YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Bedia Kılınç

Değerlerimiz ve Modernlik Anlayışı

Güzelim Anadolu insanımız, gençlerimiz, modernlik adı altında kendi değerlerinden uzaklaştırıldı.

 Eskiden köyünde çökeleği, bazlaması, köy yumurtası, tarhana çorbası, zeytini, peyniri ile mütevazı bir şekilde kahvaltısını yapan insanlarımız doğal beslenir, daha sağlıklı yaşardı. Yer sofraları garibanların, masalar zenginlerin olurdu.

  Hatta ilkokuldaki ders kitaplarında daha iyi beslenmek için masada yemek yenilmesi yazar, biz çocuklara bu şekilde öğretilirdi. Oysa geleneğimizde tıka basa mideyi doldurmak sağlıksız olduğu için, yemek yerken bile oturmanın bir şekli düzeni vardı. Modernlik adına hepsini terk ettik.

  Hazır gıdalar, dondurulmuş haftalarca bozulmayan Avrupa tarzı yiyecekler, modernlik ve özenti olarak girdi hayatımıza…

  Alaturka tuvaletleri terk ettik. Avrupa tarzı alafranga tuvaletler daha modern olarak öğretildi insanımıza… Hani bugün Cumhurbaşkanının 3 çocuk tavsiyesi özel hayata müdahale olarak yorumlanıyor ya… O zamanlar kibrit kutularının üzerine bile Türk vatandaşlarının çocuk yapmaması yönünde çeşitli telkinlerin yer aldığı yazılar olurdu. Kimse bunu özel hayata müdahale olarak algılamaz idi…

  Nedense birden hastalanmaya, sağlığımızı kaybetmeye başladık.  Ülkede ‘obezite’ diye bir sorun çıktı. Kanser vakaları arttı. Hekimlerin tavsiyesi ile özümüze dönmeye başladık. Bugün köy yemekleri adı ile eski doğal yaşantımız yeniden değer buldu. Hatta alafranga tuvaletlerin bile zorunlu olmadıkça kullanılmaması konusunda çeşitli sağlık kuruluşları açıklamalar yapmaya başladı.

  Buradan şu sonuca varmaya çalışıyorum. Bizim gençlerin, modernlik adına küçümsediği  ve bir zamanlar terk ettiğimiz pek çok alışkanlığımız, toplumun hayrına imiş….

Hal böyle iken aklıma gelen bir fıkrayı da sizinle paylaşmak istiyorum…

Bir zamanlar kendi halinde kendi değerleri ile yaşayan bir adam biraz hali vakti iyileşince eski berberini terk edip kuaföre gitmeye başlar.  Yaşı ile birlikte serveti de iyice artan zengin yaşlı adam, bir sabah müthiş bir baş ağrısı ile uyanır. İlaç içer geçmez. Eve doktor çağrılır.Doktor muayene eder fakat sebebini bir türlü bilemez ve birkaç ağrı kesici yazar.Aradan günler geçmesine rağmen zengin yaşlı adamın baş ağrısı bir türlü dinmez ve her geçen gün artarak devam eder. Hatta ağrıdan dolayı tüm suratının şekli de değişmeye başlar.

  Zengin yaşlı adamın her dakikası ıstırap içinde geçince, yaşlı adam ağrıyı kesene servet vaat eder.

Ama doktorların hiçbiri ağrıyı kesemediği gibi sebebini de bulamaz.

 

Baş ağrısından geceleri de uyuyamayan adam iyice kötüleşir. Baş ağrısı ve devamlı gözyaşları hayatı çekilmez kılar. Türkiye’de gitmedik yer bırakmayan çaresiz adam bu defa tedavi için yurtdışına da gider. Hastanede uzun bir süre kalır, çeşitli testler yaparlar bir türlü doktorlar teşhis koyamaz.

 

Memleketine, evine dönmesi, orada dinlenmesi, daha doğrusu son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir. Zengin adam ‘Ne yapalım kaderimiz böyleymiş’ deyip çaresiz evine döner.

 

Bu arada da yaşlı adam evinde konu komşu kim varsa helalleşmeye başlar. Bir gün, yaşlı adam kendini iyi hissetsin hem de helalleşsin diye eski berberi çağrılır. Berber yataktan kalkamayan çok eski müşterisini yıllar sonra tıraş ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler. Berber bir an düşünür ve der ki;

 

– Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın.

 

Eskiden her tıraştan sonra yaptığı gibi adamın burnunu kontrol eder;

 

– Hah işte! Kıl dönmüş. Sorun değil ben hallederim.

 

Deyip yaşlı adamın şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı yaşlı adamın müthiş çığlığıyla odaya koşar. Berber canı çok yanmış olan yaşlı adamın yakınlarının elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla evden kovulur.

 

Adamın burnu kanlar içindedir. Pansumanlar yapılır, adam ve yakınları yatıştırılıp tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah yaşlı adam aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır.

  Dönen kılın sinire değip gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan yaşlı adam, vaadini yerine getirir. Berberi çağırtır ve ona bir servet bağışlar…

 

Şunu unutmayalım ki vazgeçtiğimiz bazı değerler bizim için daha iyileri olabilir.

16/02/2017

16.02.2017
Bu yazı 621 defa okundu.

Diğer Yazıları