YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

ŞU SAZIMA BİR DÜZEN VER, TELLERDE MURAD ALSIN

BAĞLAMA USTASI  HASAN BAKAN..

Bağlamayı  anlatmak istiyorum; ama nereden başlayacağıma bir türlü karar veremiyorum. Bağlamaya saz da derler, oysa saz dünyadaki tüm müzik aletlerinin ortak adıdır. Bağlamayla iç içe olanlar ona saz değil bağlama derler.

Yüzyıllar öncesinden günümüze kadar  gelen, halk ozanlarının, aşıkların, dertlerini, dileklerini, sitemlerini İsyanlarını, dile getirirken yanlarından ayırmadıkları yoldaşları, sırdaşları bağlama nedir?

Kaygusuz Abdal’dan, Karacaoğlan’dan, Dadaloğlu’ndan, Köroğlu’ndan, Aşık Mahzuni Şerif, Aşık Veysel, Arif Sağ, Neşet Ertaş ve daha nice bağlama ustalarının ellerine aldıkları zaman tellerine vurarak çıkardıkları birbirinden güzel ve etkili seslerle dinleyenleri mest eden bu bağlama denilen müzik aleti nedir ?

Bağlamanın ne olduğunu, nasıl ve neden yapıldığını öğrenmek için, bağlama ustaları arasında DERGAH olarak  bilinen Hasan Bakan’ın  2.sanayi sitesindeki atölyesine gittim, her zamanki gibi birkaç konuğu vardı Hasan’ın..

Hasan, hem işini yap hem de biraz sohbet edelim, dedim.

-Olur abi, sen sor ben söyleyeyim.

Hasan, ne zamandan beri bağlama ustalığı yapıyorsun ?

-Abi sen biliyorsun ya..

Hasan, ben bilmesine biliyorum da okuyucularım için soruyorum.

-Abi 1962 doğumluyum, yani 53 yaşındayım ve  ilkokul birinci sınıfa giderken başladım.

Yani 46 yıldır bu işi yapıyorsun öyle mi ?

-Evet abi..

Hasan elindeki aletle tekneyi oyarken, ben babası  Yusuf amcayı anımsadım..

Bağlama yapım ustası Yusuf Bakan, sessiz, sakin, az konuşan, çok çalışan birisiydi…Parmak uçlarındaki tırnakları boğumlardan itibaren kesik kesikti, o kesikler ustalığının bedeli gibiydi..

Yusuf  Bakan, memleketi Tunceli de amcasından  bağlama yapmasını öğrenmiş sonra Aydın’a gelerek kendi atölyesini açmış..

Hasan ilkokula başladığı gün yanına almış ve ilk olarak ağaç kesmeyi öğretmiş.

Hasan, nedir bu ağaç kesmek ?

-Abi, rahmetli babam bir dut ağacının gövdesini tezgaha yerleştirdi, beni de karşısına aldı ve adı kolastar olan testereyle karşılıklı olarak kesmeye başladık. O günden beri bu işin içindeyim.

Hasan’dan bana bağlamayı anlatmasını istiyorum. Hasan  biryandan elindeki işi yapıyor, biryandan da Bağlamayı anlatıyor:

-Bağlamanın teknesi dut ağacından, sapı akgürgenden, kapağı da ladin ağacından yapılır. Dut ağacı ölçülere göre oyulduktan sonra enaz bir yıl kurumaya bırakılır, böyle olduğunda bağlama uzun ömürlü olur. Birde yaprak denilen yapım yöntemi vardır. Tam 19 parça ağaç tek tek yapıştırılarak gövdeye dönüştürülür, buna  yaprak gövde denir.

Hasan, kaç tür bağlama vardır ?

-Cüra, cüra bozması, tambura, divanaltı, divan ve meydan, bir de kısa saplı çöğü dediğimiz türü vardır.

Bağlamaların biçimleri aynı olmasına karşın, yöresel farklılıklar nedeniyle telleri o yöreye göre akort ediliyor, bu da yöresel tavırları yaratıyor.

Benim de birazcık bağlama çalmaya merakım vardır; ancak yeterince zaman ayıramadığım için çıraklıktan öteye gidemedim; ama zaman zaman Hasan Bakan’ın DERGAHINA  giderek oranın müdavimlerinin bağlama çalışlarını büyük bir hayranlıkla izlerim.Hasan’ın babası rahmeti Yusuf amca bana özel bir divan altı bağlama yapmıştı, 30 yıla yakın bir zamandır daha ilk günkü gibi, Yusuf amcanın yapıştırdığı kağıtları bile sökmedim. Ara sıra dertleşiyorum, söyleşiyorum, bana yetiyor; ama ben daha fazlasını öğreneceğim; çünkü çevremde çok iyi bağlama ustaları var. Öğrenmenin yaşı yokki ..

Kaliteli bir bağlamanın gövdesinin dut, sapının akgürgen, kapağının ladin ağacından olmasının nedenleri kimbilir kaç yüz defa denenmiş de ondan sonra karar verilmiştir.

Hasan, oymakta olduğu teknenin son zımparalamasını yaparken ince bir noktaya girmeye çalışıyorum ve damdan düşer gibi  Hasan’a soruyorum: HASAN ŞİMDİYE KADAR NEDEN EVLENMEDİN ?

Hasan durdu, Hasan şaşkın; çünkü beklemediği, çalışmadığı yerden sordum.

”Elektirikler kesildi de ondan mı çalışamadın ?”dedim.

Güldü; ama sadece yüz hatları güldü, gözlerinin içi değil..

Hasan’ı kötü vurmuştum; ama vurmak için sormadım söyleşimizin ruhuna bir anlam kazandırır düşüncesiyle sormuştum. İstemezse  yanıtlamayabilirdi..

Hasan, elineki zımparayı bıraktı, başını kaldırdı ve

-Abi, bir zamanlar birisini çok sevmiştim. Onsuz biranım bile geçmiyordu;f akat birgün öylesine bir darboğaza sokuldum ki benden işimle aşkım arasında seçim yapmam istendi. Konuşamadım, söylemek istediklerim boğazıma düğümlendi, yutkunamadım, cevapta veremedim, yerimden kalktım, atölyeme geldim, babamın hediyesi, babamın bana bahşettiği mesleğimin, alınterimin ürünleri bağlamalarıma sarıldım ve benim için o gün evlilik defteri kapındı..”

Hasan’ın yarasını kanattığım için biraz duygusallaştım; ama her insanın bir öyküsü vardır, biryerlere gelir, bir şeylere sahip olur; ama tüm bunlar bedel ödeyerek olur.

İnsana zor geleni de sevdikleri arasında seçim yapma zorunda bırakılmalarıdır. Bu istekler isteğinin yönetmek istemesinden kaynaklanır.

Hasan, bu kez bir başka tekne aldı ve onu oymaya başladı..

Kimbilir belki Hasan alınteri, el emeği, göz nuru ile yaptığı bağlamalara sadece onun okuyabileceği bir dille, bir sembolle arkasını dönüp gittiği aşkını işliyordur..

Zaten bağlamaya o hüzünlü, o çoşturucu, o düşündürücü, o yüreklendirici gücü yapan ustaları vermiyor mu ?  Öyle olmasaydı yüzyıllar öncesinden beri  Karacaoğlanın, Kaygusuz Abdal’ın Köroğlu’nun, Dadaloğlu’nun, bilinen, bilinmeyen nice halk ozanlarının, aşıkların yürek sancıları

 bağlamanın tellerinden bugün nasıl gelirdi ?

 

17.07.2015
Bu yazı 1379 defa okundu.

Diğer Yazıları