YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

CUMHURİYET GAZETESİ :BABA OCAĞI İSTANBUL KAZAN BEN KEPÇE (1)

Gazetecilik sömürülmeye en yakın mesleklerin ilk başlarında  yer alır; çünkü mesleğe yeni giren birisinin giderek çevresi genişler,çalışma alanı içindeki her şey  onun varlığını kabul ettiğinde,bu gazeteciye artı puanlar olarak döner.Hele bir de toplumu  ilgilendiren haberler üretiyorsa çok kısa zamanda önemsenen bir gazeteci olur.

Aktif gazetecilikte başarı yaratıcı olmakla başlar,başarılı olmak için de risk almak gerekir,yaratıcılık yeteneğinin farkında olmayan bir muhabir taşıma suyla değirmen çevirir gibidir.Oysa gazetecilik tekdüze değildir; çünkü bütün gün  zamana karşı başlayan yarış gazete baskıdan çıktıktan sonra biter ve bir iki saatlik dinlenceden sonra  yeniden başlar.Ve bu döngü ömürler boyu sürer.

Neyse…

Cağaloğlu’ndan yürüyerek Galata Köprüsü’ne gittim.

Galata Köprüsü’nün Haliç’e ve Boğaza bakan koruluklarında insanlar balık tutuyorlardı…

Eminönü ayağına inip  büfeden 35 lik bir rakı  alıp şişelere böldüm.Sonra kayıklardan balık ekmek alıp köprünün üstünde bir yere mevzilendim.

Özlemiştim buralardan İstanbul’u seyretmeyi…Hiçbir şey düşünmemeye çalışarak balık tutanları,Boğazdan,Kadıköy’den gelen vapurları,inen binen yolcuları uzun süre seyrettim.

Duygusallaşmıştım; çünkü İstanbul’u her zaman çok sevdim.Koskocaman ve sihirli  bir değirmen gibiydi,cezbediyor,çekiyor sonra dişlileri arasında öğütüyordu.

İstanbul,bir okyanus  gibidir..dalgalarına direnirsen seni yutar,dalgalarının eylemlerine uyarsan seni hipnotize eder; ama dalgalarının hareketlerini anlayıp,yönlendirirsen seni zirveye çıkarır.

Yaşamda böyle değil midir?

Gece geç saatlere kadar Beyoğlu’nda,İstiklal Caddesi’nde Taksim’de dolaştım.Beyoğlu’nun arka sokaklarını gezdim.Gecenin çöken  karanlığında sefalet yaşama başlıyordu.Lokantaların havalandırma bacalarından kaldırımlara açılan  sıcak hava bacalarında uyumaya çalışan sokak çocukları.Kağıt mendil,çiçek, satarak ekmek parası kazanmaya çalışan çocuklar,kadınlar,

Tinerciler,sarhoşlar,kavgalar,polisler,siren sesleri,kadın çığlıkları,porno film oynatan sinemaların önleri..

Bu İstanbul’un öteki yüzüydü…İnsanı yüreğinin ta orta yerinden vurup yaralayan…

Gün doğmadan önce temizlik ekipleri sokakları temizlerken sanki İstanbul’un sosyal kirini de temizliyorlardı…

Beyoğlu’ndan Taksim’e yürüyerek ulaşırken bir adam yanıma yaklaştı.Gülerek bana bir şey uzattı,baktım kadın fotoğrafları vardı.Durumu anlamıştım.O kadınların fotoğrafları kimbilir ne zaman çektirdiği fotoğraflarıydı.Adama sordum:’Nerelisin?’,’ S…lı’yım dedi.Peki,sana yıllar önce deselerdiki,köyünde ya da kentinde işsiz kalacaksın ve ekmek parası için İstanbul’a gidip.. bu işi yapacaksın,ne yapardın?’

-çeker vururdum.

-ya şimdi?

-alıştık abi,alıştık…

Alışmak…

Turgut Özal Cumhurbaşkanı olduğunda bir teğmen ‘Sizin Cumhurbaşkanlığınıza alışamıyorum’dediğinde;Özal,’alışırsınız,alışırsınız’ demişti.

O günlerden bugünlere kadar nelere alıştık farkında mısınız?

Adamın omzuna dokundum,yürümeye devam ettim,yüreğimin sızısı damla damla gözlerimden akıyordu..Bu bir insanlık dramı değil de neydi?

Taksim’den Beykoz’a giden son otobüse yetiştim…

Kanlıca’ya geldiğimde biraz açılmıştım; ama yüreğim  buruktu..

………………….

İstihbarat Şefimiz rahmetli Selahattin Güler ağabeyimizin  verdiği günlük rutin haber takipleri beni sıkıyordu,özel haberler,röportajlar kısacası farklı bir şeyler bulmalıydım.Kapalı bir mekanda oturup düşünerek bunu yapamazdım,dışa açıldım.Hiç bir plan yapmadan ayaklarım beni nelerelere götürürse oralara gittim.Zaten siz isteseniz de İstanbul size yaptığınız planı uygulama fırsatı vermez,karşınıza ilginç bir şey çıkar,her şeyi unutur,onu izlemeye başlarsınız.

Galata Köprüsü’nün üzerinden,Perşembe Pazarı ve Piyer Loti’den Haliç’in  değişik açılardan fotoğraflarını çekerek bir arşiv oluşturdum; çünkü göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süre içinde Haliç’in üzerinde yeni bir ADA oluşuyordu.

İstihbarat şefimiz,ağabeyimiz Selahattin Güler’e dedim ki.’abi ben daha önce çalıştığım gazetelerde işçi sendikalarına,sendikasız işyerlerine,ekonomik ve sosyal  olaylara bakıyordum.Ayrıca serbest alan çalışması yaparak röportajlar üretiyordum.’

Selahattin abi beni dinlerken,’devam et’ dedi.

‘abi,sendikalara Şükran bakıyor,ayıp olmaz mı? dedim.

‘Niye ayıp olsun ? İkiniz ayrı ayrı çalışarak  çok farklı haberler yapabilirsiniz’ dedi.

Hoşuma gitti; ama yine de bacımızın gönlünü almak istedim.Biz Şükran Soner’e Şükufe’ derdik.Şükran,Reha Öz ve benim masam üçgen oluşturmuştu.

Yanına gittim,Şükufe,sendikalara bakmama darılır mısın? Dedim.Güldü,’O ne demek,bence sen sendikalar konusunda oldukça deneyimlisin ve çevren var harika haberler çıkarabilirsin.

Şükran,özellikle DİSK  (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) konusunda tam bir uzmandı ve benim ondan öğreneceklerim vardı.

Cumhuriyet’te muhabir olarak özgürce  çalışmak benim hedefimdi ve ben hedefime ulaşmıştım…

 

Cumhuriyet Gazetesi’ndeki anılarım o kadar çok ki,sırasına göre yazmaya kalksam oldukça zaman alır,onun yerine sizlerinde ilginizi çekeceğine inandıklarımı sıra gözetmeksizin sizlerle paylaşacağım.

09.11.2016
Bu yazı 730 defa okundu.

Diğer Yazıları