YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

DOSTUN MASKESİ YOKTUR !

Galata Köprüsünü yürüyerek geçtikten sonra Mısır Çarşısı’na gitmek için alt geçitte yürüyordum ki arkamdan ‘Atilla abi, Atilla abi’ diye birisinin bağırdığını duydum, arkama baktığımda Aydın’dan tanıdığım bir arkadaşı  gördüm.

Ona doğru yürürken olan oldu adını unuttum. Hafızamı zorladıkça  daralmaya başladım. Arkadaşım, bana adımla sesleniyor,ben onun adını unutuyorum.

Alt  geçitte sarıldık,hoş beş derken tezgahta bizim incirimizi gördüğümde bilinçaltım hafızamdaki blokajı kaldırdı..

-Sadık,Sadık ne arıyorsun burada..

Gördüğüm arkadaşım Sadık Yarımca’ydı..Eminönü’ndeki alt gecitte eşiyle birlikte incir satıyordu.Eşine de merhaba dedikten sonra daha sonra görüşmek üzere ayrıldım.

Eve dönerken vapurda Sadık’ı düşünüyordum.Hüseyin Aksu’nun Belediye Başkanlığı döneminde belediye meclis üyesiydi.Sık sık olmasa da görüşürdük,bir ara bana ekonomik anlamda zor bir dönem yaşadığını söylemişti,aynı sorunları ben de yaşadığım için,’tebdili mekan da ferahlık vardır’ misali  ‘ver elini İstanbul’ diyerek Aydın’dan ayrılmıştım.

Sadık’ın elinde çok fırsatlar vardı, olmasaydı bile o istese yaratabilirdi; ama o da benim gibi ‘düştüğüm çukurdan, çıkmak için Aydın’da mücadele etmek işe yaramaz’ diyerek soluğu İstanbul’da almış.Bildiğim kadarıyla Sadık işletme mezunudur; ama İstanbul gibi  bir kentte kurtların,çakalların,fillerin arasında hem de Eminönü gibi 72 milletin kurduğu açık pazarda yer bulması,onların arasında ekmek parası kazanması gerçekten zordu.Hele İstanbul’u tanımayan birisi için tam bir riskti…

Daha sonraki günlerde elimden geldiğince  Sadık’a uğruyordum.Hem onun işini yapmasına engel olmamaya çalışıyordum hem de çakallarla nasıl iletişim kuruyor,onu anlamaya çalışıyordum.Her gördüğümde Sadık,etki alanını giderek genişletiyordu.

Bir gün telefon etti ve ‘Abi  Çarşamba günü Kadıköy’deki Salı Pazarı’ndayım ‘dedi.Gittiğimde eşiyle birlikte yine pazarcılık yapıyordu,İstanbul usulü karnımızı doyurduk,sohbet ettik.Sadık çok şanslıydı; çünkü çok iyi bir  hanımı vardı,gerçek anlamda yoldaş,kader arkadaşı,acıyı,tatlıyı,varlığı yokluğu yüksünmeden paylaşan bir hanım.

Sadık,dedim,gerçekten çok şanslısın,bak eşin yanında..

Güldü ve ‘Abi evlendiğimiz günden beri bir kere bile birbirimizi kırmadık, öfkelendiğimiz,sinirlendiğimiz oldu; ama dışa vurmadık,birbirimizi incitmedik,hep sevgiyle saygıyla kucakladık birbirimizi,eşimin desteği olmasaydı zorlanırdım.’

Sadık bunları söylerken bile mutluluktan uçuyordu.

Ne demişti Sokrates,’EVLENİN GENÇLER EVLENİN, KARINIZ İYİ ÇIKARSA MUTLU, ÇIKMAZSA BENİM GİBİ FİLOZOF OLURSUNUZ Kİ O DA KÖTÜ BİR ŞEY DEĞİLDİR.’

Sadık,sohbetimiz sırasında ,’Abi haklıymışsın,İstanbul başka bir dünya,Aydın’da kalsaydım,içinde bulunduğum sıkıntılardan zor kurtulurdum.’

Ramazan ayındaydık , Aydın’a gelmeye hazırlanıyordum, benden bir isteği olur mu diye sorayım dedim.Aldığım cevap çok ilginçti.

-Abi şu an Edirne Selimiye camii önünde incir satıyorum,döndüğümde seni ararım.’

Sadık, ramazan ayında Edirne’de  ünlü Selimiye  Camii önünde 09 plakalı minibüsüyle Aydın inciri satıyordu.

-Tamam, dedim Sadık Kapıkule’den Bulgaristan’a da girecek galiba…

Her gördüğümde, Sadık, İstanbul’u avucunun içi gibi anlatıyordu. Semt pazarlarını kapasitelerine göre ayırarak yaptığı programı uyguluyordu.

İlgimi çeken bir yanı, ekonomik sorunlarını incir satarak kazandığı parayla çözerken, Aydın’ın, ülkenin sorunlarını hep gündemde tutması, seçenekler üretmesiydi.

Aydın’daki dostlarından söz ederken ;’Abi, gerçek dostlar insana güç veriyor,bunu İstanbul’a geldiğimde yaşayarak daha iyi öğrendim.’ Derdi.

23 Şubat 2003 yılında babam rahmetli olduğunda Sadık Yarımca,Kanlıca camiindeydi,bir dost,arkadaş,bir kardeş olarak,hep yanımızda oldu.

Hem İstanbul’da yaşayacaksın  pazar pazar gezip  incir satacaksın hem de eşe dosta zaman ayıracaksın, gerçekten fedakarlık isteyen bir süreç.

Aradan tam olarak kaç yıl geçti anımsamıyorum; ama Sadık,Aydın’ı özlemeye başladı; çünkü her karşılaştığımızda;

-Abi bir yıl sonunda Aydın’a kesin dönüş yapacağım.

-Sadık,Almanya’da çalışan hemşehrilerimiz gibi konuşuyorsun..

-Kesin dönüş yapacağım diyorum; ama sen yine haklı çıkıyorsun,İstanbul’dan temelli ayrılmak zor,düştüğüm çukurdan buraya gelerek çıktım.Dediğin gibi İstanbul’un çok değişik bir enerjisi var,o nedenle burada depo gibi kullanacağım bir ofis açacağım…..’

Sadık,İstanbul’dan ayrılmadan İstanbul’u  özlemeye başlamıştı..

İstanbul YEDİ TEPELİ,DİNLERE,UYGARLIKLARA MEKAN OLMUŞ BİR KENT  DEĞİL,BİR ÜLKE..

Ben de haklıydım,Sadık’ta İstanbul’u sevenlerde..

Sadık, bugünlerde biraz sıkıntılı;çünkü çok sevdiği ağabeyisi Avni,by-pass oldu,şimdi aklı fikri ağabeyisi Avni’de ve Avni yoğun bakımdan çıktı,Sadık mutlu.

50-60 yıllık arkadaşlıklar vardır; ama özünde dostluk yoktur,aslında  o ilişki arkadaşlıkta değildir; çünkü arkadaşlık,arkam DAŞ  gibi demektir.Olsa olsa ahpaplıktır.

Sadık Yarımca gibi bir dostu olanlar beni çok iyi anlayacaklardır..

20.07.2016
Bu yazı 2675 defa okundu.

Diğer Yazıları