YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

SUYLA SOHBET

BİR BARDAK SU VERİR MİSİN ? TEŞEKKÜR EDERİM.SU GİBİ ÖMRÜN UZUN OLSUN !

Suyu sever misiniz ?

Ben çok severim.

Zihinsel ve bedensel yorgunluklarımda meditasyon yaparken suyun sesini dinlerim… İster yağmur yağarken olsun, isterse kıyıları döven dalga sesleri olsun ya da çam ağaçları arasından şırıl şırıl akıp giden derenin su sesi olsun hep dinlendirir beni. Meditasyonum bittiğinde derin ve huzurlu bir uykudan uyanmış gibi kendimi zinde ve dinç hissederim.

Siz yapıyor musunuz ?

Hiç mi denemediniz ?

Bir kez deneyin.. alın bir su sesi cd si, çekilin sessiz bir mekana, üzerinizdeki giysileriniz rahat olsun, bir de tuvalet ihtiyacınızı gidermiş olun, mideniz ne aç de çok tok olsun, orta karar. Sonra dinlemeye başlayın  su sesi yavaş yavaş gelsin kulağınıza, yani kulağınız ne sesi arasın ne de sesten kaçsın. En az 20 dakika dinleyin..

****

Gelişen teknolojinin tüketime dayalı bencil ve sorumsuzca kullanımının yarattığı çevre kirliliğinin dünyamıza verdiği ölümcül zararları düşünürken, dinlediğim su sesinin rahatlatıcı etkisiyle dalmışım, zihnim, bedenim öylesine gevşemiş ki, pelte gibi olmuşum…

 

Birden bir ses geldi kulağıma.

-Bizi duyuyor musun ?

Baktım, birkaç küçük balık, yengeç yavruları, su böcekleri, yavru kaplumbağalar ve su yılanları bana bakıyorlar. Duyuyorum, dedim.

-Bu derenin suyu bizim dünyamız ve siz insanlar sizin için de önemli olan bu su dünyasını yok ediyorsunuz. Çevre kirliliği yarattığınız için suda yaşayan binlerce canlının ölmesine neden oluyorsunuz.

Ben, suya da size de zarar verdiğimi düşünmüyorum, nasıl bir zarar veriyorum ki ?

-Çok büyük zarar veriyorsun; çünkü olana bitene karşı çıkmıyorsun, yaşadığın dünyaya ve çevreye yeterince sahip çıkmıyor, yaşama hakkını savunmuyorsun.

Bana yüklenen suçlamaları düşünürken bir başka ses araya girdi. Kimi zaman duyulabilir, anlaşılabilir, kimi zaman da boğuntulu, hırıltılı bir sesti..

-Bu böyle olmayacak, gel seninle uzunca bir geziye çıkalım, dedi.

Ses akıp giden derenin sesiydi. Çıkalım dedim. Sonra ne oldu bilmiyorum fiziksel bedenim giderek yumuşadı, inceldi, şeffaflaştı ve içinde bulunduğum derenin bir parçası oldum. Hem derenin suyuydum hem de o dere suyunun bir parçasıydım…

-Su olmak nasıl bir duygu? diye sordu, harika, dedim,

-Daha dur bakalım, sabırlı ol dedi.

Aktık, aktık sürekli aktık, ormanlardan geçtik ağaçlar, kuşlar, tekmil hayvanlar içti OH! Dediler.

Yükseklerden aşağıya düşerek aktık, şelale dediler… mağaralardan, dibi görünmez çukurlara aktık, yerin altından geçtik, geçip gittiğimiz her yerde yaşayan her şeye hayat verdik… sonra yeniden yer yüzüne çıktık, bir havuza girdik, çıkmak için döndük durduk; ama çıkamadık, ürktüm ve sordum: Neredeyiz, ne oluyoruz –

-Demiştim ya sabırlı ol diye, bir kentin içme suyu havuzundayız, dinlendirecekler, klorlayacaklar sonra da musluklardan akacağız.

Dediği gibi oldu, önce yüksek bir yerden geniş borular içinden akarak giderek daralan boruların içinden akmaya başladık.

Kimi yerde yeni doğmuş bebekleri, kimi yerde yaşamdan göç etmiş insanları yıkadık. şarıl şarıl aktık, çamaşırları, bulaşıkları yıkadık. Yıkadıkça kirlenmeye başladık…

Fabrikalarda yağ kazanlarını, akaryakıt tanklarını, zeytinleri, dabakhanelerde derileri yıkadık, onlar aklandı, biz kirlendik. Dayanamadım sordum: Nedir bu başımıza gelenler ?

-Daha bu iyi günlerimiz, insanoğlu önlem almazsa yağmur duasına çıktıkları bir gün asit yağmuru olarak üzerlerine yağıp onları da eriteceğiz. Dirilerini de ölülerini de yıkamak için su bulmayı bırak içmek için bile bulamayacaklar; çünkü kirletiyorlar, temizlemiyorlar.

Suyun söylediklerinden dehşete kapılmıştım.

-Bak şimdi ne olacak dedi.

Merak ettim, bekledim.içini dışını tertemiz yıkadığımız fabrikadaki tüm kanserojen atıkları içimizde toplayıp arıtma tesislerine gitmeyi beklerken açıverdiler vanaları..

Karıştık Büyük Menderes’e, Gediz’e, Sakarya’ya, Fırat’a, Kızılırmak’a cennet ülkemde ne kadar akarsu varsa hepsine…ve biz aktıkça, balıklar, yengeçler, su böcekleri, yılanlar, çiyanlar tüm canlılar feryad figan ölümün kucağında…

Şaşkınlıktan donmuştum.

-Su olarak insanları  ben mi öldürdüm yoksa insanlar beni kirletip temizlemedikleri için mi öldüler..

Suyun söylediklerini düşünürken o konuşmasını sürdürdü:

-Biliyorsun dünyanın dörtte üçü ve insanın %70 su. Kirlettiği suyu temizlemeyen insanoğlu bunun bedelini canıyla ödemesine karşın hala tehlikenin farkında değil. Beni teknolojiyi kullanarak kirletti; ama teknolojiyi kullanarak temizlemediği, doğaya saldığı için benim suladığım tarlada yetişen her şey kanserojen atıkları taşıyor, bir süre sonra bu hastalık oranı yükseliyor. Kim kazanıyor ? İLAÇ SEKTÖRÜ. peki bu hastalığa yakalanan yüzlerce kişiden kaçı eski sağlığına kavuşuyor? İnsanoğlunun bilmesi gereken bir şey var: ben suyum, yani dünyanın bir parçasıyım, gelişmekte olan teknoloji dünyanın dengesini bozabilir, dünya buna dayanamadığında kendisini yenilemek için bildiği yöntemleri uygular, insanoğlunun kendisi dahil  dengeyi bozduğu her şeyi mağmaya göndererek yok eder ve yeniden bir yaşam oluşumu başlatır ve ben de su olarak bu başlangıçta yerimi alırım, olan insana, canlıya olur..

Zihinsel ve bedensel dinginlik için su sesi dinleyerek yaptığım meditasyonda önceleri gevşeyip rahatlayan zihnim ve bedenim su olduktan sonra öylesine gerildi ki, gözlerimi açtığımda susuzluktan kavrulduğumu hissettim.

Oldukça büyük bir bardak soğuk suyu yudumlarken boğazımdan akan su olup kendi varlığımın içinde yeni ve gizemli bir yolculuğa başladım…

08.08.2015
Bu yazı 1012 defa okundu.

Diğer Yazıları