YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

CUMHURİYET”İN POLİSİ BABAMA, POLİS ÇOCUĞU OLMAK

CUMHURİYET”İN POLİSİ BABAMA...

POLİS  ÇOCUĞU OLMAK...

Ardahan”da oturduğumuz evin duvarları kesme taştı…

Pencereleri ayrı ayrı  dışa ve içe açılırdı;derlerdi ki iki duvarın arasına saman koyulmuştur.İçerden sıcağın dışarı çıkmasını,dışarıdan da soğuğun içeri girmesini engellermiş..

Elektrik yoktu;ya gaz lambası ya da lüks lamba ile aydınlanırdı evin içi..

Ardahan”da neredeyse dokuz ay kış olurdu,damların saçakları buz tutar,kınından çıkmış kılıçlar gibi aşağı sarkarlardı..

Motorlu taşıt yoktu.Atların çektiği kızak ve zankalar vardı…

Anımsadığım kadarıyla oturduğumuz evin üç  odası ve büyükçe bir salonu vardı..

Odanın birinde annem-babam,ötekinde;ben,kardeşlerim Ümit ve Ergin kalırdık. Üçüncü oda  misafir odasıydı.Evimizden misafir eksik olmazdı,ya Feridun amcam,ya Feriha halam ya da Yılmaz dayım  sırasıyla bizde kalırlardı,yani bize can yoldaşı olurlardı.Her üç  odanın kapısı salona açılırdı;çünkü salonun ortasında oldukça büyük bir kuzineli soba vardı,soba sabaha kadar yanardı…

Sabahları  okula gitmeden önce rahmetli anacığım Kars kaşarından kestiği kalın dilimleri,kızarmış sucuklu ekmeklerin üzerine koyar,sonra tepsi içinde sobanın fırınına sürerdi..Büyükçe bir dilim ekmek ve bir bardak ballı süt içirmeden okula göndermezdi..

Gündüzleri zaman şöyle böyle geçerdi,ama akşam olduğunda babam eve zamanında gelmediğinde içimizi bir sıkıntı kaplardı.Nedenini tam olarak anlayamazdım;neşem kaçar,huysuzlaşırdım.Kardeşlerim küçük oldukları için pek anlamazlardı.Rahmetli anacığımında huzuru kaçardı.Kendi kendine bir şeyler mırıldanır,canı çok sıkkınsa bize bağırırdı:”uşaklar rahat durun da “

Babam,eve geldiğinde kapıya üç kez sert sert vururdu,o sesi duyduğumuzda üç kardeş birden kapıya hücüm eder,kapıyı açmak için birbirimizi iterdik.

---------------------------------------------------------------------------------------------------

BABAM...

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Babamız geldi…babamız geldi..babamız geldi..

Babam,içeri girdiğinde  önce bir “bırrrrrr” çekerdi,anlardık ki dışarısı buz gibi.Babamın yanakları,elleri buz gibi olurdu,sonra giderek ısınırdı..

Babam eve geldiğinde elindeki kese kağıdını açtı,içinden sarı-yeşil renkli 5 eğri parmaklı ele benzeyen bir şey çıkardı.Merak ettik,yanına sokulduk.

Baba bu ne ?

Anamızda merakla bekliyordu.

Babamız:”bunun adı MUZ muş,Adana”dan bir arkadaş getirmiş,hepimiz aldık.” Dedi.

Biz oğullarına birer tane verdi,birini anamıza birini de kendisine aldı.

Nasıl yeneceğini bilmiyorduk,babamız gösterdi,sarı kabuklarını soyduk.

Kokusu,tadın ne kadar da güzel..

Patates,lahana,ıspanak,yer elmasından başka sebze,elma,armuttan başka meyve  görmemiştik ki.

Üç kardeş soluksuz yedik muzlarımızı,anamız,babamız bir muzu bölüştüler,son muzu da üç oğullarına paylaştırdılar…

Ardahan”da polis karakolunda  polisten fazla bekçi vardı…

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

BABAMIN                                                                     BABAM ( SİVİL OLAN ) KADİM DOSTLARDAN 

İLK POLİSLİK YILLARINDAKİ                                       MEHMET TURKOL AMCAMIZLA

RESMİ GİYSİLERİ

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bir gün babam eve gelmedi…onun geliş saati biraz geçmişti ki kapı çalındı,o sesler babamızın geldiğinin işareti değildi..Üç kardeş anamızla birlikte kapıyı açtık…

Bekçi anneme,babamızın bir iş için bir arkadaşıyla Ardahan dışında göreve gittiğini söyledi.

Sanki donmuştuk,üç kardeş sessizliğe gömülüp babamızı düşünmeye başladık.Anamız,anladığım kadarıyla dua ediyordu;çünkü ne yaptığını insanlara göstermekten kaçınırdı.Zaten bu davranış biçimi babamızın ve anamızın ortak yanlarından biriydi…

Saatler geçiyordu;ama babamız kapıyı çalmıyordu…duygusal çöküntü ile birlikte fiziksel çöküntü,gözlerimiz kapanmaya başlıyor,üç kardeş odamıza bile gidemeden sobanın yanındaki şiltede birbirimize yaslanarak uykuya teslim oluyoruz…

Sabah uyanır uyanmazı babamız gelmiş mi diye ayakkabılarına bakmaya gidiyoruz…

Gelmemiş…

Günün ilk yumruğunu yiyiyoruz..

Canım okula gitmek istemiyor,gitmeyeceğim…

Anam  anlıyor,”hadi Atoç hazırlan okul vaktin geliyor,baban gitmediğini duyarsa kızar..”

Babam gelsin de kızsın,yeterki gelsin.Neden gelmedi hala ? Yoksa..hayır,hayır babama bir şey olmaz..

Okuldan eve uçarcasına dönüyorum,kapıyı tekmeliyorum,anam açıyor..

Babam  geldi mi ?

-yok daha gelmedi..

-Karakola gidip sorayım..

-Oğlum baban gelse eve gelir,karakolda niye dursun ki he..

Kötü şeyler düşünmek istemiyorum;ama aklıma neler geliyor.Yutkunamıyorum bile.

Hey Allahım…

Karanlık  iyiden iyiye çöktü…

Babam lüks lambayı yakmadan önce pompalardı,ondan öğrenmiştim..anamın elinden aldım,pompalamaya başladım,nasıl oldu bilmiyorum,parmağım sıkıştı,canım yandı;ama hem geçti..

Gece olunca bekçi düdüklerinden başka  bir de köpek ulumaları duyulurdu..Köpekler fazla ulumaya başladığında anlardık ki kurtlar şehre inmiş…hele uzaktan gelen silah sesleri duyduğumuzda kurtların şehre indiğini daha iyi anlardık;çünkü babamız böyle söylerdi..Hatta bir keresinde oturduğumuz evin önünde köpeklerle kurtların boğuştuklarını bile görmüştük.Köpeklerin boynuna uçları sivri demir tasma takıldığı için kurtlar, köpekleri boynundan yakalayamazmış.

Yine yorgunluk,umutsuzluk ağır basıyor,gözlerimiz kapandı kapanacak;ama o özlem yok mu,babayı özlemek,yolunu gözlemek,yıkılmayacağına inandığın o dağın gelişini beklemek.

Bunlar bile yetmiyor ve gözlerimiz kapanıyor…

Günün ilk ışıklarıyla uyanıp,yine kapıya koşuyoruz..

Babamızın ayakkabıları yok,demek ki gelmemiş…

Okul çıkışı yine uçarcasına eve geliyorum..

-Anne babam geldi mi ?

-Yok oğlum  gelmedi..

Hava kararmaya başladı,ayazpaşa devriye geziyor…kuzineli sobamız gürül gürül yanmaya başladı mı anlardık ki dışarıda ayaz var…

Sanırım  anam o gün kendini oyalamak için hingel (mantı) yapmıştı;çünkü öylesine çok yapmıştı ki  enaz 20 kişi yese doyardı…

Hepimiz hingeli çok severiz;ama fazla yiyemiyoruz..

Hepimize rehavet çöktü..gözlerimiz kapandı kapanacak..

Birden:evimizin kapısı çalınıyor…

Sayıyoruz:

Bir…

İki…

Üç….

Baba..baba..baba…

Koşuyoruz  kapıya,açıyoruz…

Dağımız,göğümüz,sığınağımız babamız geldi…

Anam,güzel anam ayıp olmasın diye kocasının boynuna üç oğlunun yanında sarılamıyor bile..

Sadece,

-Cahit,seversin diye hıngel yaptım,

-açım,Naile hele getirde yiyek..

Evimiz,düğün,bayram yeri..

Babam,aldıkları bir ihbar üzerine üçü bekçi,beş arkadaşıyla birlikte iki atın çektiği zankaya binerek baskına gidiyorlar,ihbar edilenlerle aralarında silahlı çatışma çıkıyor;ama onları yakalıyorlar.Zanlıları kelepçeleyerek zangaya bindirip Ardahan”a dönerken kurtların saldırısına uğruyorlar…kurtlar atlardan birisini öldürüyor,babam ve arkadaşları zankanın kolonlarını keserek saldırıya uğrayan atı orada bırakıp tek atla Ardahan”a dönmeyi başarıyorlar….

 

Babamın tayini Kars”a çıktı. Biz  Ardahan”dan ayrılırken elektirik direkleri dikilmeye başlamıştı…O zaman ki adı Gümrük binası olan taş binanın hemen yanında kemerli kapısı olan Sabuncu Zarif”in Hayatı”nda tek katlı bir evde oturuyoruz.

Babam eve geldi,elindeki torbayı açtı,içinden simsiyah bir kutu çıkardı.

Kimseyle konuşmuyor,o siyah kutuyu gömme dolabın içine koydu,siyah kablosunun fişini  duvardaki prize taktı.

-baba bu ne ?

-oğlum bi sus..

-O simsiyah kutudan sesler gelmeye başladı..

-Baba bu ne ?

-radyo oğlum radyo..

-radyo ne baba…

-………………

Babamın  radyo dediği siyah kutudan insanın içini acıtan bir ses çıkıyor..

Babam,rakı içerdi,üzeri tırtıllı  olan rakı şişesini açtı,kadehini doldurdu,bir avuç leblebi koydu tabağa..

Merak ediyoruz..

-baba bu ne çalıyor ?

-Oğlum,Atatürk”ün naşı,etnoğrafya müzesinden alınıp Anıtkabire götürülüyor…

Siyah kutudan çıkan sesi dinliyoruz,hem o insanı ezen müzik çalıyor hem de birisi konuşuyor..

-Ulu Önder Mustafa  Kemal Atatürk”ün aziz naşı generallerin omuzlarında top arabasına  taşınıyor….

Babam,Cumhuriyetin polisi,Mustafa Kemal Atatürk”ün askeri son nefesini  bile Atatürk”ün fotoğrafının altında verdi..

……………………………..

Aradan yıllar geçti,İstanbul”da gazetecilik yapıyorum…

Neredeyse her gün bir ya da iki polis öldürülüyor…

Afişlerin üzerine yerleştirilen gizlenmiş bombalar patlıyor,polis ya ölüyor ya da elleri bileklerinden kopuyor…

İstanbul valiliğinde olaylarla ilgili basın toplantısındayım…

İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı..60 ihtilalinde Aydın Emniyet Müdürüydü,babamla çalışmıştı.

Hükümet yetkilileri hamaset nutukları atıyorlar..

Söz istiyorum,diyorum ki:

“Avrupa”da bomba imha robotları varmış,onlardan alsak da polislerimiz ölmese,sakat kalmasa,nasıl olur ?”

Bakan yanıtlıyor,”paran varsa al,o robotlar 450 bin lira biliyor musun ?”

Devam  ediyorum:”Bakan bey,bir polis memuru kaç yılda yetişiyor,o ölünce karısına çocuklarına neler oluyor siz biliyor musunuz ? Biz gazeteciler öldürülen polisleri yazmaktan bıktık..”

Bakan beni azarlıyor ve ayağa kalkıp “TOPLANTI BİTTİ “ diyor.

İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı,oturduğu koltuktan beni süzüyor..iki genç polis memuru da bakışlarıyla hoşnutsuzluklarını gösteriyorlar…

İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı beni yanına çağırıyor ve soruyor:

-Neden bakana öyle söyledin ?

-Şükrü bey ben de polis çocuğuyum,babam görevden dönünceye kadar ölür ölür dirilirdik.

-kim senin baban ?

-Siz Aydın Emniyet Müdürüyken birlikte çalışmıştınız..parmak izi komiseri  Cahit Kocadağıstanlı…

İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı,şaşırıyor,derin derin yüzüme bakıyor..ve

-Evet,tanıdım,sen de baban gibisin…Ne yapıyor baban ?

-Aydın”da…

Şükrü Balcı”nın yanındaki genç polis memurları yanıma gelip,boynuma sarılıyorlar…

Baba,10 Nisan 2016 tarihinde 171.kuruluş yıldönümünüz kutlandı…

Polis evine gidip,senin ve senin gibi Cumhuriyet”in polislerinin şerefine bir kadeh rakı içeyim dedim;ama..

YASAKLANMIŞ  BABA YASAKLANMIŞ

11.04.2016
Bu yazı 1334 defa okundu.

Diğer Yazıları