YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

MERHABA AYDIN !

SEN GENÇLEŞİYORSUN

BEN ZENGİNLEŞİYORUM!

Ankara’dan  Aydın’a geldiğimizde ilkokul 4.sınıf öğrencisiydim.

Babam, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde polisti, ataması gelmişti, amirleri dört seçenek vermişler: Aydın, İzmir, Bursa ve İstanbul.

Babam İstanbul’u biliyor; ama Aydın, İzmir ve Bursa hakkında pek bilgisi yok.

Ankara’da Mamak semtinin Keçikıran mahallesinde oturuyorduk, ben de Mamak İlkokulu’na gidiyordum.

Babam bir gece önce anneme, ”yarın gece amcamlara gideceğiz, ona göre hazır olun.” demişti.

Babamın amcası Tümgeneral Vehbi Kocagüney, bizimde “Paşa dedemiz” 1.Dünya Savaşı’nda 1920-1923 Doğu Cephesinde savaşmış, daha sonra Batı Cephesi’nde 25.Ağır Topçu Alay Komutanlığı yapmış. Savaştan sonra Polatlı Topçu Okulu’nu kurmuş.

Ertesi gece paşa dedemlerdeyiz, ailece yemek yiyiyoruz, babam amcasına tayin durumunu anlattı ve ne yapması gerektiğini sordu. Dün gibi anımsıyorum, paşa dedemiz aynen şöyle demişti: ”Cahit oğlum, sen devlet memurusun, aldığın maaş belli, üç oğlun var, ben Aydın’da, İzmir’de bulundum. Bence Aydın’ı tercih et.”

Kara tren Denizli’yi geçtikten sonra, rahmetli babam, annem ve biz oğulları trenin penceresinden dışarıyı seyrediyoruz, her taraf yemyeşil ve ağaçlarla dolu..

Şubat ayının son günleri güneş parlak ve ısıtcı…birbirimizle hiç konuşmuyoruz, sadece heyecanlı, sevinçli ve meraklı bakışlarla trenin ardında kalan meyva ağaçlarını, yol kenarında otlayan hayvanları seyrediyoruz…

Kara tren giderek yavaşlıyor…rayların kenarındaki tabelada AYDIN yazıyor…bu kez bir başka heyecan sarıyor içimizi…ve kara tren Aydın Garı’nda duruyor derin bir soluk bırakarak…

Babam, bavullarımızı indiriyor, sarhoş gibiyiz…sanki trenden inmemişiz gibi sallanıyoruz…

Ne yapacağımızı düşünmüyoruz; çünkü babamız halleder, biliyoruz. Babam  arabalı bir taşıyıcı buldu, o bavullarımızı arabasına yüklerken babam gar müdürüne selam verdi ve “Aydınpalas oteli’ni sordu.

İstasyon’dan dışarı çıkıp yukardan aşağı ortasında sıra sıra  palmiye ağaçları dizili yolun sağına geçip yürümeye başladık, kısa bir süre sonra köşebaşındaki üzerinde “Aydın Palas Oteli” yazan tabelayı gördük. Meğerse babam Ankara’dayken, Aydın’daki meslektaşlarına telefon açıp yardımcı olmalarını istemiş, onlarda ev buluncaya kadar kalabileceğimiz otel olarak Aydın Palas’ta yer ayırtmışlar.

 Babam otelci ile görüştükten sonra, adamın verdiği anahtarı alarak yukarı çıktık, caddeye ve iç sokağa bakan köşedeki odaya girdik. İlk kez bir otelde kalacaktım.

Sokağın içinde bir çok lokanta vardı, müzik sesleri de geliyordu, babam yemek söylemeye gitti.

Kısa bir süre sonra odaya geldi, kendisine rakı bizede gazoz almıştı. Odanın kapısı vuruldu, içeri otelde çalışan çocuk girdi, yanında da  iki kişi vardı, bu iki kişinin ellerinde tepsiler vardı. Masanın üzerine koydular ve gittiler. Rahmetli anacığım hemen masayı hazırladı, tepsilerin içindeki tabakları çıkardık, kapaklarını açtık bildiğimiz yemeklerden vardı; ama bazı tabakların içindekilerini yeni görüyorduk.

Annem babama, köfte, et yemeği niye söylemediğini sordu, babamda kızartma söyledim, köfte, ciğer, pirzola dedi; ama onlar yoktu. Babam kalktı, dışarı çıktı ve gitti. Kısa bir süre sonra döndü, gülüyordu. Bizde anlamaya çalışıyorduk. Kısa bir süre sonra lokantadan yine tepsiler geldi, tabakların içinde köfte, ciğer ve et yemekleri vardı. Meğerse, babam lokantaya sipariş verirken köfte, pirzola, ciğeri kasdederek kızartma demiş, lokantacı da patlıcan, biber kızartması sanmış. O günden sonra patlıcan, biber kızartması vazgeçilmezlerimizin arasında yer aldı.

Babam Emniyet Müdürlüğü’ndeki görevine başladı. Rahmetli anacığım hergün üç oğlunu yanına alarak mahalle mahalle gezip ev arıyordu.

Zafer mahallesi, kaldığımız otele yakın olduğu için önce oradan başlamıştık. Biran önce ev bulmamız gerekiyordu; çünkü ev eşyalarımız trenin ambarıyla gelmek üzereydi. Bir de bizim okula kaydolmamız gerekiyordu, yani zamana karşı yarışıyorduk…

Yarın:ARTIK AYDINLIYIZ…

05.10.2015
Bu yazı 1030 defa okundu.

Diğer Yazıları