YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

BİR AVUÇ TAYYARECİNİN DESTANI

  Güzel Aydınımızın güzel insanları.

     Kurtuluş Savaşımızın ne zorluklarla ne bedellerle kazanıldığını düşününce gözlerim doluyor. Bizler atalarımıza layık insanlar mıyız? Sorusunu sormadan edemiyorum. Duyarsız bir insan topluluğu olduk çıktık.  Oysa, atalarımın bizlere en kutsal emaneti olan bu vatan topraklarını, sorunu en aza indirerek çocuklarımıza torunlarımıza bırakmak hepimizin, Büyük Türk Milletinin her ferdinin sorumluluğudur. Bu bilinç ve inanç hepimizin ortak düsturu, anlayışı olmalı ama her nedense seçilmişlerin sırtına yüklüyoruz her şeyimizi. Milli meselelerimizi de. Bu gün başımızın en büyük ağrısı olan ERMENİ MESELESİ hep bu umursamazlığımız ve unutkanlığımızın yada sorumluluğumuzu unutup “bunlar bizim değil siyasetçilerin işi” deyip kolaycılığa kaçmamızdan kaynaklanmıştır.  Yanı başımızdaki sorun ise azgın Yunan Milliyetçiliği, öyle bir safhadaki

1-            Ege Denizin de uçuş yapan Savaş uçaklarımızdan balıkçı teknelerimize kadar sürekli taciz ve kışkırtma içindeler.

2-            Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren başta PKK terör örgütü olmak üzere illegal dernekler, terör örgütleri vs. pek çok Türk düşmanı kişi yada kurumlara destek vermektedir.

3-            Bunlar yetmezmiş gibi Lozan Anlaşmasına göre silahsız olarak barındırması gereken adaları uzun menzilli füzeler ve ağır silahlarla donatmakta.

 

     Bütün bunlara karşı uyarılar ve cevap, Genel Kurmay Başkanımızdan geliyor. Ama bizim toplumumuz uykusundan bir türlü uyanmıyor.

     Sivil Toplum Kuruluşları, Şehitler ve Gaziler dernekleri, Sendikalar, İşadamları toplulukları, Milli Eğitimin Öğretmenleri, Üniversitelerimiz, hiç kimse bu olup bitenlerle ilgilenmiyor.

 

….AŞAĞIDAKİ YAZIYI OKUYUNCA BELKİ BİRAZ CANLANIRSINIZ….

 

 

Türk pilotlarının hangi koşullar ve süreçten geçip bu noktaya geldiğini hiç düşündünüz mü?

BİR AVUÇ TAYYARECİNİN DESTANI

Türk Hava Kuvvetleri’nin gece koşullarında yüzde yüz isabet oranıyla PKK kamplarına yaptığı harekát dünyada hayranlık uyandırdı. Türk pilotlarının hangi koşullar ve süreçten geçip bu noktaya geldiğini hiç düşündünüz mü? Kurtuluş Savaşı’nda ilk pilot şehidimizi, Konya’da gericilere karşı verdiğimizi biliyor musunuz? İşte size film gibi gerçek bir öykü.

7 Haziran 1920.

İstanbul-Maltepe Tren Garı.

Saat: 01.30

Yolcularını bırakan tren gardan ayrıldı.

Trenden inen birkaç yolcu alelacele gecenin karanlığında kayboldu.

İstasyon tenhalaştı. Sadece iki yolcu gardan ayrılmadı.

Nemden ve heyecandan sırılsıklam terlemiş Pilot Vecihi ve Pilot Rıdvan, istasyonun loş kısmına geçtiler. Beklemeye başladılar. Sabırsızdılar.

Kısa bir süre sonra Başmakinist Eşref göründü; telaşla, "Şakir ve eşi Müzeyyen az ileride bekliyor. Ancak Şakir bir buhran içinde, uçamayacak gibi görünüyor" dedi. Canları sıkıldı. Üstelik eşini de getirmişti!

Bu arada diğer pilot arkadaşları göründü: Pilot İsmail Zeki, Pilot Kazım, Pilot Bezmi.

Ekip bir iki eksikle tamamlandı. Diğer arkadaşlarını bekleyecek zamanları yoktu. Harekete geçtiler.

Osmanlı’nın bu genç pilotları, İngiliz işgali altındaki İstanbul’dan, Anadolu’daki Mustafa Kemal taraftarlarına tayyare kaçıracaklardı.

Son durumu gözden geçirdiler. Uçabilecek halde sağlam üç tayyare vardı.

İsmail Zeki Fokker’i; Kazım Albatros’u; Vecihi yanına alacağı Müzeyyen Hanım ve Eşref ile birlikte keşif tayyaresi kullanacaktı.

Üçü de Birinci Dünya Savaşı’na pilot olarak katılmıştı.

Bezmi, Şakir ve Rıdvan’ın kullanacağı tayyareler uçacak gibi değildi. Onlar, Maltepe’deki diğer uçuş görevlileriyle buluşup karayoluyla gideceklerdi Anadolu’ya.

Tam o sırada, uzaktan çoğunluğu Hintli olan İngiliz kuvvetleri göründü.

Pilotlar kararlıydı; tayyareleri kaçıracaklardı.

 

100 TAYYARE

7 ay önce...

8 Kasım 1919.

İngilizler, İstanbul-Yeşilköy’deki tayyare istasyonu ve hangarlarının müttefikler tarafından kullanılacağını söyleyerek üç gün içinde boşaltılmasını istedi.

Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı’nın envanterinde sadece 100 tayyare vardı ve bunun 60’ı Yeşilköy’deydi.

İngilizler 45’ini Maltepe’de bir araziye yapılan portatif hangarlara götürdü. Taşıma sırasında da hepsini harap ettiler. Kalan 15’i ise zaten kırık döküktü.

1920 yılına girerken Anadolu’da İstiklal Savaşı’nın başlamak üzere olduğunu İstanbul’daki pilotlar, makinistler de duymuştu. Mondros Antlaşması sonucunda bunların bir kısmının Osmanlı hava kuvvetleriyle ilişkisi kesilmişti.

Anadolu’da ulusal güçlere katılmak istiyorlardı. Ama Anadolu’ya giderken boş gitmek de olmazdı hani!

Tayyare kaçıracaklardı...

İngilizler ise Türklerin tayyare kaçıracaklarını hiç hesap etmemişti. Maltepe’deki hangarlara doğru dürüst nöbetçi koymaya bile gerek duymamışlardı. Görevli birkaç kişi ise zaten Türk’tü. Ve gece yapılacak operasyondan haberleri vardı.

 

FUTBOL OYUNU

 

Türk pilotlar gruplara bölünerek hangarlara dağıldı. Çok ihtiyatlı davranıyorlardı.

Motorları çalıştırdılar. Gecenin sessizliğini motor sesleri yırttı.

Geriye zorlu bir aşama kalmıştı. Bu meydandan tayyareleri uçurmak zordu; pist çok kısaydı.

Yine de planları gereği on gün önce; çukurlar ve tümseklerle dolu pisti onarmak için kurnazca plan yapmışlardı: Makinist Şakir, tayyare futbol takımı kurmuş, idmanlara başlamış, "Burada futbol oynamak çor zor" diye pistin çukur ve tümseklerini onarmışlardı.

Plan eksiksiz uygulanıyordu.

Başaracaklardı, başka çareleri yoktu.

Yakalandıklarında biliyorlardı ki, sonları hiç iyi olmayacaktı. İlk havalanan 24 yaşındaki Pilot Kazım oldu. Gecenin karanlığında kaybolup gitti. Başarmıştı.

Sırada 25 yaşındaki Pilot İsmail Zeki vardı.

Pistin sonuna geldi; yükseldi; ama bu irtifa ona yetmedi. Tepeyi aşamadı. Çakıldı. Uçağı parçalandı. Arkadaşları tereddüt etti; yardıma gitmeli mi yoksa harekete devam mı etmeliydiler? O sırada...

Bir mucize oldu. Paramparça olmuş tayyareden İsmail Zeki ayağa kalkıp onlara doğru yürümeye başladı.

Rahatladılar.

Sıra 24 yaşındaki Pilot Vecihi’deydi.

Birinci Dünya Savaşı’nda 7. Tayyare Bölüğü’nün pilotlarından biriydi. Bir Rus uçağını düşürmüştü. İçlerinde en deneyimli oydu. Tayyarenin geniş kanatları fazla ağırlığa rağmen kolayca yerden havalandı. Tam dar ve küçük meydandan ayrılmışlardı ki motordan kesik homurtular geldi.

Tayyaresini havada tutabilmek için var gücüyle mücadele verdi.

Olmadı, başaramadı. Tümseğe çarptı. Tayyare ateş aldı.

Pilot Vecihi ve Müzeyyen Hanım hafif, makinist Eşref ağır yaralı olarak kurtuldu.

Yardımlarına Bezmi yetişti. İstasyondan aldığı arabaya Eşref’i koydu ve hızla kayboldu.

O sırada İngiliz askerler istasyona doluştu.

Pilot Vecihi, İngiliz askerlere görünmeden tren garına koşup trene atladı ve gecenin karanlığına karıştı.

İngilizlerin, "Buradan ancak sinek havalanır" dediği pistten üç tayyare havalanmış, ancak biri Maltepe’den uzaklaşabilmişti.

 

MAHKÛM KIYAFETİYLE KAÇIŞ

 

İngilizler tüm aramalarına rağmen Türk pilotların izini bulamadı.

Pilotlar hakkında bilgi getirenlere para ödülü verileceğini bile açıkladı.

Türk pilotlar her yerde aranırken onlar yeni bir kaçış planı yaptı.

Bu arada tayyare kaçırmak isteyen bir başka grubun daha varlığını öğrendiler. Güç birliği yaptılar.

Pilot Fazıl, Pilot Emin Nihat, Pilot Muhsin, Pilot Hayri, Pilot İhya ekibe katıldı.

Artık İngilizler tayyarelerin kaçırılmaması için sıkı önlemler almıştı. İstanbul’dan tayyare kaçırmak güçtü.

Bir nefer olarak ulusal güçlere katılmaya karar verdiler; Anadolu’daki hurda tayyareleri onararak savaşmak için sabırsızlanıyorlardı.

15 Haziran 1920

İngilizler, "tehlikeli" Türk tutukluları genellikle Selimiye Kışlası’nda tutuyordu.

Pilotlar tebdili kıyafet giyerek, tutuklular ve onların başındaki Osmanlı askerleri gibi Harem’den küçük bir istimbota doluşup Marmara’ya açıldılar.

Sağ salim Mudanya’ya geldiler. Bursa, Eskişehir üzerinden hava istasyonu bulunan Konya’ya ulaştılar.

Türk pilotların kaçtıklarını öğrenen İngilizler, 24 Haziran’da Maltepe’deki tüm uçakları yaktı. Osmanlı hava kuvvetlerini lağvetti.

Türk pilotlar, İngilizleri çıldırtmıştı.

İLK ŞEHİT PİLOT

Çeşitli yerlerden kaçıp binbir güçlükle Anadolu’ya gelen pilotlar, Konya’da buluştu. Burası Birinci Dünya Savaşı’nda transit merkeziydi. Askeri depolarda Filistin Cephesi’nden kaçırılan hurda 17 tayyare vardı. Tayyareler uçamayacak kadar kötüydü.

Bir avuçtular. Yılmadılar; gece gündüz sürecek zorlu çalışmaya giriştiler.

Yedek parça sıkıntısı tayyarelerin faal duruma getirilmelerini son derece güçleştiriyordu. Örneğin, o dönemde bez kaplı uçakların dış etkenlerden muhafazasını sağlayan emaye elde yoktu. Patates, paça, yumurta akı gibi jelatinli maddeler kaynatıldı ve bu garip terkiple tayyarelerin bezleri gerdirilmeye çalışıldı. Ancak yağmurda bezler sarktı ve uçuşta hep parçalandı.

Tayyareleri uçuracak benzin ise Rusya’dan, İtalya’dan kaçırılarak at, eşek sırtında getiriliyordu.

Pilotlar aralıksız büyük bir azimle çalışırken, Konya’da bir gerici ayaklanmayla karşı karşıya gelindi. İngilizler ve Saray’la işbirliği içinde olan Zeynelabidin ve kardeşleri, Konya’daki Delibaş Mehmet ve 500 adamını ulusal güçlere karşı kışkırttı.

Ulusal savaşta ilk şehit pilot, Konya’daki bu gerici ayaklanma sırasında verildi. Birinci Dünya Savaşı’nda bir kurşun yarası bile almayan Pilot Üsteğmen İbrahim Ethem, Konya istasyonunu savunurken 3 Ekim 1920’de gericiler tarafından şehit edildi.

Pilotlar gericilere karşı tayyarelerini korurken ellerinde silahları bile yoktu.

Zorlu mücadele sadece ülkeyi işgal eden düşmana karşı değil, yerli işbirlikçileri gericilere karşı da veriliyordu.

Tüm bunlara rağmen pilotlar, makinistler bazı tayyareleri çalışır hale getirdi. Ulusal güçlerin elinde çalışabilir halde sadece 8 tayyare vardı.

Yunanistan ise 75 uçağa sahipti.

 

İLK UÇUŞ, İLK ZAFER

 

15 Ağustos 1920.

İstiklal Savaşı’nda ilk uçuş yapıldı.

23. Tümen Komutanı İzzettin (Çalışlar), Kula ve Alaşehir civarının havadan keşfini istedi.

Pilot Astsubay Vecihi, sabah 08.00’de havalandı.

Havalandı havalanmasına ama tayyare pek itimat vermiyordu. Motor arızalı, kanatları hurdaydı. Zaman geçtikçe tayyarenin bir parçası yerinden fırlamaya başladı. Radyatörler su damlatıyordu.

Pilot Vecihi yine de kararlıydı. Dönmeyecekti. Görevini kusursuz yerine getirecekti.

Keşif için havalanmıştı ama Alaşehir tren garında Yunan kuvvetlerini görünce irtifasını/yüksekliğini 600 metreye kadar indirdi. Yunan askerleri, Türklerin çalışır tayyaresi olduğuna ihtimal vermiyordu. Bu nedenle Türk uçağını kendilerinden sandılar.

Yanıldılar.

Pilot Vecihi bu fırsatı kaçırmadı. Ardı ardına iki bomba attı. Yunanlılar bozguna uğradı. Pilot Vecihi uçağı 50 metreye kadar indirdi ve makineli silahla Yunan askerlerini taramaya başladı; mermisi bitene kadar...

Sonra geldiği gibi döndü.

Yunanlılar, Türk pilotun bu ucube tayyareyle nasıl uçtuğuna hiç akıl erdiremedi.

Alaşehir hava saldırısı, Türk hava kuvvetlerinin Kurtuluş Savaşı’ndaki ilk zaferi oldu.

Bunu diğerleri takip etti.

 

 

Pilot Rıdvan ve Pilot İhya

 

Pilot Rıdvan (1897-1930) ve Pilot İhya (1896-1934), Kurtuluş Savaşı’nda pilot olarak görev yaptılar. Savaştan sonra Avrupa’da sivil havacılıkta çalıştılar. Pilot Rıdvan, 1930 yılında İtalyan Areo Espresso havayolunda çalışırken yakalandığı bir fırtınadan kurtulamadı, denize düştü. Cesedi bulunamadı. Pilot İhya ise Avrupa’da çeşitli firmalarda pilotluk yaptı. 1934 yılında Bulgaristan’da bir dağa çarparak vefat etti.

 

İlk özel hava şirketini kurdu

 

Pilot Vecihi (1896-1969). Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu o yaptı; İzmir hava sahasına inen ilk pilot oldu. Sadece Türk havacılığı değil Türkiye tarihinin en müstesna isimlerinden biriydi. İlk sivil havacılık okulunu açtı. İlk özel havayolu şirketi "Hürkuş"u kurdu. 16 Temmuz 1969’da Gülhane Askeri Akademisi’nde hayata gözlerini yumdu.

 

İstiklal Savaşı’nın kahraman pilotları

 

Yunan uçaklarıyla savaşmak için, arızalı olduğunu bile bile tayyaresine binen Pilot Üsteğmen Yemenli Fehmi, kalkışta uçağının düşmesi sonucu 24 Mart 1921’de şehit oldu. Pilot eğitimini Almanya’da almıştı. Ne ilginçtir; 1974 yılında Kıbrıs’ta şehit düşen pilotun adı da Fehmi (Ercan) idi. Lefkoşa’daki Ercan Havaalanı bu şehidin adını taşımaktadır.

13 Ağustos 1921’de Sakarya Savaşı öncesinde keşif yaparken tayyarelerinin havada ateş alması sonucu iki pilotumuz Behçet ve Pilot Üsteğmen Süleyman Sırrı şehit oldu. Süleyman Sırrı hava fotoğrafçılığında çok muvaffak olmuş değerli bir gözlemciydi; Foto Şube Müdürü’ydü.

İlk Yunan uçağı, 1 Eylül 1921’de Pilot Üsteğmen Hasan Basri ve Astsubay Vecihi tarafından düşürüldü. Çok iyi bir atıcı olan Hasan Basri’nin bu düşürdüğü ikinci uçaktı. Birinci Dünya Savaşı’nda Irak’ta bir İngiliz uçağı daha düşürmüştü.

27 Haziran 1922’de Afyon-Seyitgazi bölgesinde keşif yaparken tayyarelerinin arızalanması sonucu mecburi iniş yapan Türk pilotları Küçük Fehmi ve İhsan, uçak Yunanlıların eline geçmesin diye tayyarelerini yakarken yakalanıp esir düştüler. Küçük Fehmi, 1928 yılında İstanbul’da uçağının düşmesi sonucu hayatını kaybetti.

25 Temmuz 1922’de Afyon üzerinde keşif yapan Türk pilotlar Teğmen Cemal ve Ahmet Bahaaddin idaresindeki tayyare Yunanlılar tarafından düşürüldü, pilotlarımız şehit oldu. Astsubay Cemal, Birinci Dünya Savaşı’nda Irak cephesinde bir İngiliz uçağını düşürmüştü.

20 Ağustos 1922’de 4 Yunan keşif uçağı düşürüldü.

 

Uçağa İsmet İnönü’nün adını verdiler

 

Pilotlar Sıtkı, Kenan, Muhsin, Vecihi ve Behçet, İnönü Savaşı’nda gösterdikleri kahramanlıklardan ötürü mükáfat aldılar. Onlar için en büyük ödül Garp Cephesi Kumandanı Mirliva İsmet Bey’in şahıslarına gönderdiği şu telgraftı: "İnönü Meydan Muharebesi muzafferiyetinin amillerine, topçularla tayyarecilerime hassaten selam ve teşekkür ederim." Birkaç ay sonra pilotlar da komutanları İsmet Bey’e bir jest yaptı. Yunanlılardan ele geçirilen keşif tayyaresine "İsmet" adını verdiler!

 

Motorları havadayken durdu

 

27 Ocak 1923 günü Türk Hava Kuvvetleri, en değerli pilotunu kaybetti. Pilot Binbaşı Fazıl ve deniz astsubayı Emin, eğitim uçuşuna çıktılar. Uçağın motoru havada durdu. Mecburi inişe geçtiklerinde yere çakıldılar. Kurtuluş Savaşı’nın kahraman pilotu Fazıl, Türk pilotlarının idealiydi. 1918’de İstanbul semalarında 5 İngiliz uçağını; 1921’de 7 Yunan tayyaresini tek başına püskürtmeyi başarmıştı.

    H.KANARGI: Aslında tarihimizin tozlu sayfalarında neler var neler. Umarım biraz daha bilgilenmek hoşunuza gitmiştir.

    Bu günlerimizi bize armağan eden sayısız şehidimizin önünde saygıyla eğilmek ve onlara birer fatiha okuyup ruhlarına göndermek hepimizin boynunun borcudur.

Saygılarımla..

Kaynak: Soner Yalçın - Hürriyet

HALİL KANARGI

 

10.06.2008
Bu yazı 935 defa okundu.

Diğer Yazıları