YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

ARAPLARIN TÜRK MİLLETİNE İHANETİ -3-

 (Devam)

  MEKKE AYAKLANMASI:

    Şerif Hüseyin ve oğlu Abdullah, Cemal Paşa ile Medine Komutanı Fahreddin Paşa’yı ayaklanma gününe kadar kandırmayı ve uyutmayı başarmışlardı. İnsanın bu kadar dolaplar dönerken nasıl uyuduğu ve araştırma yapmadıkları, casusluk ağı oluşturmadıklarını düşünmekten kendini alamıyor... 10 Haziran 1916 yılında Arap ayaklanması Mekke’de başladı. Araplar gün doğmadan kışlayı bastılar. 11 Haziran’da başkarakol, 12 Haziran’da Hamidiye Arapların eline geçti. 16 Haziran’daki Cidde’deki Türk garnizonu utsak edildi. 17 Eylül’de Taif düştu. Böylece Medine dışındaki tüm hicaz asilerin eline geçti. Şerif Hüseyin ve adamları güya kanal cephesine katılmak amacıyla birkaç bin adamı Medine’ye gönderdiler. Fakat aslında bu adamların amacı Medine’yi ele geçirmekti. [2]İngiliz ajanı Lawrence’in yönetiminde Maan-Medine demiryoluna saldırılmış, Fakat Medine komutanı Fahreddin Paşa’nın direncini kıramamıştır. Daha sonra Mandros Ateşkes Antlaşmasıyla Medine İngilizlere (pardon Araplara) verilmiştir.


Şerif Hüseyin; Halife’ye karşı kâfirlerle işbirliği içine girmesi ve halifeye savaş açmasını kendi halkına ve dünya Müslümanlara açıklama ihtiyacını hissetti. Bunun üzerine şu gerekçeleri ileri sürdü:

 

ARAPLARIN YARDIM VE DESTEKLERİ:

 

 l. Dünya savaşı sırasında 7. Kolordu birliklerin bir kısmı Yemen’i üs olarak belirlemişlerdi. Yemen halkı, savaş boyunca Osmanlılarla birlikte İngilizlere karşı savaşmışlardı. Yani o meşhur Araplar’ın bizi İngilizlere satması hikayesi bütün Araplar için geçerli değildi. Aşağıda da belirteceğimiz bazı Araplarca geçerliydi. Şerif Hüseyin’in 1916 yılında Hicaz’da çıkardığı ayaklanma’ya diğer Arap emirleri katılmamışlardır. Türk tarihçileri ve Türkiye’deki resmi öğreti bu isyanı ve Hicaz’lıların İngilizleri desteklemesini bütün Arap milletine genelleştirerek, Arapların ihaneti olarak sunmaktadırlar. Fakat bu topyekün bir Arap ihanetinden ziyade Şerif Hüseyin ve çevresinin ihanetiydi. Nitekim Şerif Hüseyin’de bunun farkında olduğundan kendisini Hicaz Emiri ve Şerifi diye nitelendirmiştir. Daha sonra Mekkede toplanan ileri gelenler (29 Ekim) Şerif Hüseyin’i Araplar’ın kralı olarak duyurdular. Oğlu Abdullah; Arap hükümetinin dışişleri bakanı olarak İtilaf devletine olayı bildirdi. Fakat, Arapların kralı ünvanı diğer emirler tarfından kabul edilmedi. Şerif Hüseyin kendisini Hicaz Kralı olarak nitelendirmek zorunda kaldı. [4] Eşref Bey; Hicaz bölgesindeki Osmanlı Devletinin uyguladığı yanlış politikaları sayarken, Osmanlıların bölgedeki Şerif Hüseyin muhalifi diğer Arap kabileleriyle anlaşmamasını göstermektedir. O, bölgede Şerif Hüseyin’e bağlı olmayan ve onu benimsemeyen bir çok Arap kabilelerin bulunduğunu ve onlarla eğer ciddi bir ilişki kurulmuş olsaydı bölgeyi çok iyi bilen 3-5 bin kişilik bir Bedevi gücü oluşturulabileceğini ve bu güç sayesinde Şerif Hüseyin ve adamlarının etkisiz hale getirileceğini belirtmektedir. Özellikle Huteym ve Şeraret gibi Bedevi kabileleri bu kategoriye dahil edilebilinir. Ayrıca, modern Suudi Arabistan’ın kurucu olan İbn-i Suut’da Şerif Hüseyin’in baş düşmanıydı. Hatta Şerif Hüseyin’e isyan sırasında saldırılarda bulunarak onun Kıbrıs’a kaçmasına yol açmıştı. Fakat o dönemin yöneticileri İbn-i Suud ve ailesiyle gerekli diyaloğa girmeyince, İngilizler Şerif Hüseyin’i satıp Suud ailesiyle anlaşacaklardır. Yani bizim yapmamız gerekeni onlar yapmışlardır.[5]Bu arada İbni Reşid (Şamar), Yemen’de Seyyid Yahya ve Libya’da Senusiler de bütün güçleriyle Osmanlı’yı desteklemektedirler.
Şerif Hüseyin’in isyanı sırasında Osmanlı’yı destekleyen diğer Arap kabileleri de şunlardır: Yemen’de bulunan Sade ve Vadi-i Necran Arapları ve onların lideri olan İmam Yahya, Osmanlılar’a sadakatini kaybetmediğinden dolayı Şerif Hüseyin tarafından zincire vurulan el-Bişriler kabilesi liderleridir. İç kesimlerdeki Arap kabilelerinin bir çoğu da Osmanlılara bağlı olmasına rağmen, deniz kıyısı ve iç kesimlerin gıda ihtiyacı Şerif Hüseyin’in topraklarından geldiğinden, Osmanlı devletinden de gerekli ilgiyi görmediklerinden şartların getirdiği zorunluluktan dolayı Şerif Hüseyin’i desteklediler. Bu Arap liderler, olaylardan önce Osmanlı yönetimini uyarmış, eğer gerekli önlem alınmasa Şerif Hüseyin’i desteklemek zorunda kalacaklarını belirtmişlerdir. Örneğin Teşkilatı Mahsusa bölgedeki Arap liderleriyle görüşmek için M. Akif Ersoy, Şeyh Salih Şerif ve Eşref Bey Necid’i ziyaret etmiş ve Urbanın liderleriyle görüşmüşler, buradaki Arap liderler bu konuda, Osmanlı heyetini uyarmışlardır. [6]


    İngiliz kaynaklarında Araplar’ın Osmanlılara olan destekleri hakkında da şu bilgileri vermektedir: “Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kahire’da çok yoğun bir faaliyet yaptığı özellikle Kahire Hukuk Fakultesinde büyük bir taraftar elde ettiğini belirtmekte, Abbasiye hastanesini ziyaret eden Mısır Sultanına Mehmet Halil adında bir genç tabanca ile saldırmış ve iki el ateş etmiştir. (Mısır Sultanının İngiliz yanlısı tutumundan dolayı) Bu genç daha sonra divan harp tarafından idam edilmiştir. Kahire Hukuk Fakültesi öğrencileri de Kralın okulu ziyareti sırasında okulu boykot etmiş ve gösteriler yapmışlardır. Bütün bunların aynı zamanda gerçekleşmesi, Türkiye’nin İslam birliği siyaseti ile askeri operasyonları aynı anda yürütmede başarılı olmuşlardır.

1914 yılında Kudus’te Medine Müftüsü Ömer camisinde toplanmış olan onbinlere Mısır toprakların kurtarılacak günlerin yakın olduğunu belirtmektedir.  15.04.2004

 

KAYNAK: Kutay Cemal, Teşkilatı Mahsusa kitabı…

(sürecek)
 

09.09.2017
Bu yazı 131 defa okundu.

Diğer Yazıları