YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

CUMHURİYET GAZETESİ :BABA OCAĞI

Hikmet  Çetinkaya ile ilgili dünkü yazımda, Cumhuriyet Gazetesi için ‘BABA OCAĞI’ demiştim.

Niye?

İzmir’de Demokrat İzmir Gazetesi’nde çalıştığım yıllarda,Cumhuriyet,Demokrat İzmir’in matbaasında  basılırdı.O yıllarda Hikmet Çetinkaya Cumhuriyet’in İzmir Temsilcisiydi.Akşam olunca matbaaya gelirdi,baskıyı kontrol ederdi.Bir kaç saat kaldıktan sonra Kemeraltı’na girişteki  Hükümet

Konağı’na yakın ‘YEŞİL PAPAĞAN’ lokantasına giderdik.Yeşil Papağan’ı emekli Albay Halit abi işletirdi; ama esas ağırlık ortağı Burhan’daydı.

Hikmet’le rakımızı içerken bana,’az daha sabret Cumhuriyet’e geleceksin’ derdi.Dinlerdim.

Sonra Hikmet’in kaplumbağasına (Volkwagen) binerdik.Beni üçyolda bırakır evine giderdi.

Aradan yıllar geçti,ben İstanbul’a gittim,Akşam Gazetesi’nde çalışmaya başladım.İzmir’e her geldiğimde Cumhuriyet’e uğrardım.Hikmet’,Aykut Poturoğlu,Nüvit Tokdemir,Erhan ve rahmetli Tayyar babayla bir üst kattaki birlik lokantasında kafayı çekerdik.Hikmet yine yıllar önce söylediklerini yinelerdi:’sabret Cumhuriyet’e geleceksin’ kendi kendime ‘hala unutmamış’ derdim.

Akşam Gazetesi’nde çalıştığım sırada genel seçimler yapılmıştı.Akşam’ın ekonomik durumu iyi değildi,bu yüzden seçim haberlerini TRT’den almak zorunda kalıyordum.Benimle birlikte görev yapan arkadaşımı gazetede bırakıyor Cumhuriyet’e gidiyordum.

Yazıişleri Müdürlerinden rahmetli Bülent Dikmener,salonda değil sekreteryada kalmamı isterdi.Akşam Gazetesi’nde seçimlerle ilgili olarak biz iki kişi çalışırken Cumhuriyet’te enaz 15 kişi çalışıyordu.Biz,peynir ekmekle idare ederken,Cumhuriyet’te Konyalı’dan getirtilmiş kumanyalar masaların üzerinde duruyordu.Seçim sonuçlarıyla ilgili son durumu alıp gazeteye giderken Bülent ağabeyi arkamdan seslenirdi,’Atilla,şu kumanyalardan arkadaşlarada götür,fazla geç kalma bir saat içinde gel’ derdi.Çalıştığım Akşam Gazetesi’ne döndüğümde içimi bir keder kaplardı.Aydın’da Hüraydın Gazetesi’nde çalışmaya başladığımda birgün Cumhuriyet’te çalışmayı kafama koymuştum; ama henüz bir işaret yoktu.Kendi kendime hayıflanıyordum; çünkü hedefime ulaşmak için çalışıyordum,peki niye o gün gelmiyordu da zor koşullar altında bir gazetede çalışıyorum;  Cumhuriyet,Milliyet,Hürriyet gazetelerinde çalışanlardan fazlalığım vardı eksikliğim yoktu; ama niye hala ışık görünmüyordu?

Akşam Gazetesi’nden sonra Akdeniz Haber Ajansı’na transfer oldum.Bu ajans Tercüman Gazetesi’nin yan kuruluşu gibiydi.Kısa adı Akajans’tı.Burada çalışırken Türkçe’nin Gramerini yazan Tahsin Banguoğlu’nun yeğeni İlhan Banguoğlu’nu,Tercüman Gazetesi’nde şehirlere  ilk büroları açmış Kemal Özbayraç’ı,Akis Dergisinde Adnan Menderes’e kafa tutmuş Özcan Ergüder’i,TRT’de haber Müdürlüğü yapmış şair-yazar rahmetli Ahmet Oktay Börteçene’yi tanıdım.Yıllarca Hürriyet Gazetesi’nde dış haberler servisinde çalışmış Şevki Adalı’yı tanıdım.

Akajans yönetimi sendikalaşmaya hayır dediği için  TGS üyesi olan basın emekçilerinin çoğunluğu nedeniyle başlayan grev tam 610 gün sürdü.

İşte tam bu sırada Cumhuriyet Gazetesi’nin Genel Yayanı Yönetmeni olan rahmetli Oktay Kurtböke ağabeyimiz TGS (Türkiye Gazeteciler Sendikası) Genel Başkanı oldu.

İzmir’de çalıştığım sıra TGS’ye üye olmuştum.Ne gariptir ki Bülent Ecevit’in BARIŞ GÜVERCİNİ uçurduğunu gösteren posterin altında çalıştığımız Demokrat İzmir Gazetesi,toplu-iş sözleşmelerine yanaşmıyordu; çünkü işyerinde iki sendika vardı,birisi Basın-İş,öteki benim de üyesi olmaktan onur duyduğum Türkiye Gazeteciler Sendikası.İki sendikanın da üye sayısı yetki almaya yetmiyordu,bu da işverenin işine geliyordu.Gece  nöbetlerimde Basın-iş üyesi  emekçi arkadaşlarımı ikna  ederek TGS’ye üye yaptım.Yetki alma sürecine girdiğimiz sırada işime son verdiler.

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın yöneticileri,Ziya Sonay,Acar Şölen,Günhan Hersek,Ercan Hersek ağabeylerim zaten beni yakından tanıyorlardı.

Yukarıda yazdığım öykü nedeniyle Akajansta TGS’nin işyeri temsilcisi olmam nedeniyle yeni Genel Başkanımız Oktay Kurtböke babamız,benden geniş kapsamlı bir rapor istedi.Benimle birlikte 610 gün grev eylemini sürdürmek için  yaz-kış çadır da yatan arkadaşlarımla raporu hazırlayıp Oktay ağabeyimize verdik.

Oktay Kurtböke,inanın onu nasıl anlatacağımı bilemiyorum,çaresiz kalıyorum.Oktay ağabeyiyi tanımak benim için yaşam boyu bir onur ödülü olduğunu düşünürseniz belki beni anlayabilirsiniz.

Beklediğimiz gibi oldu,Oktay abi,15 gün içinde Akdeniz Haber Ajansı’nda topu iş sözleşmesi yapılmasını sağladı.

Yılmadan 610 gün grev çadırında birlikte kaldığımız kız erkek tüm arkadaşlarımızı tek tek başka işyerlerine yerleştirdi.

24 Ocak 1977 günü Oktay ağabeyi  ayağımda postallar,sırtımda yeşil parka ve Castro sakalımla İstihbarat Şefimiz rahmetli Selahattin Güler ağabeyimizin yanına götürdü.

İki istihbarat şefimiz vardı:Selahattin Güler ve İhsan Onur.Masaları yan yanaydı.

‘Atilla,yarından itibaren Cumhuriyet’te.610 gün çadırda yattı.Gerisi size ait’ dedi ve gitti.

Rahmetli Selahattin abi,gözlüklerini başının üstüne koydu ve süzerek baktıktan sonra.’

‘Oktay abi doğru söylüyor,bayağı göbeğin çıkmış’ dedi.Beni ise rüya alemindeydim,hiç uyanmak istemiyordum.Selahattin abim bağırdı,’Alo..yarın jilet gibi gel’ kendime geldiğimde Şükran ve Reha ile sohbet ediyorduk.Sekreteryaya girdim,Bülent Dikmener abimin yanına gittim,durum anlattım.Çok sevindi,gözlerimin içine baka baka ‘ailemize hoş geldin’ dedi.

Sekreterya da oturan,Ali Acar, Okay Gönensin,Soner Girgin,Turan Ilgaz ve hepimizin ağabeyisi,can yoldaşı,dostu arkadaşı Cumhuriyetinin bugünkü imtiyaz sahibi Orhan Erinç baba sigarasından bir nefes çektikten sonra,’Hoş geldin Atilla’ dedi.

Elim ayağıma dolaşıyordu.Sanki bin yıldır Cumhuriyet’te çalışıyordum.

Daha kendime gelememiştim ki,spor servisi şefi rahmetli Abdülkadir Yücelman ağabeymiz geldi,sarıldık.Öylesine duygusallaşmıştım ki konuşamıyordum,içimden ağlamak,haykırmak geliyordu.Çaresini  Reha Öz buldu:

Kadıköyde iskeleye yakın olan  Fenerbahçe’nin efsane kalecilerinden  Ahmet Erol ağabeyimizin Olimpiyat 1 meyhanesindeyiz üç kişi,Reha Öz,hemşehrim şair,yazar Refik Durbaş ve ben…

Kanlıca’ya,eve nasıl geldiğimi hala anımsamıyorum…

 YARIN : NEREDE KALMIŞTIK?

 

08.11.2016
Bu yazı 739 defa okundu.

Diğer Yazıları