YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Atilla Dağıstanlı

ZAMANDA YOLCULUK - HİSAR SİNEMASI

İçinde bulunduğunuz ortam nasıl olursa olsun, geçmişinize dair bir anınızı paylaştığınızda o anınızı yaşadığınız süreci anlatırken aynı heyecanı, çoşkuyu ya da öfkeyi o günkü gibi hissedersiniz, aradan kaç yıl geçmiş olursa olsun siz KATILIMCI konumdasınız demektir. Paylaşırken hiçbir duygu hissetmezseniz SEYİRCİ  konumundasınız demektir.

 

Bu konuda KİŞİSEL GELİŞİM yazılarımda daha çok örnekler içeren bilgiler vereceğim.

Bu konumları bu yazımda belirtmemin nedeni, sizinle paylaşacağım anılarımın aradan yıllar geçmiş olmasına karşın ben de hala aynı sıcaklığı taşıdığını, yani o anları hissetiğimi sizlere hissettirmeye çalışacağım; çünkü sizlerinde bugün benim yaptığım gibi gelecek kuşaklara akratmak isteyeceğiniz anılarınız olabilecektir.

Bu sözümü bir düşünün…

Yazmazsanız, paylaşmazsanız

Siz hiç yaşamamış olacaksınız..

Peki  ömür değimiz süreç sessizce gelip geçecek mi ?

Bu süreçte yaşayacağınız binlerce anınız sizin tarihiniz değil mi ?

Ben de hep  yazmaya niyetliydim, denemelerimde oldu; ama bugün yarın derken aradan yıllar geçti, geçti de ben de TIK  yoktu..

Sonra ADD Aydın Şubesi Başkanı  Günver Güneş hocamla tanıştım, tanışma anlık oldu; ama sonradan dostluk sürecine girdi ve sürüyor. Günver başkanım tarihçi olduğu için yazma konusunda sorumlu olduğuma beni ikna etti. Sonra Kadir Turan arkadaşımla tanıştım, o Aydınlı olmamasına karşın Aydın’ın iki mahallesinin öyküsünü kitaplaştırmıştı. Yazma konusunda iki ateş arasında kalmıştım.

Süleyman-Semra Şener çiftinin beni aileye davet etmeleri kendi kendime ördüğüm duvarları yine kendi isteğimle yıkmama neden oldu.

YAŞASIN BİLİNÇ..

Yazımın başlığı HİSAR SİNEMASI; ama  gördüğünüz gibi daha oraya gelemedik; çünkü yukarıda belirttiğim KATILIMCI ve SEYİRCİ konumlarını size kendi düşüncelerimle yaşatmam gerekiyordu..

Anılarımı paylaştığım yıllarda yaşayan ve halen hayatta olan arkadaşım olsun ya olmasın herkes Aydın’ın o günkü büyük resminin içinde olduğunu benim bu yazımı okuduğunda görerek hissedecektir…

 

Delikanlılık yıllarımız, Aydın’da hem kışlık hem de yazlık olarak çalışan üç sinema var: En eskisi bugün bir bankanın yanındaki avm’nin olduğu yerdeki PARK SİNEMASI, zafer meydanındaki bir bankanın ve dersanenin olduğu yer: ZAFER SİNEMASI, şimdiki belediyemiz binasından çıkıp sola döndükten sonra tren yolunu solumuza alarak aşağı indiğimizde yanmış, yıkılmış haliyle HİSAR SİNEMASI.

Hisar Sinemasının müdürü belindeki kireçlenmeden ötürü öne doğru eğik gezen Tekin ağabeyimiz..

Bilet almak için gişeye yaklaştığınızda iki fotoğraf görürdünüz: birisi zamanın ünlü kadın oyuncusu BELGİN DORUK. Erkek, sinemanın sonradan sahibi olan Özdemir Bilsel..

O günlerde Türk sinemasında bir “KÜÇÜK HANIM” furyası vardı.. Belgin Doruk küçük hanım, zengin bir adamın, şımarık kızı… Şoförü Türk sinemasının duglas bıyıklı, rüzgar gibi geçti filminin unutulmaz oyuncusu Clark Cable, Türkiye şubesi AYHAN IŞIK..

 

HİSAR SİNEMASININ gişesinin önü ana-baba günü.. seyircilerin çoğu kendilerini  “KÜÇÜK HANIM”  BELGİN DORUK yerine koyan kadınlar ve özellikle genç kızlar, hemen arkalarında KÜÇÜK HANIMIN ŞOFÖRÜ” AYHAN IŞIK” modelleyen genç erkekler..

Bilet almak için kuyruğa giren bu insanlar bir buçuk saat BELGİN DORUK-AYHAN IŞIK  olduktan sonra  filmin “SON” yazısını okuduklarında istemeye istemeye rüyalarından uyanmak zorunda kalırlardı..

Ben şimdi KATILIMCI konumda o günleri yeniden yaşıyorum..

Ne olur uyandırmayın…

………………………………..

 

 

 

 

HİSAR SİNEMASI’ında sadece film seyretmedik..

Metin Serezli, Avni Dilligil, Renan Fosforoğlu, Nejat Uygur, Ulvi Uraz, Lale Oraloğlu, ha Lale Oraloğlu dedim de aklıma geldi.. Rahmetli Lale Oraloğlu Leydi Şetirlin mi dir nedir bir oyunla Aydın’a geldiğinde sahneye kırmızı tüller içinde  anadan doğma çırıl çıplak çıkıyor söylentisi  nedeniyle sinema hıncahınç dolmuştu… Bekle Allah bekle çırıl çıplak çıkan yok.. tabiki düş kırıklığı..

Nesrin Sipahi –Ahmet Sezgin konseri.. şimdi akil adam pozlarındaki  Orhan Gencebay o zaman Ahmet Sezgin’in bağlama ekibinde baş bağlama, tanıyan, bilen kimse yok..

 

HİSAR SİNEMASI’nın adı sonra TAŞDÖNER oldu. Nazillili sinemacı kardeşler Lütfü, Zeki Taşdöner sinemayı aldıktan sonra adını TAŞDÖNER diye değiştirdiler. Lütfü abi öldü. Zeki abiyle görüşüyoruz.. Zeki abi iddialı bir sinemacıdır, her etkinliğin en etkilisini getirmek için çalışmıştır, parayı hep ikinci plana bırakmıştır.

Aydın’da çok kral sinemacılar vardı. Örneğin: Sinemacı  Hakkı amca.. Adnan Menderes’in arkadaşı; ama koyu mu koyu CHP’li, küfürbaz mı küfür baz, derlerki Adnan Menderes Hakkı amcayı kızdırıp küfrettirmek için senaryolar yazarmış; ama tarihin cilvesine bakın ki Sinemacı hakkı amcamız dostu sandığı  Adnan Menderes’ten en büyük kazığı yemiş…Ekonomik krizzzz..iflas..

 

Bir de Sinemacı  Şemi amcamız vardı..

Kaç yaşında öldü bilmiyorum; ama bildiğim tek bir şey varsa rahmetli Şemi amcamız hep takım elbise, giyer kravat takar  ve her akşam rahmetli babamla  Mehmet Umud’un meyhanesinde  (şimdi pastane oldu) içerdi.

Şemi amcamızın sinemacılığa dair en büyük özelliği şuydu.

Film pazarlayan şirketler genelde Yahudi’lerin tekelindeydi. Şemi amcamız İzmir’e film almaya gittiğinde, şirket sahibi Salamon büyük ilgi gösterirmiş. Şemi amcamız sorarmış: ”Salamon kaç lira” Salamon dermiş: ”Şemiciğim sana 150 lera”

Şemi amcamız hiçbir şey söylemez, cebindeki kağıt paraları önceden ikibuçuk liralık kağıt paralara dönüştürürmüş, cebinden çıkarıp başlarmış saymaya; ”iki buçuk, beş, yedibuçuk, on, on ikibuçuk..” derken Salamon  devreye girermiş: ”Sayma be… Şemiciğim, senin için 125 lera.” Şemi amca devam edermiş: ”oniki buçuk, onbeş, onyedibuçuk, yirmi…” Salamon: ”Şemiciğim senin için 100 lera. ”Şemi amca devam eder: ”yirmi ikibuçuk, yirmibeş, yirmiyedibuçuk, otuz..” sonunda dermiş ki: ”Salamon gördün, tek tek saydım, 75 lira çıktı, gideyim başka şirkete” Salamon dayanamazmış ve : ”Tamam be kuzum, yetmişbeşse yetmişbeş verdim gitti.”

 

Yaşam gittikçe doğal akışından sıyrılıp robotsu bir düzene giriyor.. Teknoloji gelişiyor; ama ruh ölüyor..

Yazımı okuyan kaç kişi sinemacı Hakkı ve Şemi amcamızı o günkü gibi anımsaya bildi ? Ben film seyreder gibi oldum.

Dedim ya  KATILIMCI KONUMU seçtim..

Şimdi Aydın’da ne Park, ne Zafer ne de Hisar sineması  var.. nede onları onlar yapan sinemacılar..

Ne zaman Zafer meydanından geçsem Zafer Sineması, şehitler anıtının önünden geçtiğimde Park sineması ve yanmış, yıkılmış harabeye dönmüş Hisar sineması.. yanan Hisar Sineması değildi.. Aydın’ın, sinema, tiyatro, müzik kültürüydü, anılarıydı, gelecek kuşağın hiçbir zaman farkında olmayacağı  kültür tarihiydi. Benim gençlik anılarımdı, bizim kuşağın anılarıydı..

Aydın’ı  Aydın yapan temel taşlarıydı..

Şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor..

Tekrar görüşmek üzere..

08.06.2015
Bu yazı 1315 defa okundu.

Diğer Yazıları