YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

KAHRAMANMARAŞ OLAYLARI

                                       38 YIL  ÖNCESİNDEN BELLEĞİMDE KALANLAR

 

 

İstanbul’da Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışırken, Kahramanmaraş olayları ile ilgili yargılamaları izlemek için Cumhuriyetin Adana Bürosunda görevlendirilmiştim.

Atatürk Spor Salonu  dört bir yanı kum torbalarından yapılmış mevzilerde nöbet tutan  askerler ve makinalı tüfek yuvaları ile koruma altına alınmıştı.

Basketbol Sahasına kurulan mahkeme düzeninde, sanıklar sahanın orta yerinde,  gazeteciler ve izleyicilerde trübünlerde  oturuyorlardı.

Adana’nın sıcak olması nedeniyle sabah saat 9:00 da başlayan duruşmalar saat:14 de sona eriyordu.

Daha ilk gün Çukurova Gazeteciler Cemiyeti üyeleri meslektaşlarımla kaynaşmıştım.

Sanırım,İstanbul’dan gelmiş olmam onları etkilemişti.Duruşmalar bittiğinde şimdi var mı bilmiyorum,Onbaşılar’agötürüyorlardı.Hem yemek yiyor hem de durum değerlendirmesi yapıyorduk.Yemek faslı bittiğinde kaldığım otele yalnız gitmemem için ellerinden geleni yapıyorlardı.Bir gün onları atlatarak ne olduğunu anlamak için otele yalnız gittim.Çok kısa bir süre sonra izlendiğimi anladım.Otele girdiğimde beni telefonla ya da şahsen arayan ya da soranın olup olmadığını sordum.Olmadığını öğrenince otelin lokantasında oturarak bir iki kadeh bir şeyler içerken izlenip izlenmediğimi anlamaya çalıştım.Herkes kendi alemindeydi. Adanalı meslektaşlarıma durumu anlatıp,otele kadar bana arkadaşlık etmememelerini istedim; çünkü izleyenler vardı ve ben kim ya da kimler tarafından izleniyordum,bunu öğrenmeliydim.

Yargılamalar sırasında sanıkların davranışları sanki mahkeme heyetine meydan okur gibiydi.

Salonda yeteri kadar sandalye olmasına karşın,sanıkların çocuğu bağdaş kurarak yere oturuyorladı.

Hele ezan okunduğu zaman topluca ayağa kalkıyorlar,üzerlerine oturdukları kilimleri seccade gibi yere seriyorlar,birisi imam oluyor ve namaz kılmaya başlıyorlardı.Durum böyle olunca mahkeme başkanı uyarıyordu; ama kimse dinlemiyordu.Bizi fotoğraf çekerken görenler namazdan sonra,sağ ellerini gırtlaklarına götürerek kesme işaretiyle tehdit ediyorlardı.

Kahramanmaraş olayları ile ilgili hazırlanan iddianameyi okuduğumda ürperiyordum.

‘Katliamdan bir iki ay önce seyyar milli piyango satıcıları görmüştüm.Oysa daha önce hiç seyyar milli piyango satıcısı buralara gelmemişti:’ Bu sözler olaylarla ilgili olarak ifadesi alınan kişilerden birisine aitti ve iddianamede yer almıştı.Bir başka ifadede ise Alevilerin evlerinin kapılarına  kırmızı renkte X işareti konulmuştu.Bir başka ifade daha ilginçti.Adının Ökkeş Kenger olduğu iddia edilen kişi tahrik edici  konuşmalar yapmış.Anımsadığım kadarıyla Ökkeş Kenger daha sonra  soyadını Şendiller olarak değiştirmiş ve milletvekili seçilmişti.

Duruşmalarda sanıklardan birisine hakim,’komşunun,evinibasıp,eşyalarını pencereden dışarı attığın söyleniyor,ne diyorsun?’ gibi bir sormuştu.Sanık,’evetdoğrudur,bu olaylar başlamadan önce bize(,kovacağınız her alevinin malı mülkü size kalacak gibi bir şeyler söylemişlerdi.Hakimbey,ben komşuma haksızlık ettim,günah işledim; çünkü ben evde yokken karım,çocuğum hastalanmış o komşum ilgilenmiş,hastaneyegötürmüş.Onun hakkını nasıl ödeyeceğim.’dedikten sonra izleyiciler arasında duran komşusuna gözyaşları içinde şunları söylemişti.’Komşum hakkını helal et,beni affet’

 Adana’da Cumhuriyet Gazetesi muhabiri olarak 45 gün izlediğim duruşmalar,daha önceki polis-adliye muhabirliğim dönemindekilere hiç benzemiyordu.Sanıklar açıktan açığa her şeye meydan okuyorlardı.Yargılanan sanıkların izleyici olan yakınları bakışları,beden dilleriyle bizleri tehdit etmeyi sürdürüyorlardı; biz gazeteciler de hiç umursamıyorduk.Korkmuyor muyduk? korkuyorduk; ama bunu belli etmiyorduk. İstanbul’dan geldiğim için de en çok ben boy hedefiydim.

 

O gün çok önemli bir gündü; çünkü iddianamede yer alan bir bölümde,katliamgünü,galiba YSE müdürü olan Fevzi Halıcı mi Arıcı mı tam olarak anımsamıyorum,alevi,Sünni dememiş kaçan herkesi kurumun yüksek duvarlarla çevrili araç parkyerine almış ve demir kapıları kapıların arkalarına dozer ve benzeri yol makinalarını koyarak insanları ölümden kurtarmış.

Alevi olan bu kişinin tahliyesine karar verilmişti.Duruşmalar için İstanbul’dan gelen avukatlar arasında Ali Yaşar adında alevi bir avukatla tanışmıştım.Tahliye kararı çıkınca herkes çok sevinmişti.Ben de onlarla beraber tahliye olacak YSE müdürünün köyüne gittim.Köy bayram yeri gibiydi.Köylüler imece usulü hazırlık yapıyorlardı.Ali Yaşar’la birlikte otururken bizden biraz uzakta iki elini bastonunun sapına dayamış,çenesini de elleri üzerine koymuş çatal sakallı  birisini gördüm.Kim olduğunu sordum.

Ali Yaşar’a,sabahtan beri sigara içmekten ağzımın içimin leş gibi olduğunu ve karnımın çok açıktığınısöyleyip,’durumu dedeye bir anlatsan’dedim.AliYaşar,’diyemem’ dedi.’Sen alevi değil misin,niye söyleyemiyorsun?’ diye sordum.’Söyleyemem işte’ diye kestirdi attı.Yerimdenkalktım,dedenin yanına gittim.Başını bastonunun üzerinden kaldırıp bana baktı.’Nasılsın dede ?’ diye sordum.’İyim,torunumun gelmesini bekliyorum.’ Dedi.İnsanları katliamdan kurtaran müdür dedenin torunuymuş.Dede,biraz kuşkulu görünüyordu,sordum:

‘Dede torunun adam gibi adammış,bak tahliye oldu birazdan gelecek.Niye böyle düşüncelisin?’ dede acı acı güldü,başka bir şey demedi.Onun dikkatini dağıtmak için yüzüne baktım ve ‘Dede benim karnım aç,sabahtan beri hiçbir şey yemedim.’ Dedim.

Dede birden dikleşti,bastonunu sert sert yere vurdu,koşup gelenlere hışımla bağırdı:’Bu ne demek köyümüze gelenlerin karnını doyurmadınız mı ?’ gelenler yemek yapıldığını söylediler.Bende biri iki lokma bir şeyler yersem rahatlayacağımı söyledim.Koşarak tepsinin içinde bir şeyler getirdiler,Ali Yaşar’da ‘senin sayende ben de yiyorum.’ Dedi.

Derken yüzlerce araçtan oluşan konvoy köye girdi.Dede yerinden kalktı.Öndeki arabadan inen torunu dedenin yanına geldi,sarıldılar.Dede hala gözümün önündedir.Sonra birlikte sofraya oturduk,yemekyedik,bağlama ile ‘eşkıya dünyaya hükümdar olmaz’ı dinledik.

 

Gençler çeşitli sloganlar atıyorlardı.Köyün 250 haneli olduğunu öğrenince çok şaşırdım; çünkü 250 haneli köyde 25 fraksiyona ait sloganlar atılıyordu.Orada dengem bozuldu…Soldaki bu dağınıklık niye hem de akrabalardan oluşan bu alevi  köyünde  25 fraksiyona ait 25 slogan..İŞTE EMPERYALİZM.BÖL-PARÇALA-YÖNET

O sloganları atanların çoğu kendisini Lenin,Stalin,Mao,Tıroçki,Marks,Engels sanıyordu.

Mustafa Kemal Atatürk neredeydi,kim göstermiyordu.O sloganları atanlara,’SİZ BU SLOGANLARI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN SAYESİNDE ATIYORSUNUZ’ diyebilecek birisi çıkmadı..

Aradan tam 38 yıl geçti…

Tarihin arşivinde yer almış sıradan bir olay olarak görüldükçe,öyle gösterildikçe…

Geldik bu güne…

19.12.2016
Bu yazı 755 defa okundu.

Diğer Yazıları