YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

Ebediyete kadar sürecek bir aşk hikayesi

Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.

İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale'den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!..

Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: “Seni seviyorum”... Arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe'ye bakarlarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir...

 Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları "Evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık” diye takılırlar İsmail Türe'ye.

Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale Boğazı'ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından.

 Yine bir gün, yirmiyedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale'den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına.

Ege Denizi'nden Boğaz'a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de...

Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir ... Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.

 “Seni Seviyorum...”

Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:

“Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi...”

 Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek,karşılık verilmesini emreder.

Yanındakilerin “Ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler: "ebediyete kadar..."

O gece, Üsteğmen İsmail Türe'nin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı'na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı “Naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale'nin karanlık sularında kaybolmuştur.

Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar'a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu'ya ulaşan ilk denizaltı olur.

Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır "Ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!..

 

Neden kurtarılamadı?

Dumlupınar ve beraberindeki 81 denizciyi Çanakkale Boğazı'nın derin sularına gömen kazanın hemen ardından kurtarma çalışmaları başladı. Bu konuda eğitilmiş personel geceyi gündüze katarak çalıştı, fakat bir türlü Dumlupınar'a ulaşamadı. Peki bunun nedeni neydi? Yaklaşık 90 metrede yer alan Dumlupınar'a neden hiçbir dalgıç ulaşamadı?

Tüm bu soruların tek bir cevabı ne yazık ki yok. Çünkü, saatler süren kurtarma çalışmalarını sonuçsuz bırakan birçok etken var. Bu etkenlerin başında Çanakkale Boğazı'ndaki deniz akıntıları gösteriliyor. Üç yönlü akıntının bulunduğu Çanakkale Boğazı'nın dibindeki bir gemiye ulaşmak, hele Dumlupınar gibi 90 metrede bulunan bir denizaltıya ulaşmak, bugünün şartlarında bile çoğu kez mümkün olmuyor.

Kurtarma ekiplerinin çabalarını boşa çıkaran bir diğer etken ise Dumlupınar'ın zeminde açılı olarak durması. Denizaltı suyun dibinde yatık olarak durduğu için kurtarma çanının kaportaya tutturulması uzun süren, zahmetli bir iş halini aldı. Bu nedenle kurtarma çanıyla mürettebat kurtarma işlemi de gerçekleştirilemedi.

Bugün dahi bu nedenlerden dolayı Dumlupınar'a sadece kameralar indirilebilmiş durumda. Türk denizcilik tarihinin en büyük acılarından biri bu nedenlerle su yüzüne çıkarılamıyor. Ve 50 yıldır Türk denizcilik tarihinin en büyük acılarından biri her 4 Nisan'da tazelenirken, Dumlupınar Çanakkale Boğazı'nın derinliklerinde bu tarihin baş kahramanı olarak yatıyor.

Kahraman şehitlerimizin ruhları şad olsun.

ONLAR ÇOK ŞEYİ HAKEDİYORLAR.  BİZ ONLAR İÇİN NE YAPIYORUZ?

Çanakkale Şehitliği Anıtının yanına DUMLUPINAR DENİZALTISINDA ŞEHİT olanları da ekleyelim..

Haydi, gelin yine iyi bir şey daha yapalım..

07/03/2017

07.04.2017
Bu yazı 355 defa okundu.

Diğer Yazıları