YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

YAŞAM ÜZERİNE

Sizde de olur mu ?

Ben zaman zaman kendimi bir başka zaman diliminden gelmiş gibi hissederim..

Yazımı okuyanlar, yaşlandığımı düşünerek, ”senin gençlik yıllarınla şimdiki zaman bir mi ?”diye de bilirler,” sadece sen mi ?, ben de aynı duyguları yaşıyorum.”diyenlerde olabilir.

Demem o değil..

Elbette ki değişimi yadsıyacak,ona karşı koyacak düşünce yapısına sahip değilim. Yaşamın gerçeği “DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİMDİR.” kuralını rehber edinmektir.

Yan yana olmasak da, hadi hep birlikte  bir yolculuğa, bir geziye çıkalım…

Ben, Menderes nehrini seçiyorum, sizde bir nehir seçin, dayayın sırtınızı bir salkım söğüte ya da çınar ağacına, önünüzden akıp giden nehri seyredin..

Diyelim ki daha 5-6 yaşlarınızdasınız..

Daha dünyayı, yaşamı tanımıyorsunuz; ama merak ediyorsunuz…

Ananız, babanız sağ…

Saçlarınız doğal renklerinde, cildiniz pürüzsüz ve parlak..

Gözleriniz uzağı da yakını da net görüyor..

Kulaklarınız tüm sesleri birbirinden ayırarak net olarak duyuyor..

Sırtınızı dayadığınız  ağacın dallarına konmuş kuşların sesi duyulmaz oluyor ve  yaprakları  sararak kucağınıza düşerken  ve siz akıp giden nehir suyunu seyrediyorsunuz…

Su kimi zaman çamur gibi, kimi zaman  boz bulanık, kimi zamanda berrak akıyor..

Sırtınızı dayadığınız ağacın dalları çiçek açıyor, yeşil yapraklar arasında kuş cıvıltıları çoğalıyor..

Ve mevsim dediğimiz  dört parçalı çark habire dönüyor….

Sırtınızı dayayıp nehrin akışını seyrettiğiniz ağacın yerinde yeller esiyor..

Gökdelenler yükselmiş..

Kuşların sesinin yerini motor gürültüleri almış..

Klakson, sren sesleri kulaklarınızı tırmalıyor..

Nehrin suyu köpüre köpüre ağır ağır akıyor..patlayan baloncuklardan pis kokular çıkıyor…

Berrak bir su birikintisine elinizi uzatıyorsunuz..

O da ne ?

Yüzünüz kırış kırış..

Gözlerinizin kenarlarında kaz ayakları oluşmuş..

Saçlar beyazlaşmış..

Artık eskisi gibi bir hamlede ayağa kalkamıyorsunuz..

“bu ben miyim ?” diye kendinize soruyorsunuz..

Yaşlanmaya başladığınızı düşünüyorsunuz..

Ve “ne günlerdi o günler” diyerek geçmişe hayıflanıyorsunuz…

İŞTE BU NOKTA KIRILMA NOKTAMIZ, KENDİMİZLE YÜZLEŞTİK.

Peki bu süreç içinde sadece fiziki yapınızın ve çevrenizin değiştiğinin mi  farkındasınız ?

Düşüncelerinizi sorguladınız mı ?

Yaşama bakış açınızı gözden geçirdiniz mi ?

İnsanlara, olaylara at gözlüğü ile değil de daha geniş açıdan bakmanız gerektiğini düşündünüz mü ?

En önemlisi  özgüveninizin çıtasının yerini belirlediniz mi ?

Kendi kafanızın içindeki olmaz sa olmaz kalıplarınızın farkına vardınız mı ?

Bu temsili süreçte yorulduysanız, enerjinizi başkalarını kendi istediğiniz gibi değiştirmeye çalıştığınız için yorulmuşsunuzdur.

Oysa,yaşamın çok basit bir kuralı vardır: KENDİMİZİN DEĞİŞMESİ..

Başkalarını  yargılamak,suçlamak, etiketlemek, hep aynı düşünceye, amaca odaklı olmak tüm enerjimizi çalar. Ve bu durgun bir suya atlan bir ağırlığın çıkardığı dairesel halkaların  suda yayılması gibi yaşamımızda bize geri döner…Tibet”te, buna “KARMA YASASI” diyorlar. Türkçesi: SEBEP-SONUÇ ilişkisi..

Özendiğimiz  batı,bizi mantık dediğimiz zaman zaman kişiye göre değişen düşünce yöntemleriyle sınırlayarak yaratıcı yanımızı körleştirdiği gibi, yaşamımızın üstünde demoklesin kılıcı gibi duran,gelenekler, töreler ve dini kurallar yüzünden özümüzün farkına varamayız.

Oysa yaşam dalgalar üzerinde sörf yapmaya benzer, korkarsak düşer boğuluruz, hep dalgaların üzerinde durmaya çalışırsak onun güdümüne girerek yoruluruz; ama dalgaların hareketlerini izlersek daha bilinçli ve özgür bir yaşamı seçmiş oluruz.

 

13.01.2016
Bu yazı 922 defa okundu.

Diğer Yazıları