YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

TÜPÜN ALTINI KAPATMAYI UNUTMUŞSUNUZ…

Ne kadar unutkansınız…

İnsan evden çıkmadan önce tüpün altını kapatıp kapatmadığını kontrol etmez mi ?

Ütü fişte mi değil mi diye bakmaz mı ?

Tost makinasının fişini çektiniz mi ?

Banyodaki, mutfaktaki, lavabodaki muslukları kontrol ettiniz mi ?

Yatağı yorganı havalandırmak için balkona asmıştınız, balkon kapısını kapattınız mı ?

Peki tüm bunları yaptıysanız bu koku ne ? insanın genzini yakan bu koku nereden geliyor ?

………………..

Gazetelerden alıntılar:

Tüpü açık unutup komşuya giden Ayşe teyze, dönüşünde elektrik düğmesine basınca evi havaya uçtu..

…………

Sevdiği gence verilmeyen genç kız mutfaktaki tüpü açarak yaşamına son verdi..

………………….

Mahalle arasındaki tüp bayiinin patlayan tüpleri mahalleyi savaş alanına çevirdi..

………………………

Demedi demeyin, benden söylemesi. Aslında söylemekten, yazmaktan etkinlik düzenlemekten gına geldi; ama insanlar vurdumduymaz, umursamaz, duyarsız..

Fazla değil 3-5 yıl içinde dünya gazetelerinin manşetlerini okur gibiyim.

“TÜRKİYE'DE, İNCİRİ, ZEYTİNİ, YAĞI, TARİHİ VE DOĞAL ZENGİNLİKLERİYLE ÜNLÜ AYDIN ŞEHRİNDE YAŞAYAN İNSANLAR JEOTERMAL GAZI  SOLUYARAK TOPLUCA İNTİHAR ETTİLER.!”

YA DA

 “KENTİN ÜZERİNİ KAPATAN JEORTEMAL GAZIN BİRİKMESİ SONUCU MEYDANA GELEN PATLAMADA AYDIN ŞEHRİ HAVAYA UÇTU.”

YÜZ YILLAR SONRA AYDIN:

Turist kafilesine eşlik eden rehber, bulundukları yer hakkında kafileye bilgi veriyor.

“Burası çok önceleri adı Tralles olan, daha sonra Güzelhisar-ı Aydın, daha sonra da Aydın adını alan antik bir kent. Bu kent bir zamanlar inciri, zeytini, yağı, pamuğu ve tarihiyle ünlü bir kentti. Dağlarından yağ, ovalarından bal akardı, Menderes adında bir nehir akardı, bu nehirde 2 metre boyunda yayın balıkları olurdu, Menderes nehri binlerce dönüm toprağı sulayarak tarımın bereketli olmasını sağlardı. Sonraları birileri Aydın'a geldi, ”Aydın'ın boynuna altın bilezik takacağım.” diyerek, toprak aldı, burada yaşayan insanların kimileri dededen kalma zeytinliklerini, incir bahçelerini, sebze bahçelerini bol paraya bu gelen adamlara sattılar. Adamlar jeotermal kuyular açarak en ucuz enerjiyi üreteceğiz dediler, dedikleri gibi yaptılar; ama mağmadan geleni mağmaya göndermek yerine buharını masmavi gökyüzüne salıp, akışkanını da toprağa döktüler..Devlet denetlemedi, hatta bu gelen adamların daha fazla kuyu açmak karşılığında üniversite yapmayı vaad  etmelerini de kabul ederek anlaşmalar imzaladılar.

Önce yüzyıllardır Ege Bölgesine hayat veren Menderes nehri kirlenmeye başladı, içinde yaşayan balıklar, böcekler öldüler. Menderes'in sularıyla beslenen tarım kanser üretmeye başladı.

Magmaya gönderilmek yerine masmavi gökyüzüne salınan jeotermal gaz rüzgarla birlikte Aydın semalarına yayıldı. Günlerde yaşayanlar gazın kokusunu aldılar, rahatsız oldular; ama “BANA BİRŞEY OLMAZ” diyerek savsakladılar..

Aydın'ın boynuna altın bilezik takmaya gelenler baktılar ki hiç kimsede kıpırdama yok daha çok daha çok kuyular açtılar, geceleri gizli gizli  asırlık zeytin ağaçlarını, incir ağaçlarını kestiler, satanlar aldıkları paraları sayarken kanser onlarında kapılarını çalmaya başladı, anladılar, ama iş işten geçmişti, işte bu çerçeve içinde hayatlarını sattıkları; ama yiyemedikleri paraları görülmektedir.

Aydın semalarını jeotermal gaz tutsak aldıkça ölüm oranı arttı, yeni yeni hastaneler yapıldı, yurt dışından doktorlar geldi, ilaç sanayi para saymaktan elleri yoruldu, balya balya paraları ülkelerine götürdüler.

Sonunda yüzyıllar önce İtalya'da yeniden canlanan Vezüv yanardağının lavlarının ve küllerinin tarihten sildiği Pompeii gibi oldu ve yeniden dirilişi doğanın insafına kaldı..

…………………………………………………………….

Saat: 07:30 balkondayım, her sabah yaptığım gibi kültür fizik hareketleri yaparak bedenimi gecenin yorgunluğundan arındırıp, kan dolaşımımı hızlandırarak kendimi güne hazırlamaya hazırlanıyorum; ama nefes alırken ekşi ekşi bir koku geliyor burnuma. Mutfak tüpü açık sanıyorum, değilmiş. Balkondan bakıyorum, öğrenciler okula, çalışanlar işlerine gidiyorlar.

Minibüsler vızır vızır çalışıyor. Sadece ben mi alıyorum o ekşimsi kokuyu ? Sağlıklı olmak, sağlıklı yaşamak için bedensel çalışmalar yapıyorum;ama kanımdaki enerjiyi artıracak  oksijen yerine zehir soluyorum ekşi ekşi…

 Hiç böyle değildi Aydın'da gökyüzü! güneş varsa pırıl pırıl masmavi olurdu, insana huzur, yaşama sevinci verirdi.. Şimdi nefes almaya bile korkuyoruz..peki biz nasıl insanlarız ?

Pompeii deki insanlar da hiç farkında değillerdi Vezüv'den çıkan ölüm bulutları onları soluksuz bıraktığında, lavların yakıp yok ettiğinde…

Gerçekten o turist rehberinin anlattığı gibi mi olacak Aydın'ımız ?

Biz kendimizi, kentimizi koruma sorumluluğundan yoksunsak daha ne olmasını bekleyebiliriz ?

KİM DEMİŞTİ,” BANA  DOKUNMAYAN  YILAN  BİN  YAŞASIN !” DİYE ?

 

12.11.2015
Bu yazı 2080 defa okundu.

Diğer Yazıları