YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

MERHABA AYDIN !(3)

SEN GENÇLEŞİYORSUN BEN ZENGİNLEŞİYORUM ! (3)

ÇOCUKLUĞUMUN GEÇTİĞİ MEKANLARI; ÇOCUKLARIM GÖRDÜ, TORUNLARIM DA

Akşam Gazetesi”nde çalışmaya başladığımda,kendime verdiğim sözü tutmuş,hedefimi gerçekleştirmiştim. Çok mutluydum,para-pul gözümde yoktu,İstanbul”da gazetecilik yapacaktım ya,daha önemli ne olabilirdi ? Nasıl olsa 212 sayılı yasanın güvencesinde çalışıyordum.(Bu yasa fikir işçisi gazeteciler için gerçekten bir güvencedir.) Akşam Gazetesi Cağaloğlu”nda,İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü”nün çaprazındaki “Kardeşler iş Hanı”nın 2. Ve 3.katlarındaydı. O gün istihbarat şefimiz Aydın abi beni Harbiye”deki Park otelinde yapılan 1974 ilkbaharında Türkiye”nin Ekonomik Durumu adlı sempozyuma göndermişti,bütün işadamları oradaydı. Sunulan bütün bildirilerden birer adet aldım,sempozyum bittiğinde soluğu gazetede aldım,hem Aydın abinin sorularını yanıtlıyor hem de aldığım notlardan haberi oluşturuyordum. Ertesi gün manşet olan (1.sayfada geniş yer verilen en önemli haber) haberimde “NAL” gibi imzamı da görünce zevkten dört köşe oldum…Gidip istihbarat şefimiz Aydın abiye ve yazıişleri müdürümüz Erol abiye teşekkür ettim,ikisi de söz birliği etmişler gibi,”o bitti,yarına bak”dediler.Evet habercilikte bozdur bozdur harca başarısı yoktur,haberci,okuyucudan bir gün öndedir, haber,okuyucuya ulaştığında haberci yeni haberlerin peşinde koşuyor olması mesleğin amentüsüdür. Eve gitmek için gazeteden ayrılırken müessese müdürü Muzaffer ağabeyimizin beni çağırdığını söylediler,odasına girdim,gözlüklü,tontun sevimli bir insandı. Beni gülerek karşıladı,hatırımı sordu,teşekkür ettim. “Senin paraya ihtiyacın vardır,al bakalım,güle güle harca” dedi.Şaşırmıştım;ama çok hoşuma gitmişti,parayı alıp cebime koydum,uzattığı makbuzu imzaladım,teşekkür edip odadan çıktım,asansöre bindiğimde cebimdeki parayı saydım,250 liraydı.İlaç gibi gelmişti.Sirkeci”de bir büfeden 35 lik bir rakı ile biraz leblebi alıp,Üsküdar vapuruna bindim. Vapur hareket ettiğinde arka güverteye geçip,akşamcıların arasına katıldım,herkes kendi alemindeydi.plastik bardağa domuz sıkısı rakı ayarladım ve bir defa da içtim,iki leblebi yetti arttı bile,derken ikinci domuz sıkısı,vapur boğazın sularında süzülerek giderken,arka güvertede omurgamı dikleştirip,başımı kaldırdıktan sonra derin bir nefes alıp,rüzgarın ve pervane sularının çıkardığı sese sesimi kattım:SENİ SEVİYORUM İSTANBUL..İŞTE GELDİM… diye avazım çıktığı kadar bağırdım…içimde biriken ne varsa rüzgara karıştı… Hezarfen Ahmet Çelebi gibiydim…uçuyordum..

Vapur Üsküdar iskelesine yanaşırken çakırkeyf olmuştum,İstanbul”u kucaklamak ister gibi kollarımı açtım,öylesine büyüktü ki İstanbul kollarıma sığmadı…aldığım soluğun her zerresinde hücre hücre İstanbul doluyordu ciğerlerime… İstanbul tarih boyunca çeşitli uygarlıkların,dinlerin,inançların enerji üretim merkezi olmuş,bir kent değil,gizemli,geçmişle,şimdinin iç içe girip geleceğin hazırlandığı binbir gece masallarındaki ülke gibi… İstanbul”u sevmezsen enerji alamazsın,mutlu olamazsın,sen ona ne verirsen o sana katlayarak verir,İstanbul”u seversen tutunabilmek,kök salabilmek için enerji verir,ama uyum sağlayamazsan,onu heran yanında hissetmezsen,acımasızlaşır,ya kaçıp kurtulacaksın ya da kalıp çarkın dişlileri arasında yok olacaksın,seçim senin…

Bu yazıyı niye yazdım. 1 Nisan 1965 yılında Aydın”da Hüraydın Gazetesi”nde başlayan gazetecilik yaşamımın,İzmir ve İstanbul”a uzanan öyküsünden çok,dağlarından yağ ovalarından bal akan,tabiatıyla,Şeyh Bedrettin,Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal”in,Osmanlı emperyalizmine kafa tutan,bu yolda başlarını veren bu halk kahramanlarının oluşturduğu tarihe duyduğum ilgi ile ayrıca çocukluğumdan yetişkinliğe geçiş sürecini,acısıyla,başarısıyla,başarısızlığıya yaşadığım bu kente benim ve ailemin sanki burada doğmuşuz gibi bağlı olmamızdandır. Biran için kendinizi benim yerime koyun.İlkokul 4.sınıfta Aydın”a geliyorsunuz.Daha çocuksunuz;ama meraklısınız,merak ettiğiniz ne olursa olsun sorguluyorsunuz,ilkokul 5.sınıfta okurken öğretmeniniz Ahmet Argun derste “GÖZ”ü anlatıyor;”gözümüz cisimleri ters görür;ancak görüntü beynimizde düzelir.”diyor.En yakın elektrik malzemesi satan bir dükkana giriyorsunuz ve akkor telleri yanmış bir ampul istiyorsunuz,elektrikçi size olmadığını söylüyor ve siz eve gidip tuvaletin ampulünü söküp,içini boşaltıyorsunuz,içine su doldurup baktığınızda,baktığınız cisim ters görünüyor,ertesi gün okula gidip öğretmeniniz Ahmet Argun”a gösteriyorsunuz,çok hoşununa gidiyor ve göz örneği olarak bütün sınıf sizin buluşunuzu inceliyor ve öğretmeninizden koskocaman bir AFERİM alıyorsunuz,başınızı okşaması da cabası… Aydın Kütüphanesinde Yaşar Kemal”in “İnce Memet”ini okuyorsunuz. Ve okuduklarınızı zihin ekranınızda canlandırıyorsunuz,bu sizin daha çok merak etmenize ve daha çok soru sormanıza yol açıyor.. Aradan yıllar geçiyor,oğlunuz,kızınız oluyor,çocukluğunuzun geçtiği her yeri onlarla geziyorsunuz,hayalinizde o günkü çağınız canlanıyor,sonra oğlunuz,kızınız evleniyor, onların da çocukları oluyor,bu kez torunlarınızla,çocukluk anılarınızı yaşadığınız mekanları geziyorsunuz.Ve içinizde bu yerleri torunlarınızın çocuklarıyla da gezmek arzusu filizleniyor. Bu gezide yaşamınızın çıkışını ve inişini yaşıyorsunuz…Eğer bu sürecin farkında değilseniz zaten anılarınızın sizin için bir değeri olmayacaktır ve başkaları o günleri hayalinde canlandırabilsin,bilgi edinsin diye de paylaşımınız olmayacaktır. Oysa Aydın her geçen gün yenilenerek gençleşiyor,herkes kendi anılarını birbirinden kopuk ve sıralamasız bile yazsa Aydın”a değer katar diye düşünüyorum.

Daha önce başladığım,GENÇLİK BAŞIMDA DUMAN İLK AŞKIM İLK HEYECAN:GAZETECİLİK Yazı serimin başlığını teknik bir sorun nedeniyle İLK AŞKIM İLK HEYECAN:GAZETECİLİK olarak sürdüreceğim.Kimi zaman çocukluk,delikanlılık anılarımı bu yazı dizimde sizlerle paylaşacağım. Hoşça kalın..

07.10.2015
Bu yazı 1368 defa okundu.

Diğer Yazıları