YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

ARAPLARIN TÜRK MİLLETİNE İHANETİ -2-

 

(Devam)

    Arabistan ve Hicaz: l. Dünya savaşı başladığı sırada Arap Yarımadası Osmanlıların egemenliğinde bulunuyordu. Basra Körfezi kıyısında bulunan Aden, Hadramut, Maskat, Umman, Bahreyn ve Kuveyt Şeyhlikleri İngiliz himayesinde girmişti. Yemen, Asir, Sama, Necit, Hicaz ise Osmanlı vilayetleriydi. Bu iller arasındaki en önemlisi de dini nedenlerden dolayı Hicaz’dı. O dönemlerde hicaz’ın nufusu l milyona yakın olup, bunun dörtte üçü Bedevilerden oluşmaktaydı. Yüzölçümü 300.000 km.’dir.
Arabistan’daki Osmanlı kuvvetleri 4 tümenden oluşmaktaydı. 22. Tümen Hicaz’da, 21. Tümen Asir’de bulunuyordu. 7. Kolordu’yu meydana getiren diğer iki tümen de diğer bölgelere yerleştirilmişlerdi.

 

    İNGİLİZLERLE BİRLİKTE OSMANLILARA KARŞI SAVAŞ: Osmanlı devleti, ll. Abdülhamit’le birlikte bölgede İslamcılık politikası uygulamıştı. Fakat Hicaz bölgesi halkının İngilizlerle ittifak kurması bu politikanın o dönemlerde uygulanamayacağını ve Araplar’ın da Milliyetçiliğe kapıldığını göstermektedir. Osmanlılar, Hicaz’ı aldığından beri, buraya ayrıcalıklı bir muamele uygulamışlardı. Onlara Kavmi Necip diyerek askeri hizmetlerden ve vergilerden muaf tuttukları gibi hac dönemlerinde Sure alayları da düzenleyerek bölge halkına maddi yardımlarda bulunmuşlardı. Bundan dolayı Osmanlılar, savaş sırasında en çok Hicaz bölgesinin kendilerini destekleyeceğini umarken, bölge halkı İngilizlerle anlaşmış, desteğini ummadığı Yemen bölgesinin de desteğini almıştı.


    Hicaz bölgesi’nin ihanete hazırlanması daha savaştan önceki sürece dayanır. Savaştan önce İngilizler Mısır’daki yetkilileri kanalıyla Mekke Şerifi Hüseyin ve oğlu Abdullah’la ilişki kurmuştu. 23 Eylül 1914 yılında Londra, Osmanlı ile İngiltere arasında bir savaş çıkması durumunda Hicaz’ın tepkisinin nasıl olacağını öğrenmek istemiş, Abdullah babası adına verdiği karşılıkta Hicaz’ın İngiltere’ye eğilimli olduğunu belirtmişti. Savaşın başlaması üzerine İngiltere 31 Ekim 1914’de Şerif Hüseyin’e aşağıdaki önerilerde bulunmuştu.


   “İngiltere, Türkler tarafından savaşa sürüklenmiştir. Arap milleti eğer bu savaşta İngiltere’ye yardım ederse, İngiltere de Arabistan’a hiçbir iç müdahalede bulunmayacağını garanti edecek ve bir dış saldırıya karşı Araplara her çeşit yardımlarda bulunacaktır. Mekke veya Medine’de saf Arap ırkından bir Arap’ın halifeliği üzerine almasıyla bugün sürüp gitmekte olan fenalıklar da Tanrı’nın inayeti ile sona erebilir.”

 
    Teklifte de görüldüğü gibi Araplara ihanetleri karşılığında şu tekliflerde bulunulmuştur:

İngiltere ile Araplar arasındaki bu anlaşmada iki problem vardı. Bunlar;

     ŞERİF HÜSEYİN’İN İNGİLTERE’DEN İSTEDİĞİ ARAP DEVLETİNİN SINIRI

 

   **  Kuzeyde Muş ve Adana’dan başlayarak 37. enleme kadar (Birecik, Urfa, Mardin, Midyat, Diyarbakır bu derecenin altında kalmaktadır. )

   ** Doğuda İran sınırına kadar. İran sınırından Basra Körfezi’ne kadar.

   ** Güneyde Hint denizinden (Aden hariç) Kızıldeniz’e kadar.

   ** Kızıldenizden kuzeyde Mersin’e kadar olan toprakları istemişti. Şerif Hüseyin;

  

    Irak toprakları için de şunları söylemiştir. “Irak’taki Arap toprakları Arap krallığının bir parçasıdır. Peygamber ve Ali zamanından bu yana Araplara ait bulunmuşlardır. Anlaşmaya elverişli zemini hazırlamak için, bu gün için İngilizlere bırakmayı kabul ediyoruz. Ancak, İngiltere de kurulacak Arap krallığına tazminat vermelidir.”
       İngiltere; Hüseyin’in önerilerinden sınır ile ilgili olanı üzerine İskenderun ile Adana ve Şam’ın batısında uzanan Hama, Humus ve Haleb’in tam Arap sayılamayacağını, ayrıca hudut üzerinde Fransa’nın da söz sahibi olduğunu öne sürdü. Şerif Hüseyin, Adana ile İskenderun’dan vazgeçmekle beraber, adı geçen diğer şehirlerin Arap olduğunda direndi. Bundan dolayı İngiltere ile Şerif Hüseyin arasında ortada hukuksal ve siyasal bir anlaşma imzalanmış olmamakla beraber 1915 yılı sonlarında Türklere karşı bir anlaşmaya da varılmıştır. Bu anlaşma; İngiltere’nin Mısır valisi Mac Mahon ile Şerif Hüseyin arasında yapıldığından buna Mac Mahon antlaşması da denir.

OSMANLI YÖNETİCİLERİN BASİRETSİZLİĞİ:

     Bu dönemde Osmanlı yönetiminde dizginler İttihat ve Terakki yönetimin eline geçmişti. Şerif Hüseyin’in bu manevralarından habersizlerdi veya gerekli önemi vermiyorlardı. İttihat ve Terakki Partisinin önemli yöneticilerinden Cemal Paşa Şam da 4. Ordu komutanı olarak bulunuyordu. Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah sürekli bu komutanlığa uğramakta ve hatta Şerif Hüseyin’in bazı girişimleri çeşitli kanallarca Cemal Paşa’ya bildirilmesine rağmen Cemal paşa bu haberlere gerekli önemi vermemekteydi. O, Şerif Hüseyin’in Halifeye karşı kafirle işbirliğine gireceğine inanmıyordu. Onun yalancı ve güvenilmez olduğunu bilmesine rağmen İslam dünyasını ve mukaddes toprakları Hıristiyanlara peşkeş çekeceğine ihtimal vermiyordu. Kanal cephesinde Şerif Hüseyin’in adamlarıyla katılıp destek olacağını söylemesine inanmış, ona silah ve cephane verdiği gibi 60.000 lira kadar da bir para vermişti.


   O dönemlerde Teşkilatı Mahsusa Reisi olan Eşref Sencar Kuşçubaşı hatıralarında; teşkilatın Şerif Hüseyin’in çalışmalarından haberdar olduğu ve yetkilileri uyardığını anlamaktayız. Fakat maalesef o dönemdeki İttihatçı kadrolar bu uyarıları dikkate almamışlardır. Eşref Bey hatıralarında şunları söylemektedir: “Enver Paşa’ya Arabistan’ın içini sarmakta olan fesadı ve nihayet bir seneye kadar Mekke Şerefi Hüseyin Paşa ile üç oğlunun isyan edeceğini, bize en çok sadık görünenlerin de, milli bir mahiyet alarak bu ayaklanmanın dışında kalamayacaklarını izah ettim.” Ayrıca ona şunları da ekledim: “Mısır bütün Arap yarımadasını bir anda aleyhimize ayağa kaldıracak İngiliz tahriklerinin merkezi olmuştu. Su gibi İngiliz altını akıyordu. İngiliz gizli servislerinin elemanları çölün en ücra köşelerine kadar sızmışlardı.

    Enver Paşa, izahatlarımı sabırla dinledi. Ben bu izahları Enver, Talat ve Cemal paşalara da yaptım. Fakat maalesef onlar güzel haberlere itimat etmeye meyilliydiler. Fakat Cemal Paşa Şerif Hüseyin’den yemin aldıklarını ve Medine civarında aldırılan askeri tedbirleri de yeter maddi garanti addetmişlerdi. Hata burada idi. Bu hata Arabistan’ın en kötü bir şekilde elden çıkmasına neden oldu. Bize bu kötü muameleleri reva gören Şerif Hüseyin ve ailesine İlahi Adalet tecelli etti. Bütün aile fertleri, ya hüsran içinde öldüler, ya parçalandılar. Ya da beklenmedik feci kazaların kurbanı oldular. Ya bizzat kendi tebaları tarafından katledildiler. Onlara katılanlar da aynı akibete uğradı. [1] (sürecek)

08.09.2017
Bu yazı 130 defa okundu.

Diğer Yazıları