YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

GELECEĞE BAKARKEN GEÇMİŞİ DÜŞÜNMEK

Yaşadığınız şehrin sizin bilmediğiniz yıllarının fotoğraflarına bakarken aklınızdan ne geçer, ne düşünürsünüz ? biraz dikkatli baktığınızda geçmişten geleceğe nasıl değişerek yol aldığını görebilirsiniz. Ve ne yazık ki değişmek gelişmek anlamına gelmiyor.

Değişim bazı güçler tarafından başlatılarak hızı ayarlanır. Siz o hızı kontrol edemezsiniz; çünkü sizin buluşunuz değildir, o buluş sistemin buluşudur, sistemde kendi egemenliği için sürekli bir şeyler üretir, ürettikleri tüketim içindir, tüketimde kazanç sağlar, o zaman tüketim ekonomisinin kamçılanıp,insanlara yeni yeni bir şeyler sunulması gerekir ki sistemi uygulayanlar zengin olsunlar…

Parayı insan kazanıp harcasa da sistemin sermayesi insandır;çünkü insanın egosu vardır tatmin olmak ister, iyi yemek, iyi giyinmek, lüks yaşamak ister.

Biran için kredi kartı kullanmadığınızı düşünün,örneğin bir emekli kredi kartı kullanmadan nakit para ile alış-veriş yapabilir mi ?

Cebinde sadece bir kredi kartı kendiniz dahil kaç kişi tanıyorsunuz ?

Çalışanın da emeklinin de aylık, yıllık kazarcı bellidir ve bu rakamlar sisteme girildiğinde rahatlıkla görülebilir; ama buna karşın çoğu kişinin cüzdanında limiti maaşından fazla olan kredi kartları vardır. Bu bile bile lades değil midir ?

Ayda  500-600 lira arasında taksitle araba satılır, cazip gelir alınır; ama alanların kaçı o arabaya binmek için benzin parasının, yedek parça giderinin ne kadar tutacağını önceden düşünür.

Borç yiyen kesesinden yer, sonunda taksitler düzenli ödenemediği için mutluluk piramiti çöker…

Sistem kapitalist sistemdir. Yaşadığınız şehre, ülkenize bakarsınız  eskiden iki arabanın yan yana gidemediği yollar şimdi hava alanı gibi olmuş, yol yapıldı diye sevinirsiniz; ama sistemin temsilcisi, derki:”gelişmekte olan ülkelere yol yapmaları için kredi açarız, araç gereç kiralarız, onları borçlandırırız, yol yapımı bittikten sonra da arabalarımızı satarız, artık o ülke her anlamda bize bağımlı olmuştur.”

70 li yıllarda TRT progrmına  çıkan Vehbi Koç, bacak bacak üstüne atarak oturmuş nasıl zengin olduğunu anlatıyordu. Çanak soruyu hazırlamış olan spiker, ”Vehbi bey, siz pençeli ayakkabı giyiyorsunuz, siz murat 124' e biniyorsunuz, oğullarınız ayakkabılarını avrupadan alıyorlar, Avrupa otomobillere biniyorlar. ” Demişti.  Vehbi Koç'ta gülerek, ”ONLARIN BABASI ZENGİN” demişti.

Vehbi Koç'un insanlarla alay eden sözüm ona bu esprisi,çok büyük ilgi görmüştü;ama acı gerçeği görenlerin kaç kişi olduğunu öğrenememiştik.

Nedense zenginliği Tanrı'nın kendi seçtiği kullarına verdiği inancı çok yaygındır. Zengin olmaya beceremeyen çoğu insan, bu inancı bir tür kader olarak kabullenmiş. Oysa sağlıklı, mutlu yaşamak için paranın peşinden koşmanın bir anlamı yok, sistem insanlardan yana olsa, herkes kendi kazancıyla rahatlıkla geçinebilir durumda olsa yaşam daha renkli olur; ama dedik ya sistem kapitalist sistem azınlığın refahı için çoğunluk sermaye olmalıdır.

Rahmetli babam, ”Paranın dini yoktur !” derdi. Önceleri ne anlama geldiğini pek anlayamamıştım; ama bu söz beni öylesine etkilemişti ki önce değişmeye sonra da gelişmeye başladım.

Çocukken ramazanda oruç tuttuğumuzda rahmetli dedem bize gümüş elli kuruş verir bir de sırtında gezdirirdi. Beş vakit namazını kılardı; ama bize  hiçbir zaman “Tanrı istediği kuluna zenginliği verir” diye öğütte bulunmazdı.

İzmir'de, İstanbul'da gazetecilik yaptığım yıllarda nerede bir grev çadırı görsem hemen dalardım ve hayırlı olsun'u çektikten sonra grevdeki işçilerle sohbete başlardım. Hoşbeşteşten sonra sorardım: ”ARKADAŞIM ARTI DEĞER NEDİR ?”

Çadırda bulunan grevci emekçiler birbirlerinin yüzlerine bakarlardı. yanıtlayamadıkları için sıkılırlardı, ben de” bunun yanıtını bilmiyorsanız sendikanız sizi eğitmiyor, eğitim sekreteriniz ya da yöneticiniz kimse ona bu konuyu açın”derdim.

Seçimler önce AKP'nin asgari ücreti 1300 TL yapma vaadine ses çıkarmayan işadamları, daha sonra niye feryat etmeye başladılar dersiniz ? Acaba ARTI DEĞER, eksilir diye mi düşündüler ?

ABD'de, Avrupa'da emekliler emekli maaşlarıyla rahatlıkla dünya turuna çıkabiliyorlar, biz kredi kartımız olmasa kuru ekmeği bile bulamayacağız. Borç yiyen kesesinden yer diyerek günü kurtarmaya çalışıyoruz.

Peki hakkımızı aramak gibi bir gücümüz var mı ? İNANCIMIZ YOK Kİ GÜCÜMÜZ

 OLSUN..

03.12.2015
Bu yazı 955 defa okundu.

Diğer Yazıları