,paylaşmak için birbirleriyle yarış ederlerdi.

Bilmiyorum sizde facede görüyor musunuz ? bir baba şunları söylüyor:”DÖRT ÇOCUĞUMU İKİ ODALI  EVDE BÜYÜTÜM,OKUTTUM,HEPSİNİN BİRER EVİ OLDU;AMA BANA VERECEK BİR ODALARI  OLMADI.”

Buda bir insanın öyküsü.Ben yaşanmışlıklarla ilgili gerçek duygu ve düşünceleri gelecek kuşaklara göndermek için sizlerinde yardımı olur diye düşünmüştüm.

Neredeyse çeyrek yüzyıllık bir aradan sonra yeniden gazeteciliğe dönüp yazmaya başladım.

Aslında,beni tanıyan çoğu kişi 2008 yılından beri yaşadıklarımı yazmam için  sürekli telkinde bulunuyorlardı.

“YAZ !” diyenler haklıydılar;çünkü Aydın sürekli değişiyor ve gelişiyordu.Bu nedenle de,ruhsuz ve tekdüze bir yaşam döngüsü içinde artarak yabancılaşan nüfusun içindeki 40-50 yıldır dost olan,birbirini,tanıyan,gözaşinalığı olanların sayısı da çeşitli nedenler yüzünden azalıyor

Oysa 40-50 yıl önce ki Aydın”da,selamlaşmasalar bile insanlar birbirlerinin varlığının farkındaydılar;çünkü Aydın o yıllarda sanki abrabalardan oluşmuş bir şehir gibiydi.

Örneğin,Menderes bulvarı yoktu demeden önce Kırmızı Minareli Camiiden aşağı,sağında lığı Bulvarını gördüm.

Zamanın geri vitesi yok.Aydın”da zaman içinde akışını sürdürecektir.Önemli olan geçmişteki yaşanmışlıkları kahramanlarıyla  birlikte  bilgi,fotoğraf ve belgelerle geleceğe göndererek Aydın”ın nereden nereye gittiğini göstermek.

atilladagistanli@hotmail.com

05.03.2016
Bu yazı 1136 defa okundu.

Diğer Yazıları