YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

DİSİPLİN

ÖRGÜT DİSİPLİNİ  PARTİ DİSİPLİNİ TOPLUMSAL DİSİPLİN BİREYSEL DİSİPLİN  (ÖZ-DİSİPLİN)

Disiplin konusundaki yazıma  Bireysel yani özdisiplinle başlamak istiyorum; çünkü yukarıda yazılı olan ve sayısı daha da çoğaltılabilecek tüm disiplinlerin kaynağı bireysel, (özdisiplindir)

Kişi, kurumlar ya da yasalarla üretilen disiplinlerde dayatma vardır, koyulan kurallara uyma zorunluluğu vardır, uyanlara ödül yoktur;ama uyulmadığında ceza vardır, hatta ölüm cezası bile vardır. Peki eğitim niye yoktur;çünkü özgürlük yoktur. Özgürlük yoksa sorgulamakta yoktur, yaratıcılıkta yoktur, gelişimde yoktur. Peki ne vardır ? sürüleşme vardır, güdülme vardır, korku vardır, tek tip düşünce vardır: KOŞULSUZ İTAAT.

KOŞULSUZ İTAAT: neyi getirir, insanların kendilerini göstermek için OTORİTEYE boyun eğerek çıkarları için KARAKTERSİZLİĞİ KARAKTER  olarak kabullenmelerini . Peki bu kimin işine yarar ?

Elbette ki otoritenin ve otorite başı olduğu toplumu istediği gibi yönetir. Kuralları o koyar istediği zaman istediği gibi değiştirir;çünkü egemen olan o dur.

Peki niye böyle olmuştur ?

Toplumları bilinçlendirmek için eğitmek oldukça çok zaman alır, oysa kurallar koymak ve bunları yasalaştırmak daha kolaydır, hem o toplumu oluşturan insanların aydınlanmalarını, bilinçlenmelerini engellemek, onları kurallarla sürü psikolojisi içinde yönetmek otoritenin daha çok işine gelmektedir.

Kendi yaptığı kanatlarla Galata Kulesinden uçarak Üsküdar'a konan Hezarfen Ahmet Çelebi'ye padişah dördüncü Murat ne yapmıştı ? Önce bir kese altınla  ödüllendirmiş, sonra insanları uyandırır korkusuyla Cezayir'e sürmüştü.

İstanbul'da gazetecilik yaptığım yıllarda kısa adı Akajans, olan Akdeniz Haber Ajansı'nda çalışıyordum.  Ben, adaşım Atilla Dağlı ve rahmetli Ruhan Ünal abi maaş olarak brüt:3.877.13 kuruş, net olarakta 3 bin lira alıyorduk. Bizim dışımızda çalışanların çoğu  bin lira bile alamıyorlardı. Sendikal örgütlenmeye girdim, TGS (Türkiye Gazeteciler Sendikası) üye kaydettim, sonunda 610 gün sürecek greve başladık. Benden başka kimse sınıf sendikacılığı nedir bilmiyordu. Hergün çadırda benim dışımdaki 32 kişiye eğitim verdim, onlar evlerine gittiler, ben çadırda yattım, onlar denize gittiler ben çadırda kaldım. Kış geldi kar yağdı, ben gece nöbete kalan arkadaşımla çadırda kurduğumuz sobada tekstil artığı çaputları yakarak ısındık. Giderek birbirimizi daha iyi tanıdık,güvendik. Süre uzadıkça insanların dayanma gücü azalıyor, bazı arkadaşlarım bana gelip bir şube yöneticimizin kendisine bir gazetede iş bulduğunu istediği zaman grev çadırından ayrılabileceğini söylediğini söyledi. İşte o z aman beynimden vurulmuşa döndüm. Bekledim, sendikamızın genel kurulu yapılırken söz istedim kürsüye çıktım ve grev çadırındaki emekçilere  iş bulacağını vaad ederek, onları eylemimizden uzaklaştırmaya çalışan şube yöneticisinin GREV KIRICILIĞI yaptığını genel kurula sunarak yeniden kazanmasını engelledim.

Kimileri bana bunu yapmakla ÖRGÜT DİSİPLİNİNE uymadığımı söyledi, güldüm. ÖRGÜT DİSİPLİNİ  demek bir kişinin EGEMENLİĞİNİ              korumak değildir, ÖRGÜT DİSİPLİNİ O ÖRGÜTÜN TÜM ÜYELERİNİN VE GELECEĞİNİN KORUNMASI İÇİN gerektiğinde KRAL ÇIPLAK diyebilmektir.

Bunu yapabilmek için de bireysel disipline yani özdisipline sahip olmak gerekir.

Özdisipline sahip olmak demek özgür olmak demektir.

O zaman çalıştığım Akajans'ta iyi para alanlardan biriydim ve isteseydim daha çok kazanırdım; ama sigortasız çalıştırılan Işıl'ın annesine ilaç alabilmek için komşularından borç aldığını öğrendiğimde, Işıl ve Işıl gibi sigortasız çalıştırılan arkadaşlarımın haklarını korumak için  sendikal örgütlenmeyi hedefledim. Ve bir basın emekçisi olarak görevim çalıştığım yerde sendikal örgütlenmeyi  gerçekleştirmektir. Bunu gerçekleştirdiğimde engel olabilecek kim olursa olsun savaşmam gerekirdi, bunu yapmak örgüt disiplinine uymamak olamazdı. Eğer birilerinin yorumladığı gibi örgüt disiplini adına susmayı yeğleseydim, Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın tarihine en uzun grev olarak giremezdik  ve basın emekçileri haklarını alamazlardı.

Ben sınıf sendikacılığına karar verdiğimde hedefimde belliydi, amacımı içselleştirip kendimi adadım, hedefime ulaşabilmek için hep canlı oldum. O zaman evliydim ve oğlum vardı, sanki bir başka kentte çalışıyormuşum gibi haftada bir kez evime gidebiliyordum, niye; çünkü bana güvenip birlikte yola çıktığım  7 si bayan 32 arkadaşım vardı.

Benim için  örgüt disiplini demek hem arkadaşlarımın hem de üyesi olduğum TGS'nin onurunu korumaktı, sözüm ona örgüt disiplini adı altında birilerinin saltanatını sürdürmesine izin veremezdim.

Bu inancıma inanarak bana güvenip çadırda 610 gün birlikte kaldığım arkadaşlarımla birlikte Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın tarihine geçtik, grev kırıcılığı yapan yöneticinin adı bile unutuldu…

Özdisipline sahip olmak demek,ne yapacağını bilmek demektir. Özgürlük demektir.

Stephen R.Covey, ”disiplini olmayanlar, duygularının, iştahlarının ve tutkularının kölesidir.”der.

Yapman gerekeni yapmak yerine erteliyorsan özdisiplinin yok demektir; ama yapman gerekeni bilerek bir şeylerden vazgeçebiliyorsan, özdisiplinine uyuyorsun demektir.

Siyasi parti, sendika, dernek ve benzeri yasal örgütlerin tüzükleri vardır, başkanın, yönetim kurulunun ve üyelerin hakları ve uymaları gereken kurallar yazılıdır.

İngiltere'nin yazılı anayasası yoktur. Japonya'da hasta olan biri ağzına maske takarak sokağa çıkar, başkalarına bulaştırmamak için, bizde yere tükürülür, otobüste, minibüste arkandaki

kişi olanca gücüyle öksürür, salyalarını ensende hissedersin. Hırıstiyanlar kiliseye giderken tertemiz giyinirler, bizde camii avluları açık hava otel gibidir.

İngiltere'de hakimlerin, savcıların maaşı yokmuş, bizde hediye boldur. Almanya'da fabrikalarda mola dışında ara vermek yoktur, bizde aynı uygulama özel sektörde vardır; ama devlet kuruluşlarında  ne zaman canın isterse mola verebilirsin, o yüzden devlet işletmelerimiz tek tek kapandı. Bunların olmaması için baskıcı disiplinli yönetimler mi gerekli yoksa görgüyü, bilgiyi ve çağdaşlaşmayı sağlayacak eğitim mi ?

Bir siyasi partiye, bir derneğe üye olmak o kurumun yaşaması için her türlü sorumluluğu almak demektir. Parti ya da dernek başkan ya da yöneticilerce keyflerine göre yönetiliyorlarsa ve üyeler buna ses çıkarmıyorlarsa, buna örgüt disiplinine uymak değil, bile bile , güçlünün çıkar amaçlarına hizmet etmek, otoriteye boyun eğmek demektir.

Sorumluluğunu üstlendiğin kurumun geleceğine dair inandığın bir planın yoksa, başkalarının planının bir parçası  olursun.

 

30.11.2015
Bu yazı 959 defa okundu.

Diğer Yazıları