YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

ZAMANDA YOLCULUK

Adam yerden aldığı irili-ufaklı taşları biraz ötesinde duran otobüsün camlarına atıyor, bir yandan da “vatan hainleri”diye bağırıyordu.

Otobüsün içinde oturanlar yaralanmamak için eğiliyorlardı.

Birisi vardı, pencere kenarına oturmuş, dimdik duruyordu.

Jandarma erleri taş atan adamı uzaklaştırıyorlar; ama adam ilk fırsatta yine aynı eylemini sürdürüyordu.

Delikanlılığa geçiş yıllarımızdı, merakla otobüse bindirilenleri izliyorduk..

Otobüsün pencere kenarında dimdik oturan kişi İSMET SEZGİN’di.

“vatan hainleri”diye bağırıp taş atanın kim olduğunu bilmiyordum, otobüsün çevresinde toplananların kimisi üzgün, kimisi merakla olanı biteni izliyordu, içlerinden birisi aynen şöyle demişti: ”şu kaderin cilvesine bak DEMOKRAT PARTİ üyesi KOLONYACI DELİ NAMIK kendi partisinin vekillerini taşlıyor.”

Bu sözleri kimin söylediğini bilmiyorum; ama 27 Mayıs 1960 denildiğinde gözlerimin önüne gelen en net görüntü budur.

Demokrat Partinin astığı astık, kestiği kestik döneminde rahmetli  babam polisti. Eve geldiğinde, ”bunlar iyice azıttılar, Tellidede mezarlığındaki ölüleri bile yazıyorlar” derdi.

O zamanlar Rusya’dan yayın yaptığı söylenen bir radyo vardı: BİZİM RADYO

Bizim Radyo Türkiye Saati diye yayın yapmaya başladığında herkes pür dikkat dinlerdi. Ben de elime bir kağıt kalem alırdım.

Radyonun görevli memuru birazcık bozuk Türkçesiyle, birçok ili saydıktan sonra Aydın’a gelirdi ve “Şimdi Aydın”dan VATAN CEPHESİNE” kaydolanların adlarını söylüyorum derdi ve saymaya başlardı, ben de yazabildiğim kadar yazardım. Bir arkadaşımla birlikte Tellidede mezarlığına gider elimizdeki listede adları yazılanları arardık. Bulduğumuz zaman çok heycanlanırdık; çünkü adamın VATAN CEPHESİNE katıldıklarını söylediği insanlar, babamın dediği gibi tellidede mezarlığında yatıyorlardı.

27 Mayıs öncesi Demokrat Parti de ocak-bucak başkanı bir çok kişi aynen şimdi olduğu gibi kendilerinden olmayanları tehdit ettikleri gibi muhbir vatandaşlık görevi de yapıyorlardı.

Şimdiki Zafer Meydanı’nda bululan bir binanın balkonundan konuşma yapan Namık Gedik, (sanırım içişleri bakanıydı) sürekli parmaklarını sallayarak İsmet Paşa ve CHP hakkında ileri geri konuşuyordu.

Sonra 27 Mayıs ihtilali oldu, DP lileri topladılar, İstanbul’a yassıadaya götürdüler.

Köprülerin altından çok sular aktı, ölen öldüğüyle kaldı, birçok siyasetçi geri döndü bıraktığı yerden yeniden başladı.

İsmet Sezgin (siyasetin İsmet abisi) Adalet Partisi’nde. Süleyman Demirel’in yanında yer aldı.

Maliye, Gençlik- Spor ve yanlış anımsamıyorsam İçişleri Bakanlığı yaptı.

İlk siyasi dersimi ondan aldım; ama onun haberi yokken…

Yıkılan belediyenin salonunda AP’nin genel kurulu vardı, sokağın başında gelenleri  karşılıyorlardı. İsmet abi Yenice sigarası içerdi, gelenlerle sohbet ederken ikram ederdi.

Birisi geldi, özel bir sorunu vardı galiba İsmet abiyi kenara çekerek fısıldar gibi konuştu. İsmet abi cebinden Yenice sigarasının paketini çıkardı, adamın söylediklerini paketin arkasına yazdı ve cebine koydu.

Sonra birileri daha geldiler, sarılıp öpüşmeler yansın sigaralar derken İsmet abinin Yenice sigarasının içindekiler bitti, İsmet abide boş; ama arkası yazılı paketi çöp bidonuna attı..

O gün bu gündür uzak dururum siyasetten.

Emin Çölaşan’ın  “Turgut Nereye Koşuyor” kitabını okurken çok ilginç bir şeye rastladım.

Turgut Özal, imam hatip mezunlarının sınavsız Harp Okullarına girmeleri için bir önerge veriyor; ancak önerge kabul edilmiyor. TBMM de Adalet Partisi’nin programı okunurken milletvekillerinin çoğu dışarı çıkıyor, sadece İsmet Sezgin programı okuyarak takip ediyor, okutmandan bir iki paragraf önde okuduğu için Turgut Özal’ın kabul edilmeyen önergesinin maharetli bir el tarafından hükümet programına alındığını görüyor. Bunu Süleyman Demirel’e söyleyince, Özal’ın planları bozuluyor.

Bu sorumluluk anlayışından dolayı İsmet Sezgin abimize teşekkür etmiştik.

İsmet Sezgin ve bir zamanlar komşumuz ve öğretmenim olan Nahit Menteşe’ye karşı sevgi ve saygım vardır; ancak DENİZ GEZMİŞ, YUSUF ASLAN VE HÜSEYİN İNAN’IN idamları için imza vermelerinden dolayı düş kırıklığına uğramışımdır.

Siyasette, özellikle Aydın’daki yanar-söner siyasette birkaç kez bakanlık yapmış İsmet Sezgin’in adı artık çay bahçesi olarak anılıyor.

Aydın’ın yetiştirdiği sayısız değerli insanın kimileri biliniyor, kimileri bilinmiyor, bilinenlerin adları niye caddelere, sokaklara verilmez de, manolya sokağı, lale sokağı gibi adlar verilir.

Bu sahipsizlikten mi, umursamazlıktan mı yoksa vefasızlıktan mı ?

17.08.2015
Bu yazı 957 defa okundu.

Diğer Yazıları