YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

NAZLI ILICAK

Yıl  1981-82…

Cumhuriyet’te çalışıyorum..

Selimiye Kışlası’nda yapılan Sıkı Yönetim Mahkemeleri duruşmalarını izliyorum…

Selimiye Kışlası’nın taş duvarlarının kalınlığı 40-50 cm,koridorlar soğuk ve ürpertici;sanki daha önce yaşananlar sonradan çimento ile betonlaştırılmış bu duvarlara sinmiş gibi…

Öylesine ilginç olaylar geliyor  ve gelişiyor ki gazetecilikteki deneyimlerimize karşın,bizler bile hızlı düşünüp,yorum yapıp karar vermekte  zorlanıyoruz..

Sıkı Yönetim Duruşmalarını izlememiz için ortak kullandığımız oldukça büyük bir büromuz vardı.Büroda 4-5 adet telefon vardı.Haber yazdırırken bunları kullanıyorduk.

Meslekte deneyimli gazeteciler olarak, TRT’den Sefer Bilirgen, Anadolu Ajansı’ndan rahmetli Ertan Gökalap, Türk Haberler Ajansı’ndan rahmetli Deniz Teztel, Hürriyet Gazetesi’nden Özkan Altıntaş, Cumhuriyet’ten ben,Tercüman’dan henüz yeni olan Mehmet adında bir arkadaşımız vardı.

Aramızda anlaşmıştık hepimiz değişik duruşmalara ayrı ayrı giriyorduk, sonra büroda  haberleri paylaşıyorduk; çünkü bir mahkemede  Yılmaz Güney yargılanırken, bir başka mahkemede, eylemci devrimciler, eylemci ülkücüler, mafya babaları, uluslar arası  silah ve sigara kaçakcısı babalar, sanatçılar,1402 sayılı sıkıyönetim yasasını ihlal etmiş hacılar, sarhoşlar

Kartal-Maltepe Askeri Cezaevi’nden firar eden Mehmet Ali Ağca’nın duruşması olduğunda hepimiz orada toplanıyorduk. Yılmaz Güney Fransa’ya kaçmış olmasına karşın, Yumurtalık Hakimi Sefa Mutlu’yu öldürmüş olmaktan ve yurt dışına kaçmaktan dolayı sürekli gıyabında yargılanıyordu.

Bir sabah henüz duruşmalar başlamamıştı. Hürriyet’in muhabiri  Özkan Altıntaş ,büroda çay içerken,’Bugün oldukça  ilginç geçecek, tetikte olalım.’ Dedi.’Niye’ diye sorduğumuzda Oyuncu  Tarık Akan’ın Yeşilköy Havaalanı’nda yakalanarak Selimiye’ye getirilmekte olduğunu söyledi.

Özkan,bunları söylemeden önce biz de kendi aramızda günlük gazeteleri okuyorduk.

Tercüman’da, Tarık Akan’ın,  Almanya’dan katıldığı bir toplantıda, ’Rus askerine selam dur, Türk askerine vur’ başlıklı imzasız bir haber vardı. Böyle suçlayıcı bir haberde muhabirin imzasının olmaması hepimizin  dikkatini çekmişti .Doğal olarak Tecüman muhabiri Mehmet’e sorduk, bilmediğini söyledi,Tercüman’daki arkadaşlarımızı arayıp onlara sorduk, onlarda haberlerinin olmadığını söylediler. İyice kuşkulanmaya başlamıştık,yapacak bir şey yoktu ,Tarık Akan’ın gelmesini bekledik.

Selimiye Kışlası’nın soğuk koridorları birden bire hareketlenmeye başladı, özellikle mahkemelere ait sivil personelin çalıştığı odalardaki bayanlar dışarıya çıkarak ön kapıya doğru ya koşuyorlar da ya da kapı önünde toplanıyorlardı.

Bizlerde  o yöne doğru giderken, Tarık Akan bileklerinden kelepçeli olarak dış inzibatlar tarafından savcının odasına getirildi.

Sürekli duruşmaları izlediğimiz için akraba gibi olmuştuk. O nedenle soru sormamıza engel olan yoktu; ama  bizler de tadında bırakıyorduk, yani bu şansımızı fazla zorlamıyorduk.

Tarık Akan o yıllarda genç kızların sevgilisiydi. Alıştığımız artistlerden değildi. Okuyan,kendini geliştiren, sorumluluk yüklenen bir sanatçıydı.

Tarık Akan’la  Öncü  Kitabevi’nin Sahibi Zeki abinin  kitapçı dükkanında tanışmıştık.

Cumhuriyet’e girmeden önce Akajans’ta çalışırken 610 gün grev yönetmiştim. İşte bu süreç içinde  Tarık Akan, Zeki Abinin  sattığı kitaplardan alarak grev çadırındaki arkadaşlarımızın okuması için bize veriyordu.

Tarık Akan, bilekleri kelepçeli olarak bankta otururken yanına sokulduk, ve sorduk:

-hayrola Tarık, Tercüman’daki  bu haberde neyi nesi ?

-yok abi öyle bir şey, benim babam subay, ben kendi ordum, Mehmetçiğim için öyle şey söyler miyim ?

Tarık Akan, sorgu için savcının odasına girince beklemeye başladık, sorgu oldukça uzun sürdü ,sonunda Tarık mahkemeye çıkarıldı ve tutuklandı.Kanıtlayamamıştı söylemediğini.Tercüman gazetesinde kimin yazdığı belli olmayan asperagaz bir haber Tarık’ı n tutuklanmasına yol açmıştı.Tarık, Selimiye Askeri Cezaevine götürülürken çok üzgündü; ama dimdikti.Gülerek bizleri selamladı.

Tarık Akan’ın tutuklanmasına neden olan haberi yazan kişiyi değil biz Tercüman’da çalışan hiç kimse bulamıyordu; ama  biz de  peşini bırakmadık.

Haberin basıldığı  gece matbaada çalışan bir basın emekçisinin haberi Nazlı Ilıcak’ın yazıp gönderdiğini ve 1.sayfaya yama yapıldığını duyduk.

Tarık Akan’ın, Almanya’da katıldığı bir toplantıda  Türk askeri aleyhine  konuştuğunu duyan tanıkları  haberi yazan Tercüman gazetesi de bulamadı, kanıtlayamadı; ama  Tarık Akan sanıyorum 21 gün kadar tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi.

Bu olay sürerken bir başka duruşma için Nazlı Ilıcak, Selimiye Kışlası’na gelmişti.Sıkıyönetim Muhabirleri olarak yanına gittik, Tarık Akan’la ilgili yazılan haber hakkında soru yağmuruna tuttuk. Hepimizin meslek kıdemi 20 yılın üstündeydi, soruyu nasıl soracağımızı  gayet iyi biliyorduk. Nazlı Ilıcak’ın önce gazeteci olarak bu bilgiyi nereden ve nasıl aldığını sorduk:

TIK yok..

Rus askerine selam dur, Türk askerine vur, tümcesinin oldukça uzun olduğunu ve bunu kimin bu kadar yalın olarak duyduğunu sorduk.

TIK yok.

Hayatınızda kaç dakika muhabirlik yaptınız diye sorduk.

TIK yok.

Kocanız Kemal Ilıcak’ın gazetesinde köşe yazarı olmanız,gazeteci olduğunuzu mu gösterir ?

TIK yok.

Sorularımıza yanıt vermemesinin anlamını sorduk yine

TIK yok.

Son sorumuz MUTLU MUSUNUZ ? oldu.

Bu sefer bir TIK sesi duyduk;

27 Mayıs 1960 ihtilalinde tutuklanarak Yassı Ada’ya gönderilen DP lilerden Muammer Çavuşoğlu’nun kızı Sebataycı aileden geldiği söylenen Nazlı Ilıcak, kaçarcasına odadan çıkarken çektiği kapının çıkardığı sesti.

 

01.08.2016
Bu yazı 1129 defa okundu.

Diğer Yazıları