YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

EMEĞİN ONURU SENDİKALI OLMAKTIR

YILLAR SONRA YENİDEN TGS ÜYESİYİM

Bir tohum tanesini toprağa ekip,can suyunu verdikten ,onun filiz verip,fide olduktan sonra meyvesini verinceye kadar geçen sürede harcanan enerji bir emektir.

Çamura şekil vermek; unu hamur yapıp ekmek üretmek, kumaştan bir giysi dikmek, için harcanan enerji  bir emektir.

Tığın ucundaki ipliği evirip, çevirip işleyerek, dantel üretmek,yün ipliği şişlerin arasında hareket ettirerek bere,çorap örmek için harcanan enerji emektir.

Sabahın köründe kalkıp, alaca karanlıkta sokakları süpürmek, fabrikada bir makinanın başında saatlerce çalışmak o ürünün meydana gelmesi için harcanan enerji emektir.

İşlenmiş deriden ayakkabı üretmek için harcanan enerji bir emektir.

Sanatın değer kazanmasının altında, onun uğrunda harcanan el emeğinin, göz nurunun enerjisi vardır buda emektir.

İzmir’de 70 li yıllarda Yeni Asır Gazetesi’nde çalışmaya başladığımda TGS (Türkiye Gazeteciler Sendikası) na üye olmuştum.

Yeni Asır’da çalışanların çoğu gazeteden eve,evden gazeteye giden gazetecilerdi.

Öteki gazeteler ve gazetecilerle olan ilişkilerini kolay kolay göremezdim.Neden olduğunu da merak ederdim.Oysa sendikal açıdan bir sakınca yoktu,toplu-iş sözleşmesi zamanı geldiğinde anlaşma kısa zamanda imzalanırdı.

Demokrat İzmir Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni rahmetli Akın abi ‘Simav) birlikte çalışmamızı teklif ettiğinde daha rahat bir ortamda çalışacağımı düşlemiştim.

Yanılmışım…

Demokrat İzmir’e transfer olduktan sonra orada yetkili bir sendika olmadığı için toplu iş sözleşmesi de yapılamıyordu.

Demokrat İzmir’de TGS ve Basın-İş Sendikalarının üyeleri vardı.Her iki sendikanın üye sayısı yetki almaya yetmediği için,çark işveren lehine dönüyordu.

Zor koşullar altında çalışan işçilerin yaşamlarını haber yapıyorduk; ama kendimiz onlardan daha beter durumdaydık.Örneğin:her gece birimiz nöbetçi muhabir olarak kalıyorduk,bu fazla mesai için evlilere 50,bekarlara 30 lira ödeniyordu,oysa hepimiz aynı işi yapıyorduk,bu ayrıcalık niyeydi?

Bir gece Attila İlhan’ın Ankara’dan yazdırdığı başyazıyı telefonla alırken,Attila İlhan,bana,’Atilla,senin bu gazetede ne işin var,yoksa Ecevit’in barış güvercini uçurduğu posterin altında kendini güvencede mi hissediyorsun?’ diye sormuştu.Attila abinin bu sözleri benim biraz araştırma yapmam için mesaj oldu.

Daha sonraki gece nöbetlerimde,matbaa bölümünde çalışan Basın-İş sendikası üyesi olan arkadaşlara birleşirsek ; ancak haklarımızı koruyabileceğimizi söyleyerek onları TGS’ye üye olmaya davet etmiştim.

Toplu olduğumuz zaman kimse ilgi göstermiyor gözüküyordu, yalnız kaldığımızda TGS üyelik formunu doldurup bana veriyorlardı.

Örgütlenme çalışmalarımı tam olarak tamamlayacağım sırada uzun zamandır beni izlemeye alan Ayten Düvenci işime son vererek bir taşla iki kuş varmuş oldu. Birincisi beni kovmuştu,ikincisi bunu yaparak Basın-İş Sendikası üyesi olan arkadaşlara aba altından sopa göstermişti.

Kısacası, haklarını savunduğum ve  birlikte  çalıştığım basın emekçisi arkadaşlarımın bizden gibi görünen bazıları  tarafından satılmıştım.

Demokrat İzmir’in muhasebe müdürü işime son vermelerinin gerekçesini açıklayan yazıyla birlikte bir miktar da para koydu masanın üzerine. Cebimde beş kuruşum bile yokken parayı almadım.Yazıyı aldım,dışarı çıkarken,’Hakkım bir lira bile olsa,onu hukuk yoluyla alıp sendikamın duvarına madalyon gibi asacağım’  diyerek gazeteden ayrıldım.TGS’ye gittim,o zaman ki Şube Başkanı Okan Yüksel’di.Bana ‘Hayırlı olsun’ dedikten sonra işsizlik yardımı  olarak bir miktar para verdi ve ihtiyacım olduğunda tüzüğe göre ödeme yapacağını söyledi.

Kendimi daha güçlü hissediyordum.

TGS’nin hukuk danışmanı Avukat Asena Özgen ablamız, benim adıma harekete geçti.Bu arada İstanbul’a giderek Akşam Gazetesi’nde çalışmaya başladım.Bir yıl geçtikten sonra Akajans’a transfer oldum.Orada da bir yılı doldurmuştum ki aynı sorunlar yüzünden önce direnişe geçtik,sonra da greve başladık.

610 gün süren bu grev eylemi sırasında bir gün Asena abla grev çadırımıza geldi,bana sarıldıktan sonra,’Atilla,davayı kazandık,Demokrat İzmir’den kazandığın parayı ne yapalım?’ diye sorduğunda,’Abla söz verdiğimiz gibi o parayı TGS İstanbul Şubesi’nin duvarına asacağım’ dedim.Bir değişiklik yaptık;parayı sendikanın İstanbul Şubesinin duvarına değil de Akdeniz Haber Ajansı’nda başlattığımız grev çadırında kapıya astık.

TGS’nin kuruluşundan beri en uzun grev eylemi olan Akajans grevi (610 gün) hem sendikanın hem de benim mesleki yaşam tarihine altın harflerle geçti.

Bu grev başladığında 5-6 yaşlarında olan oğlum Altar’ı grev çadırına götürerek ilk sınıfsal eylemini yaptırdım.

Aradan onca zaman geçtikten sonra, yeniden TGS üyesi oldum.İlginç olan Gazete Flaşı’ın imtiyaz sahibi yani patronu Süleyman Kasım Şener,hepimizi tek tek elektronik yöntemle TGS üyesi yaptı.

Bir zamanlar İzmir’de,İstanbul’da gazetecilik yaparken,zor koşullar altında çalışan işçilerin yaşamlarını haber yapardım; ama kendi yaşamımı anlatacak kimse bulamazdım.

Genç meslektaşlarıma,EMEĞİN ONURU SENDİKALI OLMAKTIR.BASIN EMEKÇİLERİNİN ONURU DA  TÜRKİYE GAZETECİLER SENDİKASI (TGS) YE  ÜYE OLMAKTIR. sözünün ne anlama geldiğini düşünmelerini öneriyorum.

 

İstanbul'da Cumhuriyet'te çalışırken aldığım TGS üye kimliğim

 

Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın Akajans'ta ki grevi 610 gün sürmüştü.Dönemin Dışişleri bakanı rahmetli.Prof.Dr.Turan Güneş grev çadırımıza gelmişti.

 

Oğlum Altar 5-6 yaşlarındayken onu grevimize götürerek ilk sınıf eğitimini vermiştim.

05.12.2016
Bu yazı 981 defa okundu.

Diğer Yazıları