YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

21.YÜZYILDA İSLAM VE SEKÜLARİZM -4-

Dünden devam-

 

Erbakan ve Refah Partisi’nin kısa ömürlü hükümeti toplumdaki kutuplaşmanın artmasına katkıda bulunarak militan seküleristler için bir aydınlatma çubuğu işlevi görmüştür. Erbakan; söylemini ve duruşunu yumuşatmış ve orduya uyumlu hale getirmiştir, öyle ki partisindeki pek çok insan bu tavizlerin Refah’ın kimlik, mesaj ve inanılırlığını ortadan kaldırdığına inanmıştır. Sekülerizm anlayışları basitçe din ve devletin ayrılmasından öte ‘İslami köktenciliğe’ karşı sert, militan ve toleranssız olan din karşıtı seküler ideoloji-inanç sistemine dayalı Türkiye’nin radikal seküleristleri (ordunun, sivil hizmetlerin ve aydınların büyük bölümü) için bunun çok fazla bir anlamı yoktu. Radikal seküleristlerin endişe ve ithamları bazılarının şu gözlemine neden oldu: ‘çoğu Erbakan’ın takipçisi, makyajlı ve acemi, daha ziyade ağırbaşlı, ülkede hemen yükselen insanlar hakkında pek çok sekülerist keskin bir tarzda konuşmaktaydı.’[5] Sekülerist yapılanma Cezayir’de olduğu gibi İslamcıların siyaset ve toplumda yer almasını engellemek ve iktidar, imtiyaz ve yaşam tarzlarını korumak için seçmenlere serbest ve açık seçimler vasıtasıyla oy hakkı vermekten ziyade Türkiye’nin demokrasiye yönelik taahhütlerinden tavizler vermeye niyetliydi. Bazı önde gelen Türk seküleristlerinin demokrasinin tehlikeye girdiğine inandıkları bir risk (demokrasinin daima karşılaştığı bir tehlike) almak istenmiyordu:

Eğer radikal seküleristler tercih ettikleri hayat tarzı ve değerler kümesini İslamcılara dayatmaktan vazgeçer ve İslamcılar da Türkiye’deki seküler demokratik devletin temel akidelerini sözlü ve fiili olarak yıkacak girişimlerde bulunmazlarsa Türkiye’de İslam ve demokrasinin evliliği sürdürülebilir. Sayıları giderek artan ılımlı seküleristler tarafından önemli bir arabuluculuk rokü oynanabilir.[6]

Askeri ve radikal seküleristler genellikle eski yola sadık kalmaktaydılar. 1950’lerde Adnan Adıvar’ın dikkat çektiği gibi ‘Batı düşüncesi ya da Batı pozitivizminin egemenliği her zamankinden çok daha yoğundur ki kişinin onu düşünce olarak adlandırması zordur. “Dinsizliğin resmi dogması” terimi kullanılmalıdır.’[7] Ayşe Kadıoğlu’nun kısa bir süre önce yaptığı yoruma göre Atatürk’ün siyasi nesil havarileri olan Cumhuriyetçi seçkinler kimi zaman dini söyleme başvurup dini söylem kullansalar da ona iğrenç bir şeymiş gibi davrandılar.[8] Şerif Mardin’in bu Kemalist tavır ile Voltaire’nin kiliseden nefretini karşılaştırması Türkiye’de militan sekülerizmin kaynak ve yaşam meşruiyetini anlamaya giden uzun bir yoldur.[9]

Erbakan ve Refah Partisi meclisteki durumlarına saygı gösterilmeden ordunun baskısıyla karşılaşmaya devam etti ve Türkiye Anayasa Mahkemesi başsavcısı sistemin sekülerizm yasalarını çiğnemek ve ülkeyi iç savaşa sürüklemek suçlamasıyla partinin kapatılması için 1997 yılının Mayıs ayında dava açtı. Ordu, Türkiye devletine yönelik İslamcı tehdit üzerine hakimlere, avukatlara ve medyaya yönelik brifinglerle kampanyanın dozunu arttırdı. Nihayet Çiller’in Doğru Yol Partisi milletvekillerinin partiden istifa etmeleri sonucu meclis çoğunluğu kaybedilince Erbakan-Çiller koalisyon hükümetinin sonu gelmiş oldu. 18 Haziran 1997’de Erbakan istifasını verdi. Anayasa Mahkemesi 28 (ya da 22) Şubat 1998’de Refah’ın kapatılması kararını verdi. Erbakan meclisten ihraç edildi ve kendisine beş yıl siyaset yasağı getirildi. Refah’ın malvarlığına el kondu. Erbakan ve Refah’ın bazı önde gelenleri karşı çıkmaya çalıştı. Şubat 1998’de çocukların sekiz yıllık seküler eğitimlerini tamamlamadan Kur’an kurslarına gitmeleri yasaklandı. Bayan öğrenci ve öğretmenlerin eğitim ve devlet dairelerinin tümünde halihazırda olduğu gibi tesettür giymeleri men edildi.

Atatürk, Ortadoğu’daki tamamiyle seküler tek ülke olan Türkiye’yi modern ve seküler bir devlet olarak yaratıp şekillendirmişti. Onun ölümüyle siyasi gerçeklikler daha kolay akan bir tarih üretmiştir ki İslam ve Müslüman kimliği Türkiye siyasetinde daha görülür hale gelmiş ve ordu ile hükümet tarafından komünizm karşıtı ya da ahlakı güçlendirici bir araç olarak kullanılmıştır. Türkiye son yirmi yılda siyasal İslam’ın gelişmesine ve artan etkisine, nihayetinde Refah Partisi’nin seçim başarısına şahit olmuştur. Refah’ın anahtar bir siyasi aktör olarak ortaya çıkışı seküler elit ile İslamcılar arasında kültürel ve siyasi bir krizin patlak vermesine neden olmuştur. Hakan Yavuz’un gözlemiyle ‘Sekülerizmin din ve siyaseti ayırmaması ve dini siyasi hakimiyet altına alması sebebiyle İslam’ın siyasallaşması ve seküleristler ile Müslümanlar arasında devlet kontrolünü ele geçirme mücadelesi kışkırtılmıştır.’[10] Pek çok başka İslami örgütlenmede olduğu gibi Refah’ın hedefi daha çoğulcu bir devlet, Türkiye’deki batılılaşmış Kemalist seküler modelin yanında kendi İslami kültür ve değerlerine göre hayat sürebilecekleri boşluklar yaratmaktı. Sistemdeki çoğu kişiye göre böyle bir yolu takip etmek Türkiye sekülerizmini tehlikeye atıyordu. Daha da ötesi kökeni 19. yüzyıl rasyonalizmine dayanan militan sekülerizm ışığında dine yapılan referanslar geriye gitme, modern karşıtı, Karanlık Çağlara geri dönüş ile iktidar ve hayat tarzlarına yönelik bir tehdit olarak görülüyordu.

Cezayir ve Türkiye ‘seküler köktencilik’in varlık ve tehlikesine yegane iki örnektir. Batı’da olduğu gibi pek çok Müslüman ülkede sekülerizm bir seçenek değil siyasi bir dogma ve doktrindir, bir alternatif değil bir zorunluluktur. Eğer sekülerizm normsal ve rasyonel zaruretse normdan ayrılmak anormal ve akıldışı olarak görünür. Modern bir devleti din üzerine temellendirmek isteyenler aşırıcılar, dini fanatikler olarak algılanır.

....sürecek....

15.04.2009
Bu yazı 1139 defa okundu.

Diğer Yazıları