YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

GÜLE GÜLE AHMET ABİ… GÜLE GÜLE ŞAİR, YAZAR, GAZETECİ HABER MÜDÜRÜM GÜLE GÜLE ,

      Duydum ki bizlere veda edip,göçüp gitmişsin… Hani sohbet ederdik ya,sirkeye kesmiş şarap içerken. Akajansta ,öğle arası bir kaçamak,tahta merdivenli şarapçıda demlenmek, Sonra pürtelaş ajansa koşmak.. Çok mu içerdik yoksa boyalı şarabın rengi yüzümüze mi vururdu Ahmet abi ? İlhan abi bıyık altından gülerken,Kemal abi kafa sallardı. Akajans kadro kurarken herkes birbirini yeni tanıyordu.Ben,Akşam gazetesinden transfer olmuştum. İlkgün herkes Akajansın Nuriosmaniye”deki Benice handaki işyerinde bir araya gelmiştik.Rahmetli Kemal Özbayraç,ajansın genel koordinatörü olarak önce hepimizle tanışmış,sonra da bizleri tanıştırmıştı. İlhan Banguoğlu Yazıişleri Müdürü (Milliyet) Ahmet Oktay Börteçene (TRT-Haber Müdürü) Şevki Adalı-Leyla Yenisey –Alev Tokoğlu Dışhaberler Ruhan Önal polis muhabiri-(Günaydın-Tercüman) Atilla Dağlı siyasi partiler,odalar,esnaf kuruluşları (THA-Türk Haberler Ajansı) Atilla Dağıstanlı,siyasi partiler,sendikalar,vilayet,belediye,serbest alan (Akşam) Ahmet Özgen(Spor) Mine Öner Dölarslan (spor) Sedat Üreten (spor) Asil Delibaş,Işıl Karslıoğlu,Hakkı İzli (Haber Merkezi) Daha adlarını yazamadığım basın emekçisi 33 arkadaşımla birlikte çalışmıştık. Ahmet abi,TRT den gelmişti,hem şair,yazar,hem de o zamanki TRT”den geldiği için habercilik konusunda çok ciddi ve titiz davranırdı. Yazdığımız her haberi önce gazeteci olarak değerlendirir.sonra yazım kurallarını inceledikten sonra servise sokardı;çünkü biz iş yerimiz bir haber ajansıydı ve üst yönetim Türk Basınına yıllarca hizmet etmiş,güven kazanmış ustalardan oluşturulmuştu. Ahmet Oktay,içinde kopan fırtınaları belli etmemeye özen gösterirdi,dalıp gittiği,şiir yazdığı zaman anlardık ki Ahmet abi içini döküyor… Bazen yemek arası Sirkeci”de Messeret kahvesinin yanındaki tahta merdivenli meyhaneye giderdik,önce cebimizde kaç lira var onu anlardık,sonra ortaya ufak tefek mezeler ve sirkeye kesmiş boyalı şarap içerdik.Bir porsiyon plakiyle bir galon şarap içtiğimiz zamanlar olurdu ve o anlarda Ahmet abi cebinden defterini çıkarır şiir yazmaya başlardı.Sonra bana okurdu. Ajansın kuruluş kadrosu olarak mesleki espriyle İstanbul”un tozunu attırmıştık.Hürriyet,Milliyet,Cumhuriyet bizim haberlerimizi daha sonraki günlerde muhabirlerine genişlettirerek manşetlik haberlere çevirmişti.Rutin habercilik dışında özel habercilikte de kendimizi kabul ettirmiştik.İşte Ahmet Oktay abimiz iki kadeh bir şey içerken bile,her muhabirin yeteneğine göre neler yapması gerektiğini anlar ve yönlendirerek gelişmesine yardımcı olurdu. Dün sabah gazeteye geldiğimde faceyi açtığımda şair –öğretmen Mehmet Genç hocamın paylaşımında Ahmet Oktay abimin fotografını görünce sizlerle paylaştığım anılarım tıpkı bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.Önce ortak arkadaşımız,Cumhuriyet”te birlikte çalıştığım,hemşehrim,şair,yazar Refik Durbaş”ı aradım,haberi yokmuş,söyleyince üzüldü, ve “uzun zamandır hastaydı” dedi.Sonra Akajansta çalıştığımız Ahmet Özgen”i aradım,o da üzüldü.Geri kalan arkadaşlardan yaşayanlar zaten öğrenmeye başlamışlardır. Ahmet Oktay abimizi,onun şiiriyle sonsuza,ışıklar ülkesine gönderelim. BEŞ KURUŞA AŞK ŞARKILARI Bir yalnızlık büyütürdüm saksıda kalandı çok eski günlerden bir bana yetsin, hıncımı arttırsın aşkımı pekiştirsin diye sevince. Günüydü, gelip durdu hüznümün önünde gidilmemiş bir saklı deniz sandım. Kıpırdamazdı yapraklar geceyle tüketirdi çiçeği, kuşu sevdiremeyen konyak bana neydi gülmeler, şarkılar otobüs durakları, alandaki kalabalık geldi durdu, alana merhaba dedim. Bir göz bozgundur yerine göre vururdu pencereme rüzgâr, ben hep öyle bir gözdüm çığlığını kendine saklayan. Düş kurmazdım, beklemezdim şurda burda, çiçek demetleri, bisikletler geçmezdi apansız geliverdi sokağıma. Hıncım bana kalsın gayrı sen yalnızlığımı götür. Bana çay demlemeyi öğret elimi yüzümü yıkamayı, ağzıma rakı koydurma. Hıncım bana kalsın diyorum çünki ben bu kenti kendimde büyüttüm bir barbarın vahşi ateşiyle, çünki yapılarının taşında onulmazlığım çünki şarkılar kanımın bedeli. En sevdiğim kelimeler gibisin örneğin öfke gibi hani bir zamanlar dağda ve sokakta açan. Örneğin umut gibi günde, gecede yitip durduğumuz zeytin dalını dal eden. Örneğin aşk gibi denizlerin üzerinde yürüten. Örneğin kavga gibi yüreğimi sıkı, saçlarımı kara tutan kayaları yumuşatan kavga gibi. Denizler benim kadar kıpırdayamaz bak şimdi parklardayım bir çocuğun menevişli gözlerinde. Hüzünleri bırakmanın günü günü çığlığı olmak dünyanın, hüznümü iki kat ediyor ama gecede alnıma dayalı alnın.

04.03.2016
Bu yazı 2064 defa okundu.

Diğer Yazıları