YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

GENÇLİK BAŞIMDA DUMAN İLK AŞKIM İLK HEYECAN GAZETECİLİK (3)

SAVAŞ PİLOTLUĞUNDAN GAZETECİLİĞE…

KUŞADASI KAYMAKAMI ÖZER TÜRK, TURİZMDE BUGÜNLERİN MİMARI !...

Gün geçtikçe gazeteciliği daha çok sevmeye başladım, sanki içimdeki bir boşluk doluyor gibiydi, her gün yeni birilerini tanıyor, girdiğim resmi dairlerde çalışanlardan ilgi görüyor, mutlu oluyordum. Oysa çocukluktan beri tek tutkum pilot olmaktı. Türk Hava Kuvvetleri’nde Savaş Pilotu olmak istiyordum. Pilot olmak konusundaki hayallerim çok farklı duyguları taşıyordu.

Rahmetli babam polis olduğu için şark hizmetinin bir bölümünü Kars’ta yapmıştı. Üç kardeşdik; ben rahmetli kardeşim Ümit ve Ergin. Kars’ta “Sabuncu Zarif”in Hayatı’nda oturuyorduk. Hayat;  içinde birçok evin bulunduğu çevresi duvarlarla çevrili, bahçesi geniş, oldukça yüksek ve kemerli ahşap kapısı olan küçük bir mahalle gibi, yani şimdiki SİTE ler gibi. Evimiz tek katlı, üç odalıydı. O zaman da Kıbrıs sorunu vardı, kendimce bir çözüm bulmuştum…Ben, Türk Hava Kuvvetleri’nde Savaş Pilotuydum, sözde bütün devletler toplanmışlar ve kendi aralarında bir çözüm bulmuşlar. Çözüm şöyleydi: Yunanistan  Hava Kuvvetleri’nden bir Savaş Pilotu ile Türk Hava Kuvvetleri’nden bir Savaş Pilotu Akdeniz’in üzerinde savaşacaklar, savaşı  kazanan pilotun ülkesi Kıbrıs’a sahip olacaktı..

Biz Türk Hava Kuvvetleri’nin Savaş Pilotları esas duruşta komutanımızın kime görev vereceğini bekliyorduk. Türk Hava Kuvvetleri Komutanı karşıma geçerek bana, ”Yüzbaşı Atilla Dağıstanlı, Türk Silahlı Kuvvetleri bu kutsal görevi sana verdi. Tanrı seninledir. Gazan mubarek olsun !” dedi, bende “başüstüne komutanım” diye karşılık verdim. O gün geldi, nereden buldum bilmiyorum, kaynakçıların kaynak yaparken gözlerine taktıkları bir gözlük buldum, o yıllarda daha denizi bile görmemiştim, Türkiye Haritasındaki Akdeniz’i gözümde canlandırdım. Jetime bindim, motorları çalıştırdım, kollarımı kanat gibi yanlara açıp, motor sesi  çıkarmaya başladım ve uçuşa geçtim..Altım uçsuz bucaksız bir deniz… gökyüzü masmavi.. çevremde gözlemci uçaklar uçuyor.. Derken Yunanlı pilot göründü… nereden ve nasıl aklıma geldi hala bilmiyorum; ama Yunan jetini görünce önce pilotu selamladım, o da beni selamladı… Ve… Savaş başladı..

Kollarımı kanat gibi yanlara açmış, bahçenin içinde bir o yana bir bu yana dalıp çıkıyorum..

Ben bunları yaparken, rahmetli anacığım ve babacığım gülerek pencereden beni seyrediyorlarmış..

Derken  diklemesine yükselebildiğim kadar yükseldim, ters takla atarak Yunan jetinin altına indim ve ateş etmeye başladım…

Yunan jeti, koyu dumanlar çıkararak Akdenizin sularına gömüldü…

Bu hayalimi gerçekleştiremedim; ama askerliğimi Kıbrıs’ta yapmayı başardım…

Dönelim gazeteciliğe; sanki gazetecilik bana daha uygundu… en önemli tarafı heyecan verici olmasıydı, her an değişik bir şeylerle karşılaşmak, yeni yeni birilerini tanımak, Valimiz rahmetli Muammer Ülgen paşamızla, vali yardımcılarıyla, resmi daire müdürleriyle, emniyet müdürüyle konuşmak, onların verdiği haberleri yazmak,  maçlara gazete kimlik kartını göstererek girmek, basın trübününde oturmak hele hele haberde imzamı görmek  beni, pedalın çalışırken çıkardığı sese, mürekkep kokusuna, kağıda, kaleme aşık etmişti.

Hüraydın Gazetesi, Pazar günleri çıkmadığı için, eğer varsa Aydınspor’un maçına giderdik ve Aydınspor galip geldiğinde de Ahmet Akgün, Atilla Alpay ve ben Hasır Pazarı’ndaki mürettiphaneye gidip maçı hurufat dizerek yazardık, Süleyman ya da İlhami de Pazartesi çıkacak sayıya haber olarak basarlardı. Bu işi ara sıra yapmamıza karşın giderek bir mürettip gibi hurufat dizmesini de öğrendim.

En çok ilgimi çekende yetkili birisi demeç verirken, ya da bir konu hakkında açıklama yaparken söylediklerini aynı hızla not almaktı. Gerçi başlangıçta kendi yazımı okumakta  zorluk çektim; ama giderek yazmakla-okumak arasında uyumlu bir bağlantı kurma beceresi kazandım ve bu beceri gazetecilik yaşamım boyunca sürdüğü gibi şimdi bile gerektiğinde hızlı not alarak okuyabiliyorum.

Ben, Hüraydın Gazetesi’nde çalışırken, rahmetli Ali Taşkın abimizin çıkardığı Mücadele  ve rahmetli Hilmi Tükel ağabeyimizin çıkardığı Ses ve Hüsamettin Coşkun ağabeyimizin çıkardığı Kıroba Gazetesi vardı.. Aydın’ın yetiştirdiği gazetecilerden Orhan İlhan, İrfan Adalıoğlu, Şadan Gökovalı, Kıroba Gazetesi’nde, Muzaffer Cellek Mücadele Gazetesi’nde çalışmışlardır. Rahmetli Nuri Sevincek, Foto Nihat Akın, Muzaffer Yıldızbaş, İbrahim Akdoğan, Necmettin Özdemir, Sami, Gönül Dirilten bizim dönemin gazetecileridir.

Ben, daha sonra Mücadele Gazetesi’nden transfer teklifi alarak Hüraydın’dan ayrılarak, Mücadele Gazetesi’nde çalışmaya başladım.

 

KUŞADASI KAYMAKAMI ÖZER TÜRK, TURİZMDE BUGÜNLERİN MİMARI…

Aydın Valisi Muammer Ülgen Paşa her Cuma günü resmi daire müdürleri ve kaymakamlarla

toplantı yapardı. Bu toplantılara Aydın basını olarak bizlerde katılırdık, önce dinlerdik, sıra bize geldiğinde ilgililere sorular sorardık. Kaymakamların içinde en çok dikkati çeken Kuşadası Kaymakamı rahmetli Özer Türk’tü, halk diliyle “KAPI GİBİ ADAM” dı. Boyu 1.98  idi ; ama o kocaman gövdesini dans eder gibi kullanırdı ve karakter olarak da “ADAM GİBİ ADAMDI”. Her toplantıda konuşma yaparken önce espriler yapar, Ülgen paşanın ve katılımcıların hatırlarını sorar sonra “Kalkınmamız için Turizme yatırım yapmamız gerekir..”diye söze başlarken, Ülgen Paşa, ”Özer, bugün nasıl bir proje getirdin ?” diye sorardı.

NOT:Bundan sonrasını haftaya yazayım; çünkü çok ilginç ve uzun..

Görüşmek üzere.

 

 

Kuşadası Kaymakamı Özer Türk öğrenciye ödül verirken.Solda görünen  lisede edebiyat öğretmenim Mahmut Özay,Aydın Valisi Muammer Ülgen Paşa vilayet Konağı önünde Aydınlılarla...

19.09.2015
Bu yazı 1219 defa okundu.

Diğer Yazıları