YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

CUMHURİYET GAZETESİ :BABA OCAĞI İSTANBUL KAZAN BEN KEPÇE (3)

                                                  BOĞAZDA ÇARPIŞAN  TANKERLER

15 Kasım 1979 yıllık iznimin bir bölümünü Aydın’da geçirdikten sonra İstanbul’a dönmüştüm.

Saat:05:30 kalktım,tıraş olup hazırlıklarımı tamamladım.06;30 vapuruna yetişeceğim.

Saate baktım daha vakit var,pencere kenarındaki kanepeye uzandım,dalmışım,birden bir gürültüyle  sıçradım.Kolumun kanepenin arkasındaki kapı camına çarptığını düşündüm; ama olamazdı; çünkü başımı koyduğum yastık düşmemişti.Derken bir bir ses daha duydum,sanki camlar titremişti.

Mutfağın penceresine koştum,karşı komşum Selim’de bahçedeydi.

-Selim bu ses neyin nesi ? diye sordum.

-Bilmiyorum;ama üst üste geliyor,sanki bir şeyler patlıyor,dedi.

Ev telefonum daha bağlanmadığı için komşumun telefonundan gazeteyi aradım.

Gece  nöbete kalan teknik bölümden Selahattin çıktı karşıma,hoş beşten sonra patlamaya benzer sesin ne olduğuna dair bir bilgisi olup olmadığını sordum.

-Sen uyuyorsun,dedi.

Ne uyuması,uyusam sorar mıyım? Dedim.

-Kadıköy açıklarında iki tanker çarpışmış, dedi.

Eşim  uyanmıştı,o da merak ediyordu.Kısac anlattıktan sonra oğlumu öpüp evden ayrıldım.

Kanlıca’ya indiğimde daha otobüsler çalışmaya başlamamışlardı.Beykoz yönünden gelen özel arabalara oto-stop işareti yapıyordum.Sonunda birisi durdu,durumu anlattım,arabasına binmeme izin verdi.Çiçekçi’de inerek Selimiye Kışlası’nın nizamiye kapısına doğru koşmaya başladım.Nöbetçi asker beni durdurdu,askerin yüzüne baktım,’Tertip patlamayla ilgili olarak Davut Yüzbaşıya gidiyorum.’ Dedim.Nöbetçi asker kendimden emin tavrımdan etkilenmiş olacak ki,’aşağıdaki nöbetçiye sor o yerini gösterir.’ Dedi.

Koşar adımlarla Selimiye Kışlası’nın son kapısından çıkarken nöbetçiye de aynı şeyi söyleyip asfalta çıktım.

Aslında Davut Yüzbaşı diye birisini tanımıyordum ve böyle birisi yoktu,riske girerek ilk nöbetçiye bunları söyledim.Ya gerçekten Davut Yüzbaşı diye birisi vardı ya da nöbetçi asker benim  kendimden emin tavrımından etkilenerek Davut Yüzbaşıyı biliyormuş gibi yaptı.

Hangisi olursa olsun,benim amacım Haydar Paşa Garı’na girmekti;çünkü Selimiye tarafından başka tüm yollar kapatılmıştı.

Kafamı kaldırıp Haydarpaşa Garı’na baktığımda ürperdim; çünkü bütün camları kırılmıştı.

Haydarpaşa açıklarında sabaha karşı Romen bandıralı İndepentanta şilebi ile Yunan bandıralı Evriali şilebi kafa kafaya çarpışmışlardı.İndepentanta petrol yüklüydü.Sürekli olarak denize ham petrol akıyordu.Alev yoktu ve çok yoğun simsiyah bir duman çıkıyordu.

Haydar Paşa rıhtımında  söndüren 1 ve söndüren 2 deniz itfaiyesi  vardı.Söndüren 1 e balıklama daldım.Karşıma çıkan ilk kişiye ‘Kaptan kim?’ diye sordum,

-benum,Nuri kaptan,dedi.

-Nuri kaptan,adım Atilla gazeteciyim.

-hangi gazete?

-pardon Cumhuriyet…

Nuri kaptan tesbessüm etti.

-Nuri kaptan,siz söndürmeye gideceksiniz değil mi?

-evet..

-ben de sizinle gelmek istiyorum.

-olmaz gelemessun.

-yapma kaptan,niye?

-tehlikelidur.

-biliyorum kaptan;ama benim işim bu,hadi gözünü seveyim.

Biraz daha Nuri kaptanla sohbet ettikten sonra onu ikna etmeyi başardım.

İçim içime sığmıyordu; çünkü tayfalar baş altında kahvaltı yapıyorlardı.

-Nuri kaptan ne zaman hareket ederiz_

-uşaklar karınlarını doyursunlar,bu arada da filtreler temizlensin..

-filitreler derken?

-bak uşağım,denizde su alıyoruz ya,işte o suda petrol vardır,filtreleri tıkadığı için su çekemiyoruz,onlar temizleniyor.

-hay Allah..

Böylesi olaylarda gazeteciler sanki işi kaçıracaklarmış gibi düşünerek telaşlanırlar.Oysa telaşlanacak hiçbir şey yoktu; çünkü harıl harıl yanan tanker birkaç saat içinde sönecek değil di ya.

O yıllarda sigara içiyordum,bir sigara yakıp zamanın geçmesini beklemeye başladım.İçimde garip bir duygu vardı,tam kestiremiyordum.

O da ne? Karşıdan tanıdık birisi geliyor..

Eyvah ,Sadettin Teksoy,hani parmağıyla tv de işaretler yapan acar gazeteci..

Hemen Nuri kaptanın yanına gittim.

Kaptan,dedim,şu gelen varya onun adı Sadettin Teksoy’dur.O da bizimle gelmek için sana yalvaracaktır.Sen duygusal bir insansın,onu da yanımıza alacaksın; ama

-aması ne ?

-aması şu  kaptan,o Sadettin var ya,çok kalleştir,tekneye binmek için akla gelmedik şeyler yapar,işi görüldükten sonra yazısını bitirirken Nuri kaptan benim hayatımla oynadı diye senden bahseder,senin anlayacağın yemek yedi kaba eder.Karar senin ben içeri geçiyorum.

Kaptan köşkünün yanındaki aralıktan Sadettin seyretmeye başladım.Geldi kaptanla tanıştı,dil dökmeye başladı; ama nafile Nuri Kaptan sürekli olmaz diyor.Sonunda sanırım Sadettin Teksoy hayatının hatasını yaptı.TEKNEYİ KİRALAMAYA KALKTI.

Nuri kaptan Sadettin’e bağırıyordu:’DEDİKLERİ KADAR VARMIŞSIN’,Sadettin,Nuri kaptanın ne dediğini anlamadan dinliyordu.

Hareket eden söndüren1 teknesinin içindeyim ve Sadettin’i atlatmış olmanı keyfini yaşıyorum.

Yanmakta olan Romen bandıralı İndepententa şilebine yaklaştıkça sıcaklık artıyordu.Elimde ki Yaşica marka amatör makinamla çekeceğim fotoğraflar dumandan başka bir şey olamazdı.Alevlerin fotoğrafını çekmeliydim.Mutlaka farklı görüntüler almalıydım; ama nasıl

Söndüren 1 ,şilebin sancak tarafının kıçına yaklaşarak su püskürtmeye başladı.Bu kadar yakın mesafeden  kızıl alevler görünüyordu.Nuri kaptanın yanına gittim.

Nuri Kaptan,şimdi makinamı sana vereceğim ve ben şilebin kıçına çıkacağım,sen aşağından benim resmimi çekeceksin,dedim.

Nuri kaptan şaşırdı bana döndü:’Sen manyak mısın? Şilebin güvertesine adımını atar atmaz yapışır orada kalırsın.

-Niye?

-Niyesi var mı? orası şimdi nar gibidir,sen soğuk mu zannediyorsun? Dedikten sonra yardımcısına seslendi’ tornistan..’

Düşündüm,Nuri kaptan haklı,ürperdim.

Yanan şilebin yakın plandan fotoğraflarını çekmek için elimdeki gazetenin orta sayfasını yırtıp makinanın objektifini oradan dışarı çıkarıp çekmiştim; çünkü kirpiklerim ve saçlarımın uçları alazlanmıştı.

Allahtan rüzgar Kadıköy,yani Anadolu yakasından esiyordu.Beşiktaş tarafından esseydi hepimiz kavrulurduk..

Nuri kaptan,sürekli olarak telsizle hava raporu alıyordu,yanına gittim,’kaptan biraz daha yaklaşamaz mıyız,bükülen,eriyen demirleri çekmek istiyorum.’ Dedim.

Nuri kaptan yüzüme baktı baktı,sen hakikaten manyakmışsın,dedi.

Dedi;ama dediğim de yaptı.Şilebin arkasına geçtik görüntü çok netti,keyfimden yerimde duramıyordum.Teknenin başına çıktım,sürekli olarak makinamın vizöründen takip ediyorum.

Derken……

Söndüren 1’in baş kısmı havalandı,sanki salıncaktaymışım gibi hooop…

 

11.11.2016
Bu yazı 748 defa okundu.

Diğer Yazıları