YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

DÜŞÜNÜYORUM (2)

Düşünüyorum…sizce bir sakıncası  var mı ?

Yok..

İyi o zaman..

Güzel,o zaman düşünmeye devam..

Düşünmeye  dair sözlerimiz:

‘düşün düşün,boktur işin’

‘ya sen ne düşüncesiz adamsın ‘

‘insan bir şey yapmadan önce  düşünür’

‘düşündükçe  batıyorum’

‘düşünüyorum, demek ki o zaman varım.’

‘Ne o karadenizde gemilerin mi battı ? düşüncelere dalmışsın .’

‘Yine  derin düşüncelere dalmışsın, hayrola ?’

‘arkadaş akşam düşündüm, düşündüm işin içinden çıkamadım’

Düşünmeyen insan var mıdır ?

Herkes düşünür..

Peki ‘DÜŞÜNCE’ dediğimiz şey nedir ?  Hiç düşündünüz mü ?

Bu yazımı okuduktan sonra DÜŞÜNCE’nin ne olduğuna dair DÜŞÜNCELERİNİZİ yorum bölümüne yazarsanız sevinirim.

Şimdi birlikte zihinsel bir yolculuğa çıkalım.Bu yolculuğu yapmak için  gözlerinizi kapatmanıza gerek yok.Sadece şu özdeyişi düşünün.

‘ADALET KUTUP YILDIZI GİBİ YERİNDE DURUR VE GERİ KALAN HER ŞEY ONUN ETRAFINDA DÖNER ‘

Bu özdeyişi  M.Ö.551-479 yılları arasında yaşamış ünlü Çinli filozof  Konfüçyus söylemiş.

Düşünüyorum ve merak ediyorum, acaba Konfüçyus şimdi yaşasaydı, yine de aynı şeyi söyler miydi ?

Sanmam; çünkü adaleti kutup yıldızı gibi yerinde tutan ve geri kalan her şeyi onun etrafında döndüren, doğa üstü bir güç değil, onu yaratan insanın hukuka ve özgürlüğe verdiği değerdir.

Bu değerlerin yaşatılması sorumluluğunu üstlenenlerin cübbelerinin cebi ve düğmesinin olmaması adaletin bağımsızlığının görsel yorumudur.

Peki ya yaşadıklarımız ?

Biraz düşününce hangisinden başlayacağını bilemiyor insan..

Kadılık döneminde,suçlanan kişi duruşma sırasında suçsuz olduğunu bildirerek, 40 şahidi olduğunu söyler.Kadı’da ‘O zaman önümüzdeki celseye onları da dinleyelim ‘der.

Mübaşir uyanıktır, dönen çarkın farkındadır ve bekler…

Bir sonraki duruşmadan 3 gün önce  Kadı’ya verilmek üzere bir tepsi baklava gelir. Mübaşir, tepsideki  baklava dilimlerinin sayısının 40 olduğundan adı gibi emindir; ama yine de göz ucuyla sayar ve tepsiyi teslim alır.

Mübaşir,baklava dilimlerinden bir tane alır,yerken dişine takılan şeyi ağzından çıkardığında altın olduğunu görür.Yani   40 şahit=40 adet altın.

Duruşma günü, kadı suçlanan kişiye hitaben,’40 şahitim var demiştiniz; ama 37 şahit geldi.’der. Suçlanan kişi panikler, şaşırır, ne yapacağını bilemez. İşte tam bu sırada  mübaşir kadıya seslenir: ’Kadı hazretleri 3 şahitin ifadesini ben aldım.’

Düşünüyorum da Kadılık dönemi öncesi bu çark nasıl dönüyordu ?

Konfüçyus M.Ö.551-479 yılları arasında yaşarken söylediği bu sözlerle o günlerde uygulanan  adalet, hukuk anlayışını mı vurguluyordu yoksa gelecekte adaletin anlam yitireceğini mi ?

Düşünüyorum da, sanki Konfüçyus zaman makinasına binip bugünlere gelmiş, olacakları görmüş ve kendi çağına dönerek bu sözleri söylemiş.

Örneğin, şu sözünü de düşünür müsünüz ?

‘BİR YERDE  KÜÇÜK  İNSANLARIN  BÜYÜK  GÖLGELERİ  VARSA, O YERDE GÜNEŞ BATIYOR DEMEKTİR.’

Ne demek istemiş olabilir Konfüçyus ?

Bunları düşünürken birden  bire  aklıma Mustafa Kemal Atatürk’ün BURSA NUTKU geldi..

21.09.2016
Bu yazı 917 defa okundu.

Diğer Yazıları