YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

HAYAL VE GERÇEĞİN VATANI ‘VER ELİNİ İSTANBUL

İstanbul’u görmeyeli nereyse bir yıl olmuştu..Kitap Fuarına da gidememiştim.

5 Aralık Pazartesi günü ‘ver elini İstanbul’ dedim..

Niyetim,Cumhuriyet Gazetesi’ne gidip Orhan ağabeyimi(Erinç),Şükran Soner’i, Hikmet Çetinkaya’yı ve Aydın Engin’i ziyaret etmekti.

Anadolu’da,İstanbul’dan söz edilirken,’taşı-toprağı altındır’ denilir.

Neden; çünkü İstanbul Anadolu insanı için mucizelerin gerçekleştiği sihirli bir dünyanın başkentidir…

                                                                      XXX

Yıllar önce Akşam gazetesinde çalışırken,tarihi Galata Köprüsü’nün Eminönü ayağında,

Kartondan yapılmış asker valizinin içinde küçük poşetler içinde ‘doğal çiçek gübresi’ satan bir Anadolu çocuğuyla röportaj yapmıştım.

İş bulamamadığı için köyünden İstanbul’a gelen bu delikanlı, koyun gübresini kuruttuktan sonra irmik kıvamına getirerek küçük ve büyük naylon torbalar içinde ‘doğal çiçek gübresi ‘olarak satıp ekmek parasını kazanıyordu.

Onunla yaptığım röportajdan 6 ay sonra yanına gittiğimde mavi renkli  reno marka bir  arabanın içinde satıyordu. İşlerinin nasıl gittiğini sorduğumda,’Allah bereket versin,başımı sokacak iki odalı bir ev yaptırdım,bir de bu arabayı aldım.’ Demişti.

Galata Köprüsü büfelerinden alıp getirdiği biraları içtikten sonra ona hayırlı işler dileyip yanından ayrılmıştım.

Galata köprüsünden, Karaköy’e geçerken  görünmeden onu izliyordum.

İkinci röportajımın üzerinden bir yıl geçtikten sonra tekrar yanına gittiğimde,takım elbiseli,kravatlıyıdı ve yanında birisini çalıştırıyordu.

Nereden nereye geldin ? diye sorduğumda,Gaziosmanpaşa’da yaptırdığı evinin üçüncü katını

tamamlamış ve yeni bir araba almıştı.

                                                                       XXX

Eminönü’ndeki Üsküdar iskelesi’nin hemen çıkışında orta yaşlı bir adam Kazlı Çeşme’deki deri fabrikalarından aldığı güderi parçalarını satardı.Fotoğraf makinalarımı ve objektiflerimi korumak için ondan güderi alırdım.O yıllarda aldığım,yani neredeyse 30 yıl önce aldığım o güderileri hala kullanırım.Yıllar sonra Sirkeci’de yine aynı işi yaparken gördüm,kendisinin ve işlerinin nasıl olduğunu sordum,o da iyi olduğunu,evini tamamladığını ve küçük oğlunu evlendirmeye hazırlandığını söylemişti.

                                                                        XXX

Cumhuriyet’te çalışırken,şimdi Hürriyet Gazetesi’nde yazıişleri müdürü olan arkadaşım Reha Öz ile gazeteciler lokalinde bir iki tek attıktan sonra  yürüyerek Sirkeci’deki Kadıköy iskelesine geldik.Mevsim kıştı ve hava çok soğuktu.İskelenin sundurmasında gençten birisi simit satıyordu.Serde solculuk var ya,birer simit aldık, yerken de sorular sormaya başladık.

-Hemşehrim günde kaç simit satıyorsun?

-vallaha belli olmuyor, fırından çıktıkça sıcak sıcak getiriyorlar,yanına birer dilim tulum peyniri koyarak satıyorum.

-peki bir simitten kaç kuruş kazanıyorsun ?

-ortalama her partide kaç simit satıyorsun?

Aldığımız cevaplardan şaşırmaya başlamıştık.

Soğuk kış gününde karda, yağmurda simit satarak evine ekmek götüren adam ayda 26 gün çalışarak 60 bin lira kazanırken,ben 8 ,Reha’da 13 bin lira maaş alıyorduk.

                                                                              XXX

Geçtiğimiz Perşembe günü Cağaloğlu’ndan Sirkeci’ye yürüyerek gittim,Eminönü’ndeki Nimet Abla Milli Piyango gişesinin önü ana-baba günüydü.Galata köprüsünün ayağından itibaren Nimet abla gişesinin önüne iki sıra kuyruk oluşmuştu.

İşin garip tarafı Nimet abladan bilet alan seyyar satıcılara kimse itibar etmiyordu.

Neden; çünkü Nimet ablanın kısmetine inanıyorlardı.

Yeni yıl umutlarını Nimet abladan alacakları milli piyango biletine bağlayan insanları gördüğümde, toplumsal olarak geleneklerin,inançların, nasıl tutsağı olduğumuzu bir kez daha anladım.

Gerçekten Nimet abla da keramet mi var?

Elbetteki yok,

Keramet oyunun kuralında.

Oyunun kuralı neydi?

Paranın parayı çekmesiydi; çünkü nimet abla satmak üzere aldığı biletlerin neredeyse yüzde 80-90’ını kendine ayırıyor,geri kalanı seyyar satıcılara satıyordu.

Kuyruktaki birkaç kişiye neden seyyar satıcılardan değil de illede Nimet abladan aldıklarını sordum.

-Uğurlu,dediler.

Ne zamandan beri Nimet abladan bilet aldıklarını sordum.

Uzun yıllardan beri …

Hiç kazandınız mı diye sordum,

Ara sıra amorti,ya da üç,yahutta son dört rakamdan bir şeyler..

Buna karşın hala niye Nimet abla ? diye sordum.

-Birgün bana da sıra gelecek, dediler.

Onlar,kazanma sırasının birgün kendilerine  de geleceğine  inananlar…

Asıl kazananın umut satan Nimet abla olduğunu düşünüyorlar mı diye düşündüm..

Nimet abla gişesinin önünde  her yıl Aralık ayında kuyruklar oluşur…

Oysa,365 gün Nimet ablayı oynayanlara inanmış,  bağlamış o kadar çok insan var ki..

Galiba Nimet ablaya haksızlık ettim.

**Yeni yıla bağlanan umutların kuyruğu...

Burası Eminönü semtindeki tarihi Nimet Abla milli piyango gişesi...

31 Aralık akşamına kadar burada hep umut kuyruğu oluşur ve bu gelenek yıllardan beri sürer gider..

 

12.12.2016
Bu yazı 1011 defa okundu.

Diğer Yazıları