YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

“SEN DE Mİ BRÜTÜS !”

Bu sözü Sezar”ın söylediğini çoğumuz biliriz…

İhanetin en kısa anlatımdır..

Gerçek anlamında bir baş kaldırı, bir diktatöre karşı koymak, onu yok etmek üzerine yapılmış bir eylem olduğunu tarih yazsa da, gerçek anlamı İHANETTİR.

Başkalarına .”sen de mi Brütüs “demeden önce kendimizin Brütüs olup olmadığımızı sorgulamamız gerekir.

Benim merak ettiğim, Sezar”ın koşulsuz güvendiği Brütüs”ün, Sezar”ı sırtından hançerlemeden önce  yanına yanaşıp, ”yüce Sezar, siz beni yanınıza aldınız, beni onurlandırdınız, bana değer verdiniz; ama ben istemeyerekte olsa sizi sırtınızdan hançerleyeceğim, bunun için bana yardım eder misiniz ? demiş midir ?

Demiş olsaydı zaten Sezar, sırtına hançeri saplayanlar arasında Brütüs”ü gördüğünde, sen de mi Brütüs”demezdi.

……………………………

Milattan bilmem kaç yıl önce yaşanmış bir olay, tarihe gömülüp kalmış mıdır ? asla; ama ihanetin ne olduğu günümüze kadar gelmiştir. Milattan bilmem kaç yıl önce yaşamış Brütüsler ve Brütüslerin ihanet ettiği Sezarlar hala yaşamaktadır.

Roma”daki adı Brütüs, İngiltere”de George, Fransa”da Piyer, Yunanistan”da Aleksi, Türkiye”de Ali, Veli, Recep, şaban, Ramazan olabilir; ama hem Sezar hem de Brütüs hep vardı ve hep olacaktır. Eğer Sezar”ın dostları uyanabilselerdi, şimdi “Sen de mi Brütüs” sözü olmayacaktı.

Aynı döngü günümüzde de sürüyor olsa bile, dostlarının koruduğu Sezarlar  vardır.

……………………

İstanbul”da Akşam Gazetesi”nde çalışırken yeni kurulan Akajans”a transfer oldum. Herşey çok güzel, ajans, Cağaloğlu”ndaki Benice handa. Birgün genel koordinatörümüz rahmetli Kemal Özbayraç, odasından bana seslendi:”Atilla hazırlan,İzmir”e gidiyorsun”dedi. Biraz ötemde istihbarat şefim şair ve yazar TRT”den gelme haber müdürümüz Ahmet Oktay ve hemen onun yanı başında Türkçenin Grameri kitabını  yazan Tahsin Banguoğlu”nun yeğeni İlhan Banguoğlu. Kafalarını çevirip bir bana bir de Kemal abiye baktılar, konuşmadılar. Ben, merak ettim ve kalkıp yanına gittim, ”Kemal abi, İzmir”de bir iş mi var ?” diye sordum. Bana, ”hayır, seni İzmir bürosuna şef olarak gönderiyorum.”dedi. Düşündüm ve “Abi, İzmir”de Orhan abim var.”dedim. Kemal abi,”evet biliyorum; ama Orhan abin pek çalışmıyor, sen İzmir”i biliyorsun.” Dedi. Yerime oturdum, bir kağıt aldım ve Kemal abinin karşısına dikildim, kağıdı önüne koydum. ”Bu ne” diye sordu.”İstifam”dedim. Şaşırdı,ben “istifam” diyince Ahmet  Oktay ve İlhan Banguoğlu ağabeylerim daha çok ilgilendiler; ama yine sesleri çıkmadı.Kemal abi ,”niye istifa ediyorsun ?”diye sordu.

-Orhan abi benim ağabeyimdir,ustamdır,onu  Aydın”dan Yeni Kıroba Gazetesinden tanırım,onun yerine nasıl giderim ?” dedim.

Kemal abinin yüzü karardı, kalktı dışarı çıktı; ama istifa dilekçem masasında duruyordu. Yerime geçtim, özel eşyalarımı topladım, kimsenin elini sıkmadan ortaya bir veda mesajı attım. ”HOŞÇAKALIN” kapıdan çıkarken Ahmet abiyle İlhan abi yerinden kalktı.

İlhan Banguoğlu ağabeyimiz çok gün görmüş, yıllarca Milliyet Gazetesi”nde çalışmış bir ağabeyimizdi. Arkamdan seslendi: ”Dur çocuk beraber gidiyoruz.” Ben onu beklemeden kapıdan dışarı çıkarken rahmetli Kemal abi daha önce yüz felci geçirdiği için rahatsızdı ve mimiklerinde tik başlamıştı. Kapının önünde durdu, yüzüme baktı ve İlhan ağabeyiye dönerek, İlhan bey, ”bizi bırakıp nereye gidiyorsunuz ?” dedi. İlhan ağabeyi gerçekten  çelebi bir insandı ve arya çeker gibi kahkahası vardı, o meşhur kahkahasını atarak, ”Kemaaal abi bir yere gittiğimiz yok, dostluk dersi alıyoruz.” Dedi.

Bir de yıllarca önce İzmir”de Türk Haberler Ajansı”nda çalışıyordum. Demokrat İzmir Gazetesinde birlikte çalıştığım iki can dostum vardı. Ahmet Delikçi ve Okan Yüksel.

İkisinin arası zaman zaman geriliyordu. ajansın sahibi de Necdet Akın. Bir arkadaşımız da Ahmet Kadıbeşegil, bir gece bana, ”arap, bu gece birlikte bir rakı içelim “dedi. Garibime gitti; çünkü hep dört kişi içerdik. Ahmet,bana “kendimle ilgili özel konularım var “dedi.

Pasapor”ta bir meyhaneye girdik,bir süre içtikten sonra Ahmet dilinin altındaki baklayı çıkardı.

-Necdet bey, senin ege bölgesi temsilcisi olmanı istiyor, arkadaşlarımızın çekişmelerinden bıkmış.” Dedi.

Arkadaş, dost, yoldaş satma olayı ikinci kez karşıma çıkmıştı.

-Ahmet, sen beni tanırsın, dostlarımı satmayacağımı bilirsin, bunu Necdet”beye  söylemedin mi? diye sordum. Ahmet benim söylediklerimin aynısını Necdet beye söylediğini; ama Necdet beyin sen yine de bir konuş dediğini tekrarladı.

O da kendiliğinden kapandı. Neredeyse 1,5 yıl gece gündüz evlerinde kaldığım, eşlerini bacım kabul ettiğim, ceplerindeki son kuruşu paylaşan dostlarımı Ajansın Ege Bölgesi Müdürlüğü uğruna  satacak mıydım ? Satmış olsaydım aradan bunca yıl gecti, hala konuşabilir miydim ?

SELAM SANA  YÜCE  SEZAR !

SEN DE Mİ  BRÜTÜS  ?

08.01.2016
Bu yazı 1940 defa okundu.

Diğer Yazıları