YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

GAZETECİNİN ÖLÜMÜ

Yazımın  başlığı 1972 yılında okuduğum bir kabın adı…

Yazarı Horace Mc Coy…Bilgi Yayınevi 1972

Onu, Amerikan Edebiyatının hakkı yenmiş yazarlarından biri olarak tanıtırlar..

‘Atları da vururlar’ romanının yazarı ve bu romandan yola çıkılarak yapılan ‘Son Gerçek’ filmiyle de tanınır…

Mike  Dolan, mesleğine aşık, gözüpek bir gazetecidir. Arkadaşlarıyla birlikte KOSMOPOLİT adında bir gazetede çalışır. Yaşadığı yerdeki tüm kirli çamaşırları ve çamaşırların sahiplerini bir bir ortaya çıkarır. Başlangıçta içeriği nedeniyle ilgi gören ve reklam alan gazete, giderek reklam alamaz duruma gelir ve ekonomik sıkıntılar yaşamaya başlar. Bu sırada araştırmasını tamamladığı bomba gibi haberini tamamlar.Şehrin ileri gelenlerinden bazılarının bir çeteyle ilişkisini açıklar.

Mike,kendisinin bildiği gerçekleri aynı şehirdeki öteki gazetcilerinde bildiğini; ama yazmaya cesaret edemediklerinden yakınır.

Kitap şöyle başlıyor:

‘Mike Dolan,daha yazıişleri  telefon edip çağırdığı zaman anlamıştı olacakları.Koca şehirde gerçekleri halka anlatacak tek bir gazetenin  olmamasının ne büyük bir utanç olduğunu düşünüyordu,merdivenleri çıkarken.Keşke gazetenin gazete olduğu,orospu çocuklarına rahatlıkla orospu çocuğu denilebildiği günlerde gazetecilik etseydim diye geçirdi içinden.

O, eski gazetelerden  birinde  çalışmak epey keyfli olurdu her halde. Bir de şimdikilere bak.

Heriflerin bir sürü palavralar çiziktirip, bayrak resimleriyle  donattıkları  paçavralar…

Hepsi, Mussolini’nin ikinci bir Sezar (yalnız, uçakları ve zehirli  gazları olan bir Sezar, Hitler’in de  ikinci bir büyük Fredrik (yalnız tankları ve homoseksüel zevkleri olan bir büyük Fredrik) olduğunu yazıyorlardı.

Hepsi de iyi fiyatlarla milliyetçilik ticareti yapıyor, tirajdan başka hiçbir şeye aldırmıyorlardı.

-satılık piçler…diye mırıldandı, yazıişleri  müdürü  Thomas’ın odasına girerken.

LÜTFEN YUKARDAKİ  PARAGRAFI OKUDUKTAN SONRA TÜRKİYEDEKİ GAZETECİLİĞİ  YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİN

İlk sayfayı okumaya başladıktan sonra 258.sayfaya nasıl geldiğinizi anlayamıyorsunuz.

Gazeteci, Mike, çalıştığı Kosmopolit gazetesinde, uzun süreden beri araştırdığı haberini ,

ŞEHRİN İLERİ GELENLERİ HAÇLILARIN ÖNDERLİĞİNİ YAPIYOR..

BAY SHORELU BİR ADAMI HADIM EDEN MASKELİ  ÇETEYİ JACK CARLİSLE  VE  CRENSHAW YÖNETİYORLAR.

BU GİZLİ  ÖRGÜTÜN  HAYRETLER  VEREN İÇYÜZÜ  KOSMOPOLİT’TE…

KOSMOPOLİT BÜTÜN SATICILARDA..

Başlıklarıyla patlatmıştı.

Buraya kadar okuduklarınızı sindirmek için UĞUR MUMCU’nun nasıl öldürüldüğünü anımsayın…

Mike’de dostlarının  kısa süreliğine de olsa  şehirden uzaklaşması yolundaki tüm uyarılarına karşın bir yere gitmez ve  o gece sistemin adamlarının  infaz timi gecenin karanlığında görevini yerine getirir…Mike ölmek üzere olduğunu anlar ve birden kafasının üstünün uçtuğunu hisseder…sonrası sonsuz karanlık…yüzüstü çöplerin üzerine devrilir…

İşte bu son tümceyi okuduğunuzda siz de kafanızın üst kısmının koptuğunu hissedebilirsiniz.

Gazetecinin Ölümü’nü okuyalı 44 yıl geçmiş olmasına karşın anımsadığımda hala kafamın üstünün koptuğu hissine kapılırım.

Gazeteciliğin gerçek anlamını;  ustamız Şinasi Nahit Berker’in,’GAZETECİ  OLUNMAZ, GAZETECİ  DOĞULUR.’ Sözleriyle değerlendirirsek hakkını vermiş oluruz.

Batı mı bizden ileride , biz mi batıdan bir yerlerde ilerdeyiz tam olarak bilmiyorum, bildiğim bir şey varsa, ülkemizin Trakya girişinden başlayıp, Çin sınırında biten Ortadoğu bölgesinde yaşayanlar kendi kaderlerini yazabileceklerinin farkında olmadan , bulduklarına şükrederek yaşamaya alıştırılmanın bedelini ödeyedursunlar,, batı da ve uzak doğuda yaşayanlar da kendi kaderlerini yazma bilincine varmanın keyfini çıkarıyorlar.

Aydın’da yaşananlar eğer batıda bir ülkede olsaydı bile diyemiyorum; çünkü ölüme davetiye çıkaran jeotermal ölüm kuyularını açmak için daha ilk kazma darbesi vurulmadan gazeteciler ve orada yaşayan insanlar eyleme geçmiş olurlardı.

Eğer bir süre önce Dilek-Aykut Aysın çiftinin Uzakdoğu gezilerini anlatan röportajlarımı okuduysanız ve fotoğraflarını gördüyseniz bilinçsiz dinsel kurallarla yaşamanın ne demek olduğunu anlamışsınızdır.

07.10.2016
Bu yazı 793 defa okundu.

Diğer Yazıları