YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

MERHABA AYDIN ! (2)

SEN GENÇLEŞİYORSUN,

BEN ZENGİNLEŞİYORUM !  (2)

Zafer mahallesi çok büyük bir mahalle değildi, Ramazanpaşa Camiinin karşısındaki caddeyi takip ederek şimdiki Ticaret Lisesi’nin önünden geçip sokak sokak kiralık ev aradık, sonunda mahallenin kuzeyinde Aytepe’nin yamaçlarına yaslanmış sokağın içinde bahçeli bir ev bulduk. Kimin diye sorduğumuzda ” İstanbul’lu nenenin evi” demişlerdi. İstanbul’lu nene oldukça yaşlı, sırtı hafif kanbur, elleri titreyen, çatık kaşlı bir kadındı. Evinin bahçesi oldukça büyüktü, kendisi bahçe içindeki bir odada yatıp kalkıyordu, bize kiraladığı bölüm 3-4 odalı, tek katlıydı. Anacığım, İstanbul’lu neneyle anlaştı, evi tuttuk, anahtarları aldı, sevine sevine otele döndük. Ertesi gün anacığım kolları sıvadı, evi baştan başa, dip köşe bırakmadan temizledi, bizde onun istediklerini yaparak yardım ettik. Artık bir evimiz vardı.

Evimizin doğusuna doğru 150-200 metre yürüdüğümüzde karşımıza Zafer İlkokul çıkıyordu. Babam beni oraya yazdırdı.

Gün geçtikçe çevreye alışıyor, anama çaktırmamaya gayret göstererek hareket alanımı genişletiyordum. Bu arada mahalledeki çocuklarla da arkadaşlık kurmuştum, nereden geldiğimizi sorduklarında ”Ankara” diyordum, çok merak ediyorlardı Ankara’yı. Sanki Ankara’yı karış karış biliyormuşum gibi semtleri soruyorlardı. Ben de ” Mamak’ta oturuyorduk,” deyip kestirip atıyordum.

Aradan yıllar geçmeye başladı, ben ve kardeşlerim büyüyorduk. Bu süre içinde iki kez ev değiştirdik, sonunda Ticaret Lisesi’nin karşısında, derenin kenarında bir süre önce yıkılan Santral Garajın yolu üzerinde yine bahçeli olan bir eve taşındık. Evin sahibi Konyalı Terzi Hakkı’ydı. Onların çocukları yoktu, olmadığı için mi yoksa bir başka nedenden mi nedir bilmiyorum çocuklara karşı biraz soğuk davranıyorlardı.

Yıllar geçtikçe Aydın’a daha çok alıştık. Bu arada kız kardeşim Sevinç doğdu, olduk dört kardeş. İki yıl sonra Serpil katıldı aramıza, yıllar sonra da Aydın ve olduk altı kardeş…

Zaman, tabakhane çayının suyu gibi akıp gidiyordu…Öylesine akıyordu ki şuan yazarken bile anıları sıralamaya yetişemiyorum, hepsi birbirine karışıyor ya da o günkü zaman dilimi üzerinde devasa bir büyük resim oluşuyor, oradaki bir anımı şimdiki zamana taşımaya çalışırken büyük resmin tamamı da kaymaya başlıyor ve bu yüzden duruyorum. Takvimin yapraklarını hızla koparmaya başlıyorum, böylece anılarımı sırası geldikçe yazmak için kendi zaman diliminde bırakıyorum.

Askerlik dönüşü gazeteciliğe Yeni Asır Gazetesi Aydın temsilcisi olarak başlıyorum. Nikah dairesine girdikten sonra “baba evi’nden uçuyorum. Bir yıl sonra oğlum Altar doğuyor, baba oluyorum. Gazeteciliğimi İzmir’de Yeni Asır Gazetesi’nde Ege Masası Şefi olarak sürdürüyorum. Gazetenin sorumlu yazıişleri müdürü Güngör Mengi ile anlaşamıyorum ve Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Akın Simav’ın teklifini kabul ederek , Demokrat İzmir Gazetesi’nde Ege Masası Şefi olarak görevimi sürdürüyorum. Bu arada sendikacılık damarım kabarıyor ve çalışan tüm emekçileri TGS (Türkiye Gazeteciler Sendikası) çatısı altında örgütlerken, sosyal demokrat geçinen gazete yönetimi “GÖRÜLEN LÜZUM ÜZERİNE” gerekçesiyle  işime son veriyor, yani kovuluyorum.

Aydın’a dönmeyi aklımdan bile geçirmiyorum; çünkü gazeteciliğe başlarken kafama koyduğum hedefim İstanbul’a gitmek Cumhuriyet ya da Milliyet’te çalışmaktı.

İzmir’de Demokrat İzmir Gazetesi’nde birlikte çalıştığım Okan Yüksel ile birlikte, sendika genel kurulu için İstanbul’a gittik, Hayat Spor’un genel yayın yönetmeni rahmetli Odhan Baykara ağabeyimizi ziyaret ettik, bizi Çemberlitaş’taki balıkçıya götürdü, rakılarımızı içerken,

“Odhan baba, ben İstanbul’a gelip, burada gazetecilik yapmak istiyorum.” dedim. Hiç şaşırmadı, kadehlerimizi tokuştururken, ”yarın  bana gel “ dedi.

Odhan babanın yazdığı mektubu, Yeni Ortam Gazetesi sahibi Kemal Bisalman’a vermek için gazeteden içeri girdiğimde muhabirlerin ve mürettiplerin aynı masada çalıştıklarını gördüm, içim daraldı, görünen resim iç açıcı değildi. Kemal Bisalman mektubu okudu, sorular sormaya başladı, yanıtladım, ”Demokrat İzmir’de kaç lira maaş alıyordun ?” dediğinde film koptu. Bu adamla çalışamıyacağımı anladım ve “eyvallah” dedim.

Odhan babaya durumu anlattım, yüzüme baktı ve “siktiret”dedi. Bir başka mektup verdi.

Akşam Gazetesi Yazıişleri Müdürü Erol Aktı, Odhan babanın mektubunu okudu ve “Odhan babanın emri başım üstüne”dedi. Şaşırmıştım, zarf kapalı olduğu içinde ne yazdığını okuyamamıştım. Bu ara yanımıza uzun yıllar Milliyet Gazetesi’nde çalışmış Ziya Nebioğlu abi geldi, Erol Aktı’ya baktı, beni sordu, oda söyledi ve mektubu verdi. Ziya abide mektubu okudu, tebessüm etti, elini uzattı ve “Akşam Gazetesi ailesine hoş geldin Atilla “ dedi.

Hem sevindim hem de şaşırdım, merak ediyordum Odhan abi mektubunda ne yazmıştı. Öyle uzun uzun yazmıyordu. Kağıda bir şeyler karalıyor, katlıyor, zarfa koyuyor ve yapıştırıyordu, sonra da bana veriyordu. Soramıyordum da ne yazdığını; ama içim içimi yiyordu. Ziya abi beni oturttu ve ne zaman başlayacağımı sordu, ben de evimin İzmir’de olduğunu söyledim, ”Ay sonuna kadar buraya gelebilir misin ?” diye sordu, hiç düşünmeden “evet” dedim,  kaç lira maaş alacaktım hiçbir şey bilmiyordum, akışına bıraktım.

Akşam Gazetesi’ne iyiden iyiye alışmıştım. Çalışma arkadaşlarımda sıcak insanlardı. İstihbarat Servisi Şefimiz Anadolu Ajansı’ndan emekli Aydın Apaydın’ dı, namı diğer Arap Aydın…Dünya tatlısı, insan sarrafı, adam gibi adam ve gazeteci doğmuş bir usta..Yassı Ada duruşmalarını Demokrat İzmir Gazetesi adına izlemiş, gazetenin sahibi Adnan Düvenci ve eşi Ayten Düvenci’yi tanıdığı için bana daha fazla ilgi gösterdi.

Yazıişleri Müdürü Erol Aktı, duygusal bir insandı, akşam üzeri oldu mu bağlamasını alır bize ezgiler dinletirdi. Bir gün sohbet ederken, Erol abi, Odhan babanın mektubunda benim için ne yazıyordu? diye sordum. Yanıt vermedi, yerinden kalktı, masasının çekmecesini açtı, mektubu bana verdi: sabırsızlıkla mektubu açtım. Okudum ve dondum, gözlerimden yaşlar boşalıyordu, tutamıyordum, Erol abiye baktım o da ağlıyor…Sarıldık birbirimize…

Tek bir satır…Erolcuğum, ga-ze-te-ci, gözlerinden öperim, Ziya’ya selam. Baykara..

Sonra ne oldu merak mı ediyorsunuz ? yarını bekleyiniz.

 

06.10.2015
Bu yazı 1373 defa okundu.

Diğer Yazıları