YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

KIBRIS ŞEHİDİ PİLOT YÜZBAŞI CENGİZ TOPEL (2)

KIBRIS ŞEHİDİ PİLOT YÜZBAŞI CENGİZ TOPEL  VE  AİLESİ  KATLEDİLEN

DOKTOR BİNBAŞI  NİHAT İLHAN ANISINA

                                                  BİR SEVDADIR KIBRIS 

                                                           (2)

Askerlik anıları bitmeyen senfoni gibidir.

Tanımadığınız en az 50-60 kişiyle birlikte  ilk gecenizi geçirdiğiniz koğuşta horlamalara karşın nasıl uyuduğunuzu anlatmaya kalksanız saatler sürer; çünkü olayı meydana getiren ve sizin ilginizi çeken, duygularınızı depreştiren tüm ayrıntılar akmaya başlar.

Bunları sizinle başka yazılarımda paylaşmayı çok isterim; ama şimdi değil.

Yazımın başında da belirttiğim gibi sizlere anımsatmak istediğim Şehit Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel ve karısıyla birlikte üç çocuğu Rumlar tarafından katledilen Dr.Binbaşı Nihat İlhan.

Onaran gemisi Kıbrıs’a yaklaştıkça, daha doğrusu Türkiye’den uzaklaştıkça içimizi tarif edemediğimiz garip bir duygu sarıyordu…

Sonunda Kıbrıs göründü..kaptan üç kez geminin borusundan selamladı…

Onaran Gemisi;Kıbrıslı soydaşlarımızın dediği gibi Gazi Mağosa limanına yaklaşıyordu ve limandaki hareketlilik giderek daha açık ve seçik olarak görülebiliyordu..

Gazi Mağosa limanında bizleri bekleyen kimsemiz yoktu; ama hepimizin kimsesi olan Kıbrıslı soydaşlarımız ellerinde Türk Bayrakları  bizleri selamlıyorlardı.

Bu gördüklerimiz bize Türkiye’yi ve yakınlarımızı unutturmuştu sanki…

Karaya ayak basar basmaz Kıbrıslılardan gördüğümüz sevgi, ilgi hepimizi duygulandırmıştı.

Komutanımızın komutu üzerine dirsek teması hizaya gelip dörderli sıralar oluşturduk. Hepimizin sırtında melbusat torbalarımız ve tahkimat malzemelerimiz vardı.Komutanımızın ‘Uygun adım marş’ komutuyla yürümeye başladık.

Yürüdüğümüz yol limandan aşağı inerek denize bağlanıyordu,Ben 1.manganın ilk avcı eriydim.Kara bitti denize girmeye başladık,komut gelmediği için de denizde ilerlemeyi sürdürdük; ama suya girince hiza bozulmaya başladı.Biz verilen emri uygulayarak denize girerken kıyıda bizi seyreden Gazi Mağosalılar ağlayarak Türk askeri için bağırıyorlardı.

Ayaklarım yerden kesilmiş, hafif hafif yüzmeye başlamıştım ki ,komutanın sesi duyuldu:

‘İÇTEN ÇARK GERİYE DÖN,UYGUN ADIM MARŞ’

Komutanın dediğini yaptık, bedenlerimizden sular süzülerek kıyıya çıktığımızda Gazi Mağosalılar ordumuz lehine tezahürat yaparken kurban kesiyorlardı.

Hepimiz sırıl sıklam olmuştuk; ama dağılmamıştık.

Barış Gücü Birliği’ne ait Reo araçlarına bindik ve Lefkoşa’ya doğru yola çıktık…

Ortaköy’ e geldiğimizde araçlardan indik, elbiselerimiz hala sırılsıklamdı. Değiştirmemize izin verildi.Gemide iken bizlere cephane dağıtılmıştı.M1 piyade tüfeğinin 7.62 mm çapındaki mermileri biyonlu olarak dikine bedenimize bağlamıştık. Azıcık eğildiğimizde mermilerin uçları etimize batıyordu,bu yüzden hep dik durmaya çalıştık.

Fanilamı çıkardığımda Gazi Mağosa’dan,Ortaköy’e kadar ki süre içinde mermilerin uçları fanilamda sarı renkli  kalıcı iz bırakmıştı.Kuruttum ve sakladım.Türkiye’ye Aydın’a döndüğümde rahmetli anacağıma vermiştim,kutsal bir emanet gibi hep sakladı, taki fanilam çürüyünceye kadar…

Ben 4.bölüktendim askeri bir bina beklerken, normal, bildiğimiz 3-5 odalı evlere yerleştirdiler.

Bölükte DEDELERİMİZ vardı. Yani bizden önce gelen 13.dönemin son altı aylıkları. Koğuş yerine odalardaki ranzalara göre bizleri paylaştırdılar.

Sabah kahvaltısı için yemekhanede  toplandık,önümüzde ters çevrilmiş porselen tabaklar vardı.Koğuş nöbetçi  Çavuşu Şıho,’AFİYET OLSUN KUŞLAR !’ dedi. Ağırımıza gitti; ama ses çıkarmadık. Ters duran tabakları çevirdiğimizde altından bulgur taneleri çktı. Şaşırdık, meğerse yeni gelenlere kuş demeleri gelenekmiş, bunu göstermek için de tabakları ters çevirerek altına bulgur koymak adettenmiş.

İster istemez bu geleneği kabullendik.

Türkiye’de bulgur, mercimek çorbasına talim ederken, burada tereyağı, yumurta, bal, reçel, süt, çay, taze ekmek, sütlü dedikleri börek sınırsızdı..

Günler geçiyor ve bizler ortama alışıyorduk. Sıkıntımız,mahalle arasında yaşadığımız için sivillerle iç içeydik,yolda karşılaştığımız kızlar gülerek bize bakıyorlar ve ‘HOŞ GELDİN BE KUZU’ diyorlardı. Alışık olmadığımız için şaşırıyorduk ve bir anlam vermekte zorlanıyorduk.

Yakalaşık iki ay geçtikten sonra Lefkoşa’ya gitme iznimiz çıktı. Askeri jiple bizi Lefkoşa’ya götürüyorlardı, Saray Oteli’nin önünde iniyorduk ve saat: 17:00 de buluşmak üzere bizi serbest bırakıyorlardı.

Birkaç arkadaş Lefkoşa’da ki İş Bankasının karşısındaki pastaneye gidiyorduk. Bayrak Gazetesi’ne gitmek için araştırma yapıyordum.Lefkoşa’da gezerken hepimizin dikkati çeken iki şey vardı:Dükkanların,mağazaların vitrinlerinde büyük ebatlı fotoğraflar.Bunlara baktığımızda ve yazıyı okuduğumuzda kan beynimize çıkıyordu.

Bir ev;evin banyosunda küvetin içinde bir anne ve yanında yatan üç evladının cesedi,kanlar içinde…

1961-63 yılları arasında Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı’nda Binbaşı rütbesinde görev yapan

Nihat İlhan, hamile Rum kadını ameliyatını yaparken, rum çeteciler bastıkları Türk  mahallesinde katliam yapıyorlardı. Dr.Binbaşı Nihat İlhan evine girdiğinda banyo küvetinde vahşice ketledilmiş eşi  Mürrüvet, çocukları Murat, Kutsi ve Hakan’ın cesetleriyle karşılaşmıştı.

Bu fotoğraf Kıbrıs’ın Türk kesiminde hemen hemen her yerde sergileniyordu.

Türkiye’deki ailelerimizle telefonla konuşmak için bir gün önceden Saray Oteli’neki PTT ‘ye gidip kayıt oluyor, ertesi günü de sabah erkenden otelde beklemeye başlıyorduk.

Ser’de gazetecilik var ya Lefkoşa’ya gittiğimde arkadaşlarımla oturduğum pastane, kahvehane ve benzeri mekanlarda oturan Kıbrıslılarla arkadaşlık kurup onların Dr.Binbaşı Nihat İlhan ve Şehit Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel hakkındaki düşüncelerini öğrenmek için sorular soruyordum.Kimileri anlatırken sanki o dehşet anını yaşamış gibi heyecanlanıyor,kimisi de göz yaşlarını tutamıyordu.Birliğe gelince duyduğum her şeyi not defterime yazıyordum.

Doktor Binbaşı Nihat İlhan,1961-1963 yılları arasında Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı’nda görev yaparken,Türk,Rum diye ayırmadan tüm hastalarına adil davranan,onlarla bire bir ilgilenen bir hekim.Bu yüzden herkes tarafından çok seviliyor.Türk Mahallesi’nde ki evinde karısı Mürüvvet, çocukları Murat , Kutsi ve Hakan’la birlikte yaşıyorlar.

23 Aralık 1963 günü Kıbrıs’ı,Yunanistan’a bağlama sevdasında olan Rum çeteler Türk Mahallesi’ne silahlı baskın yaparak katliama başlıyorlar.Dr.Binbaşı Nihat İlhan,hamile rum kadınını ve çocuğunu kurtarmak için çalışırken,onlar binbaşının eşini ve çocuklarını katlediyorlar.

Eşini ve üç çocuğunu katliamda kaybeden Binbaşı Nihat İlhan, bu olaydan 53 yıl sonra Tümgeneral rütbesiyle yaşama veda ederek memleketi Elazığ’da ilk eşi ve üç çocuğunun yanına gömüldü.

İnsanlık dışı bu olaydan bir yıl sonra da Kıbrıs semalarında uyarı uçuşu yapan Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel’in uçağı yerden yapılan ateşle isabet alarak düşürüldü.

Yüzbaşı Cengiz Topel paraşütle uçaktan atladı; ama ne yazık ki Türk kesimine değil Rum kesimine düştü. Tutsak edilen Yüzbaşı Topel’in yapılan işkenceler sonunda öldüğü söylendi.

Türk Kuvvetleri Alayı ile Mücahit Birliği’ni komutanlarının ortaklaşa oluşturdukları Merasim Bölüğü’ndeyken Kıbrıs’lı  bir mücahit arkadaşımız,Cengiz Topel’in naşının Şehitler Abidesi’nde asılı bırakıldığı,kollarının ve bacaklarının bir çok yerinden kırıldığını gördüğünü söylemişti.

Şehit Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel’in, çok ilginç bir fotoğrafını görmüştüm.

Cengiz Topel,F 100 uçağını sol yanına yatırarak limana dalış yapmış ve o şekilde taradığı bir mavnayı kıçından başına doğru ikiye ayırmıştı,fotoğraflar öylesine yakından çekilmişti ki,mavnadan denize atlayanlar bile görünüyordu.

Mustafa Kemal’in askeri Şehit Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel, ben doğmadan çok önce doğmuş,ben Kıbrıs uğruna Yunanlı savaş pilotuyla savaşmayı düşlerken,Yüzbaşı Cengiz Topel,benim rüyalarımı gerçeğe dönüştürüyormuş, demek ki Kıbrıs ikimizin de sevdasıymış ki aynı şeyi düşünüyormuşuz.

Bizde bir  eksiklik var,bir şeyimiz eksik sanki…Cephede can vererek, kanımızı akıtarak kazandığımız en yüce değerleri masa başında kaybediyoruz.

Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan itibaren, Kore’de, Kıbrıs’ta, ekonomide, tarımda, bilimde, eğitimde, uluslar arası  ilişkilerde, sanayide, teknolojide,Türk Lirasının değerinde,Cumhuriyetimizde,Atatürk ilkelerinde neler kaybettik ?

Acaba İsmet Paşanın dediği gibi içimizde en çok hain bizde yetiştiği için mi yoksa Aziz Nesin’in dediği gibi,’Yüzde altmışımız aptalsak,yüzde 99’umuz korkak’ olduğumuz için mi?

 

 

**Dr.Binbaşı Nihat İlhan'ın ailesinin katledilmesinden sonra yayınlanan bir dergi

 

**Rahmetli babam o günlerde çıkan SON gazetesinin üzerine Kıbrıs'a gittiğimi yazmış.21 Eylül 1967

 

 

**Kıbrıs anısı.Kıbrıs'ta askerlik yapan herkeste böyle bir fotoğraf mutlaka vardır.

 

01.12.2016
Bu yazı 961 defa okundu.

Diğer Yazıları