YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

ONLARIN ÇİMENTOSU: GAZETECİLİK

EŞLERİN YÜREKLERİ BİRBİRLERİNİN MABEDLERİYSE;  ONLAR, SARMAL BİR DÖNGÜ İÇİNDE SEVGİ ENERJİSİ YAYARLAR

Gazete Flaş’ta yazmaya başlayalı beş ay dolmak üzere…

Mutfakta yetiştik ya, gazeteye gitmeden, o curcunalı, hareketli, yarı stresli havayı solumadan olur mu? Olmaz..

İlk günler  karşılıklı sevgi, saygı çerçevesi içinde ölçülü davranarak birbirimizi tanımaya çalışarak geçti ; çünkü Süleyman Şeneri’de, Semra Şener’i de yeni tanıyordum, onlarda beni, ama bu iletişim şekli gazeteciliğe pek uymuyordu.

Samimiydik, içtendik; ama bana göre sanki bir eksiklik, bir boşluk  var gibiydi…

Örneğin, Aydın Sarı, Atilla Karpınar, Tevfik Akbaş’la çalışıyor olsaydım sözünü ettiğim eksikliği duymayabilirdim; çünkü onları çok eskiden tanıyorum, gazetecilik dilini hep birbirimize karşı saygı çerçevesinde kullanmışızdır. Kısacası gazetecilikte diplomasi dili yoktur, ister aynı işyerinde çalış isterse farklı gazetelerde nerede olay varsa birlikte olma yeri orasıdır, hiç tanımadığın meslektaşına, ”ya ben vapuru kaçırdım, geç kaldım, ben gelmeden önce ne oldu ?” diye rahatlıkla sorabilirsin, o da sana yanıt verirken, ”bana ne zamanında gelseydin” sözünü içinden bile geçirmeden bildiklerini paylaşır…En kasıntı, havalı gazeteci bile bu meslek kuralına uyar, uymazsa uydururlar, bu durum sadece bizde değil yurt dışında da böyledir, Türkiye’ye gelen bir gazeteci sanki kırk yıllık ahpapmış gibi davranır…Bu büyük ailenin bireyleri bu kuralları.

ANA RAHMİNDEYKEN ÖĞRENİRLER, TABİ GAZETECİ DOĞACAKLARSA

Neyse, fazla derinlere gitmeden el frenini  çekmek gerek.

Gazete Flaş’a sabahları gittiğimde Süleyman Şener’i Atatürk Kent Meydanına bakan balkonda çay içerken bulurum.. Bir defa saymak istedim, unuttum, ortalama günde 20-30 bardak çay içtiğini düşünüyorum..

Süleyman Şener, sancılıydı, sanki karnı ağrıyormuş gibiydi, bir şeyler söylemek istiyor; ama sanki karar veremiyordu, ben de merak ediyordum; ama “neyin var “ diye sormuyordum; çünkü benimle paylaşmak isterse paylaşır diye düşünüyordum. Bir taraftanda yardım etmek istiyordum, gergin, huzursuz, kararsız bir beden dili vardı. Çayını yudumlayıp, sigarasından bir nefes aldıktan sonra, ”Hocam” dedi. Ve devam etti, ”Aydın”ın kurtuluş günü 7 Eylül’de özel bir ek çıkartmak istİyorum; ama öyle reklama dayalı değil de, bir tarih mecmuası gibi, kalıcı olmalı, insanlar yararlanmalı, ne diyorsunuz ?”, ”İyi olur, istediğimiz her türlü bilgiyi  ve desteği Günver Güneş hocamızdan alırız” dedim. ”ben de öyle düşünüyorum, akşam üzeri Semra hanım (eşi ve yazıişleri müdürümüz) geldiğinde bir durum değerlendirmesi yapalım.” dedi.

Semra Şener, eşi Süleyman Şener’in düşüncesini dinledi, ben de onları izledim. Semra Şener, durdu, düşündü, belli ki geçmişte yaşanmış olan bir deneyimi anımsamaya başlamıştı. Kıyaslama yapıyordu…sonra pek istemediğini anlatmaya çalıştı…Süleyman Şener’in yüzü asıldı, karardı. İşte o an onun 7 Eylül ekini çıkarmayı iyiden iyiye kafasına koyduğunu anladım ve yardım etmeye karar verdim, kararım Semra Şener’i manüple etmek değil, elimizdeki verileri akıllıca değerlendirdiğimizde gireceğimiz riske değeceğini anlatmaktı. Öylede oldu. Yarım saat içinde 7 Eylül ekinin çıkmasına karar verildi ve kollar sıvandı…

Herşey yolunda gidiyordu; ama Süleyman Şener yine kıpır kıpır, bir gidiyor, bir geliyor..Bu sefer dayanamıdım, sordum: Neyin var ? “Hocam !” dedi ve devam etti: ”Gazeteyi de büyütmek istiyorum.”  “Ha..şimdi bunu en küçük ayrıntısına kadar konuşalım; çünkü başladığın zaman ne pahasına olursa olsun sürdürmek zorundasın, burada iki türlü RİSK var. Birincisi ebadını, içeriğini büyüttüğün gazeteyi üç-beş gün sonra olmadı diye geriye dönemezsin. İkincisi de işin ekonomik boyutu.

Bu konuda belki saatler süren ayrıntıları tek tek inceledik, en kötü ihtimalleri düşündük. Sonunda o beni ikna etti. Aslında ben de Gazete Flaş’ın büyümesini istiyordum; ama bu önerimi  söyleyemezdim. Ha gazete benim  olsaydı o zaman iş değişirdi…

……………..

Süleyman Şener’i dinlerken, sanki kendimi dinliyordum…Onu hedefine götürecek yol haritasını zihin ekranına çizmiş, adım adım ilerliyor ve her adımı risk taşıyor, ayağının bir yerde takılması durumunda ne yapacağını da hesaplamış…

İnsanlar vardır, ”GARANTİCİDİR”, yaşamları tek düze akar gider, onlar böylesi yaşamaktan mutludurlar, bir şeyler, yeni atılımlar yapmak isterler; ama hedeflerine kaybetme korkusuyla yaklaştıkları için, ”DİMYATA PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLMAK” istemezler.

Oysa yaşamımızda risk almamak, riskleri  almaktan daha tehlikelidir. Risk almadığımız zamanlarda kendimizi çaresiz ve umutsuz hisseder, seçimlerin olmadığı bir dünyanın  içine sıkıştığımızı düşünürüz. Bunu bedenimizde görebilir, ruhumuzda hissedebiliriz; ancak risk almayı nasıl yöneteceğimizi anlarsak yaşamlarımız maceralarla dolabilir. Maceralar ilişkileri yaratır ve ilişkiler yaşamımıza bir anlam kazandırır. Zaman zaman risk almalıyız; çünkü yaşamımızdaki en büyük tehlike riske atacak hiç bir şeyin olmamasıdır. Kendi kesinliklerimize tutsak olmak bir tür köleliktir, böylece kendi özgürlüğümüzü cezalandırmış oluruz, oysa riske girerek özgürlüğümüzün tadını çıkarabiliriz.

Bu yazdıklarımı Süleyman Şener’le paylaştığımda, yüzü güldü, rahatladı, düşüncesinin onaylanmış, desteklenmiş olması ona iyi geldi. Merak ettiğimiz Semra Şener ne diyecekti ?

Arka balkonda yine hararetli tartışmalar, varsayımlar derken zaman geçti ve üç kişi avuç içlerimizi  birbirine vurarak alınan kararı kutladık..

 Ve 7 Eylül günü kuşe kağıda basılı ve gerçekten bir tarih mecmuası niteliğinde ekimiz ve şimdilik dört sayfası renkli büyük boy Gazete Flaş’ımızla Aydınllıların huzuruna çıktık…

7 Eylül ekimizin içeriği ile ilgili olarak bizlere destek olan ADD Aydın Şubesi Başkanım, değerli dostum, Atatürkçü tarihcimiz Günver Güneş hocama binlerce teşekkürler. Günver Güneş hocam, sadece bize değil, Aydın’a değer katmak isteyen herkese karşılıksız destek vererek Aydın’ın geleceğine ışık tutan gerçek bir Atatürkçüdür, Cumhuriyetçidir..

EŞLERİN YÜREKLERİ BİRBİRLERİNİN MABEDLERİYSE , ONLAR, SARMAL BİR DÖNGÜ İÇİNDE SEVGİ ENERJİSİ YAYARLAR…

Ben, bunu  7 Eylül ekinin hazırlanmasında  ve Gazete Flaş’ın büyümesiyle ilgili yaptığımız her toplantıda Semra-Süleyman Şener çiftinde gördüm. Zamanı geldi sesler yükseldi, gerginlik kopma noktasına geldi; ama hiç birisi kızıp, öfkelenip toplantıyı terk etmedi, küsmedi, kendi fikrini dayatmadı, mızmızlanmadı, susuldu, düşünüldü, değerlendirildi ve dışarıya “HAYATIM BÖYLE YAPSAK NASIL OLUR ?” İÇTENLİĞİ İLE  YENİ SEÇENEKLER ÜRETİLDİ.

Semra Şener, hiçbir güvencesi yokken  gözünü karartıyor ve Radyo Flaş’ı bir yığın senet imzalayarak alıyor,”nasıl ödeyeceksin” diye soranlara, ”reklam alır öderim diyor ve aradan tam 23 yıl geçiyor. Eve geldiğinde, ”babam sorarsa ne diyeceğim”diye kara kara düşünürken, babasının “Semra kızım sen yaparsın” demesi gücüne güç katıyor.

Şimdi kendinizi benim yerime koyun..yıllarınızı gazeteciliğe vermişsiniz, Aydın’da başlayıp, İzmir’e, ordan İstanbul’a gitmişsiniz, bir çok gazete ve ajansta çalışmışsınız, dayak yemişsiniz, gözaltına alınmışsınız, trafik kazası geçirmiş ölümden dönmüşsünüz, grev çadırlarında ikibuçuk yıl yatmışsınız, sınıf mücadelesi vermişsiniz hiç kimseye ağlamadan, sızlamadan, dünyalık yapmadan köşenize çekilmişsiniz, aradan yıllar geçmiş ve ilk başladığınız gün gibi aynı heyecan ve arzuyla “NEREDE KALMIŞTIK ?” diyorsunuz ve yeni gazeteniz  GELECEK ADINA RİSKE GİRİYOR NE YAPARDINIZ?

 

19.09.2015
Bu yazı 1189 defa okundu.

Diğer Yazıları