YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

DOLUDOLU BİR HAFTA

Semra Şener

Boşuna umutlanmayın!

Atilla Dağıstanlı

BUGÜN 1 MAYIS

Halil Kanargı

HAÇLI SEFERLERİ

Asuman Dokuzlu

ATATÜRK SEVGİSİ

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem



GÜL BAYRAM

SORARLARSA O BENİM ÖĞRETMENİM

            Telefonlar çalıyor, elden ele geçiyor sessiz konuşmalar yapılıyordu. Çift kişilik koltuğun ucunda oturan ikizim tırnağını dudaklarının arasına yerleştirmiş tıpkı benim hissettiğimi hissetmekle meşguldü. Yanında oturmuş ailemin ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Belki saatlerce koltukta oturmuştuk. Son telefon çaldığında annem telefonu kocaman gülümsemesi ile açmış teşekkür ederek kapatmıştı. Bize bir açıklama bile yapılmamıştı. Apar topar giyindirilip merdivende ayakkabılarımızı giyerken annem aniden söylemişti. Öğretmen tutmuşlardı. Bu fikir o kadar korkutucuydu ki merdiven basamağında oturup sulanmak üzere olan gözlerimi ağlamamak için zorla tutmuştum. Öğretmen istemiyordum. Derslerim kötü olsa bile yine de istemiyordum. İkiz olduğumuzdan mı emin değilim ama ikizim de aynı şekilde suratını düşürmüş anneme bakıyordu. Annemin zorlamacı baskısı yetmiyormuş gibi babaaannem de bizi zorla göndermeye kararlıydı. İş babamın kulağına gitmeden annem önden biz arkadan evden çıktık. Evimizin köşesini dönerken ayaklarım geri geri gitmek istiyor, annem arada başını geri çevirdiği için zorla yürümeye devam ediyordum. Yarı yolu etmiştik annem uzaktan siteyi göstermişti. İçimi kaplayan sıcaklık suratımı da yakmıştı. Sitenin demir kapısının önüne geldiğimizde kendimi teselli etmeye çalışıyor, iyi geçeceğini kendime tembihliyordum.

Arkada kalan apartmanlardan kahverengi renkli olana yürüyüp kapının önünde dikilmiştik. Annem zile bastığında nefesimi tutmuştum. Kapı açılmış ve nefesimi vermiştim. Birinci katta oturuyordu. Daha fazla zaman kazanmak istiyordum. Ama on saniyede dairenin kapısı açılmıştı. İçeriye girdiğim ve kapıdan geçtiğim bir kaç saniye bende hala yoktur. Ne hissettiğimi hatırlamakta zorluk çekiyorum. Ama öğretmenimizi ilk gördüğüm anı unutmamıştım. Siyah askılı bir tunik vardı. İçinden beyaz uzun kollu bir tişört çıkıyordu. Ve beni şaşırtan tuniğin bir kısmını kaldıran kocaman karındı. Öğretmenimiz hamileydi. İlk dikkat ettiğim şey oydu. Bir tane de küçük yaşta oğlu vardı. Koltuklara oturmuş ve öğretmenimizi inceleme fırsatını yakalamıştım. Beyaz tenli, ince yüzlü, güzel bir kadındı. Alışabileceğimi düşündüm. Henüz tanışmamıza rağmen öğrenmenimizin sıcaklığını hissetmiştim. Aslında çoktan sahiplenmiştim. Öğretmenim olmuştu. Bir saat önce karşıma nasıl bir öğretmen çıkacağını bilemezken oturmuş öğretmenimi sevdiğimi düşünüyordum. Ve bazı anların akışını sağlayan sıcak bir şeyler vardı; bir bardak çay.

        İlk gidişimizin üzerinden haftalar geçmişti. Evden çıkarken, evin köşesini dönerken ve öğretmenimizin apartmanının zilini çalarken artık büyük bir heyecanla ders aldığımız günleri iple çekmenin mutluluğu ile dolup taşıyorduk. Türkçe ve matematik dersleri alıyorduk. Daha çok türkçe de denebilir. Öğretmenimiz türkçe öğretmeniydi. Ama zekiydi. Derslerini sevmeye başlamıştım. Okulda gördüklerimizden daha farklı anlatıyordu. Anlattığı konular okulda derste gösterildiğinde parmaklarımız büyük bir heyecanla kalkmaya başlamıştı. Çok uzun zaman önce değildi sadece haftalar olmuştu ama biz derslerde başarı elde etmeye başlamıştık. Daha da güzeli türkçeyi sevmiştim. Ve türkçe hayatımda bir yer edinmeye başlarken öğretmenimizin masaya uzak oturmasına rağmen değen karnı, dünayaya iki tane erkek ikiz getirmişti. İkizler doğmuştu. Öğretmenimizin mutluluğu ile biz de mutlu olmuştuk. Dersleri çalıştıktan sonra soluğu ikizlerin yanında alır olmuştuk. Günler öyle çabuk geçmeye başlamıştı ki derslerden keyif alıp ilerlerken bir yandan da güzel mutlulukların içine sürüklenmiştik. Göz açıp kapayıncaya kadar değil de, çayı yudumlayıp bitirene kadar zaman geçivermişti.

              Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varmış derler, bir bardak çayın sadece bir hatırı değil kocaman mutluluklara yudum yudum sıcaklığı vardı. İçtiğim çayın tadı hala damağımda. Diğer çaylardan farklı olmasının sebebi; öğretmenimizin yapmış olması ve sevgisini katmış olması olduğunu düşünüyordum. İçtiğim en tatlı çay her zaman oradaki olarak kalacaktı bundan emindim. Kahvaltıda, dışarıda asla bir bardağı geçmezken, öğretmenimizin çayını içtiğimde üç dört bardağı buluyordu. Çay bardakları yudumlanırken zaman da geçmişti. Ortaokuldan mezun olurken türkçem en iyi dersimdi. Bunun kaynağı belliydi. Alabileceğim en iyi türkçe temelini almıştım. İleride olacak bir inşaata, temel atılmıştı.

         Şimdi aradan kaç yıl geçti bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da , ikizlerin kocaman oldukları, çayın tadının değişmediği, evlerine ilk gittiğimizde gördüğümüz minik oğlanın genç bir çocuğa dönüşmüş olması ve öğretmenimizin hala aynı kalmış olmasıydı. Lise üçe geçtiğimi biliyorum. Türkçenin değil de edebiyatın yer aldığını ama bundan bir kaç yudum öncenin türkçe temelini atarken ileride edebiyatın konuştuğu bir inşaatın dikildiğini biliyorum. Çok fazla kitap okumuş, yazmaya başlamıştım. Ortaokuldan beri şaşmayan notlarım şimdi de aynı gidiyordu. Nereye varsam her zaman anlatırım. Belki sıralarında oturup dinleyememiştim ama ondan çok fazla şey dinlemiştim. Diğer öğretmenlerden farklı olduğunu, gerçekten öğretmen olduğunu vura vura aşındırmıştım. Göğsümü gere gere söylemiştim. Beni o yetiştirdi demiştim. Daha da diyeceğimi biliyordum. İnce yüzünü saran eşarplarını, gülümsemesini, sıcaklığını, türkçesini hiçbir zaman unutmayacaktım. Sadece türkçe derslerini değil hayat derslerini almıştık. Öğretmenimi hiçbir zaman unutmayacaktım. Daha öğreneceğim çok şey vardı. Öğrencisi olmaya devam edecektim. Ve verdiğim koca bir söz, yazıda hayat bulmak için bir gün satır satır kağıda dökülecekti. Kısa bir hikaye değildi. Up uzun bir hikayeydi. Yazmaktan asla çekinmeyecektim. Yazacaktım. Herkes okumalıydı. Benim inşaatımın katları çıkılırken bir gün inşaat bitecekti. Sapa sağlam bir inşaatta, ziline bastığımız gün ki gibi birinci katta oturacaktı ve bir bardak çayını içmek için usulca zile basacaktım.

Kapıyı açacak kadın, benim öğretmenimdi.

Türkçe öğretmenimdi.

Hayat öğretmenimdi. 

Ve benim öğretmenim, Mediha Öğretmen'di .

Beni yetiştiren bu güne getiren türkçe öğretmenimin ve diğer bütün değerli öğretmenlerin, öğretmenler günü kutlu olsun.

 

24.11.2016
Bu yazı 963 defa okundu.

Diğer Yazıları