YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

POLİS

Polisin ,asker gibi eğitim alt yapısı yoktu…

Ortaokul mezunu,işsiz ve devlet memuru olma yaş sınırını aşmamış olanların ekmek parası için son umutlarıydı…

Polis yetişiren okullar, polis kolejleri, akademiler sonradan açıldı…

Polis, siyasilerin istedikleri zaman dişlerini geçirebildikleri,ülkenin bir ucundan öteki ucuna sürmekle tehdit ettikleri ve yaptıkları,genelde orta halli  halk çocuklarından oluşan,neredeyse  sahipsiz bir güvenlik örgütüdür…

Hükümetler,polisi kendi amaçları uğruna bir hamur gibi şekilden şekle sokabilirler.

Polis teşkilatına baktığımızda yukarıdan aşağıya doğru inen yönetim kademisinde yöneticilerin siyasi inançları için zikzaklar çizdiklerini görebiliriz.

Bu yönetimin en alt kademesindeki polis memurları, ordudaki piyade birliği gibidir…

Her savaşta onlar öne sürülür,daima ilk ölenler onlardır.

 MC hükümetleri döneminde siyasi otorite Türk polisini; Pol-Der, Pol-Bir diye,sağcı,solcu diye iki parçaya bölmeyi de başarmıştı.

Aşağıda alıntı yaptığım bilgileri paylaşmak  sanırım daha yerinde olabilir.

(Kendilerini “Halkın polisi” olarak tanımlayan Pol-Der’li polislerdi onlar. Kendilerine “Halkın polisi” diyen, 1 Mayıs’larda bildiri yayımlayan, ülke sorunlarının tartışıldığı dergi çıkaran, kendi görüşlerini içeren afişler hazırlayan, duvarlara yazı yazmak, pankart asmak ya da bildiri dağıtmak gibi suç bile sayılmaması gereken eylemlerden dolayı gözaltına alınan gençleri kendilerini “devletin polisi” olarak gören Pol-Bir’li polislerin gazabından koruyan, devleti egemen sınıfın baskı aracı olarak gören polislerin örgütüydü Pol-Der.

Kuruluş amacı polisin özlük haklarını korumaktı. Kurucuları çoğunlukla ortaokul mezunu komiserlerden oluşuyordu. Komiserlerin emniyet amiri olmalarını engelleyen düzenlemeye karşı haklarını koruma amacıyla kurulan Pol-Der’in başlangıçta üye sayıları az olduğundan her görüşe mensup polisler de derneğe üye olarak alındı. Ancak hak arama mücadelesinde solcular daha ön plana çıkınca doğal olarak ilk yönetim de sol görüşlü polislerden oluştu. MC hükümetleri döneminde sokakta devlet destekli sivil güçlerin ve kontrgerillanın yaptığı katliamlar, tutuklanan ülkücülerin korunup kollanması ve cezaevlerinden ellini kolunu sallayarak sırra kadem basmaları, solculara yönelik sistemli işkenceler Pol-Der’i de siyasi bir tavır almaya itince sağ görüşlü polislerle yollar da ayrıldı ve duruşları daha bir netleşti. İkinci genel kurul sonrası yayımlanan bildiri de bunun açık bir kanıtıdır:

Polis halkla organik bir birlik oluşturur. Hizmet etmekte olduğu toplumdan ayrı değil fakat onun bir parçasıdır. Polis; anayasal ve demokratik hakların kullanılmasının önünde bir engel, öğrencilerle küskün, toplantı ve gösterilere gereksiz müdahale eden, yurttaşlara kötü davranan bir örgüt değildir. Bu duruma çevrilmesine hiçbir zaman hiçbir çevrenin gücü yetmeyecektir.”

Bazı çevrelerin değil halkın polisiyiz

Pol-Der tarafından çıkarılan dergide de benzer görüşler savunulmaktaydı. Derginin yayın politikası sol bir derginin çizgisinden ve sol jargondan çok da farklı değildi.

“Bir grev, boykot veya gecekondu sözü geçince akla hemen polis gelir olmuştur. Çünkü egemen sınıflara sırtını dayamış olan politik çevreler, polisi bu sınıfların yararına yasal maşa gibi, daha genel bir ifade ile halkı halka karşı kullanagelmişlerdir. Oysa çoğunluğu yaşam ve geçim sıkıntısı içinde olan polisin kardeşleri olan öğrencilerimize ve gecekondu komşusu olan işçilerimize, yasadışı davranışlarını düşünmek bile olanaksızdır. Bu tür durumlarda kusur ve suç polise yön verme yetkisinde olan üst makamlarındır. Bir tek şeyin bilinmesinde hem de tüm politikacılarca bilinmesinde fayda vardır. Polis toplumun karşısında gösterilmekten artık hoşlanmıyor. Politikacıların ve onların sırt dayadıkları bazı çevrelerin polisi değil, halkın polisi olmak istiyor.”

İkinci Milliyetçi Cephe iktidarında faşist terör daha da azgınlaşmıştı. Birçok bilim adamı, sivil toplum örgütü yöneticisi ve aydın suikasta kurban gitmişti. Pol-Der bu suikastlara da kayıtsız kalmamış, bir bildiri ile artan faşist terörü şöyle kınamıştı: “Her gün halka ihanetin yeni bir örneğini veren faşizmin, halkın dostlarını, aydınları, düşünürleri, namuslu insanları, güzeli, düşünenleri hedef almaları rastlantı değildir. Amaç toplum katmanları arasında yılgınlık yaratmaktır. Pol-Der olarak azgınlaşan faşizm karşısında tüm namusluları, halkın dostlarını, yüreği insanlar ve insanlık için çarpanları birliğe ve dayanışmaya demokratik yoldan mücadeleye çağırıyoruz.”

Pol-Der, Emniyet teşkilatı içinde kısa sürede binlerce üyeye ulaştı. Kapatıldığında 18 bini aşkın üyesi bulunuyordu. Bu örgütlenme hızı devlet içindeki derin güçleri harekete geçirdi. Hemen “Halkın polisiyiz” diyen Pol-Der’e karşı “Devletin polisiyiz” diyen Pol-Bir’i kurdurdular. Aydınlar Ocağı’nda temeli atılan Pol-Bir’in isim babası da ANAP döneminde tetikçi olarak kullanılan ve topluma “Dürüst polis” imajı ile sunulan, ancak daha sonra kendisi dolandırıcılıktan arandığı için kapağı ABD’ye atan eski İstanbul Mali Şube Müdürü Salih Güngör’dü.

Pol-Bir’in kurdurulmasındaki temel amaç, polisin içinde ikilik görüntüsü vererek Pol-Der’in kapatılmasına zemin hazırlamaktı. İlginçtir, bu kapatma kararı da Pol-Der üyelerinin çoğunlukla seçmeni olduğu CHP iktidarı döneminde alındı. İrfan Özaydınlı’nın İçişleri Bakanı olduğu 1978 Haziranı’nda Pol-Der ve Pol-Bir hakkında kapatma kararı verildi. Ancak bu kapatma kararı bir ay sonra Danıştay tarafından iptal edilince Pol-Der yeniden faaliyetlerine başladı.Pol-Der’liler 12 Eylül’e giden yolda kitlesel bir eyleme de imza attılar. 1 Eylül 1980 günü Ankara’daki Toplum Polis Merkezi’nde Pol-Der üyesi bin kadar polis direnişe geçti. Binayı işgal eden polisler çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle oturma eylemine başladılar. Dönemin Ankara Sıkıyönetim Komutanı Recep Ergun olay üzerine Toplum Polis Merkezi’nin etrafını tanklar ve askeri birliklerle çevirmeye aldı. Elindeki megafonla, direnen polisleri “Size üç dakika süre veriyorum. Bu süre içinde teslim olmazsanız ateş emri vereceğim” diye tehdit etti. Çatışmaya ramak kala devreye Sıkıyönetim Başsavcısı Dündar Soyer girdi. Polislerin amirleri ile konuşarak direnişi bitirmelerini aksi takdirde çatışma çıkacağını, sorunları ne ise bir komisyon kurup iletmelerini istedi. Polislerin cevabı, “Çatışma çıkarsa çıksın zaten yaşamıyoruz ki, çalışma koşullarımız çok ağır. Ahır gibi yerlerde yatıp kalkıyor, çalışıyoruz” oldu. Ama amirlerle yapılan kısa görüşme sonrası direniş bitirildi. Bu olaydan iki hafta sonra 12 Eylül darbesi gerçekleşti. Cunta, Pol-Der’li polisten bu olayın acısını fena çıkardı. 1982 yılında çıkarılan,’’zorunlu erken emeklilik yasası’’ ile 3 bine yakın Pol-Der’li polis emekliğe sevk edildi.)

Polis çocuğu olarak yüreğim yanıyor,12 Eylül 1980 öncesi bubi tuzaklarında ellerini,gözlerini,

canlarını, kaybeden o gencecik delikanlılar geliyor gözlerimin önüne.Babalarını kaybeden bebeler,eşlerini kaybeden kadınların ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözleri geliyor gözlerimin önüne.

Ya şimdi? Değişen ne var ?

*****Cumhuriyet'in ilk dönem polislerinden olan babam Cahit Dağıstanlı,   İstanbul'da Yıldız Polis Okulu ve Ankara'da Polis Enstitüsü'nde okuduktan sonra ,Kars,Ardahan ve Ankara'da,,1955 yılından itibaren de emekli oluncaya kadar aralıksız Aydın Emniyet Müdürlüğü'nde Polis Babası onuruyla Teknik Büro Amiri olarak görev yaptı. Babam,şimdi Kanlıca'daki ebedi istiratgahında genç meslektaşlarının nasıl hain tuzaklara düşürüldüğünü kemikleri sızlayarak izliyordur.

13.12.2016
Bu yazı 714 defa okundu.

Diğer Yazıları