YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

ECEVİT'İN GİZLİ ARŞİVİNDE 'APOCULAR

 

Güzel Aydınımızın güzel insanları.

     Can Dündar / Rıdvan Akar tarafından Milliyet gazetesinde yayınlanan Ecevit’in gizli arşivinden notları sizinle paylaşmak istedim. Bu arşiv bilgilerine yorumlarını da ekleyen gazeteci arkadaşlara bende birkaç soruyla karşılık yorum da yapmak istedim. Her zamanki gibi yazımın sonunu da okuyacaksınız…

*****

    Ecevit Başbakan olduğunda asayiş bakımından feci bir manzarayla karşılaştı. Kendisine sunulan tüm raporlar Güneydoğu'da 80'li yıllarda yaşanacak olayları haber veriyordu

ECEVİT'E 30 YIL ÖNCE SUNULAN RAPORLAR, GÜNEYDOĞU'DA OLACAKLARIN ALARMINI VERİYORDU:

'Doğu'da devlet yok, Apocular örgütleniyor'

   Ecevit Başbakan olduğunda asayiş bakımından feci bir manzarayla karşılaştı. Kendisine sunulan tüm raporlar Güneydoğu'da 80'li yıllarda yaşanacak olayları haber veriyordu: Kürt örgütleri Apocuların şemsiyesi altında toplanıyordu. Devletin hâkimiyeti giderek kayboluyordu. MİT, sağcıların elinde, iflas halindeydi. Bölge halkı ise devlet ile örgüt arasında kalmıştı; "hangisi ağır basarsa o tarafa kayacaktı”

Ecevit'in gizli arşivi

Can Dündar / Rıdvan Akar

Ecevit'in Çalışma Bakanı olduğu İnönü hükümeti, Güneydoğu konusunda kendinden önceki hükümetten bir eylem planı devralmıştı.

18 Nisan 1961 tarihli bir kararnameyle duyurulan ve Kürtlerle Karadenizlilerin yer değiştirmeleri gibi öneriler sunan "Doğu Raporu" uygulanamadı; ama uzun süre terk edilmedi de...

Bunu yine Ecevit'in arşivindeki belgelerden anlıyoruz.

O kararnameden 13 yıl sonra 13 Ocak 1974'te, bu kez Başbakan koltuğuna oturdu Ecevit...

İlk katıldığı Milli Güvenlik Kurulu toplantısında önüne getirilen dosyada "Milli Güvenlik İç Politika Esasları" değerlendiriliyordu.

      Bu değerlendirmede, 18 Nisan 1961 tarihli meşhur kararnamede kararlaştırılan politikaların uygulanmadığından yakınılırken devletin artan bölücü eylemler konusunda nasıl acz içinde olduğu örneklerle ortaya konuluyor ve "Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da milli güvenliğimiz açısından büyük bir tehlike teşkil eden bölücülük faaliyetleriyle mücadelede meydana gelen aksaklıklar, problemi her geçen gün daha vahim hale getirmektedir" deniliyordu.

MGK'dan Ecevit'e dokundurma

Milli Güvenlik Kurulu Ecevit'i bu teşhisle karşılarken, onun özgürlükçü yaklaşımına da ince bir atıf ve uyarı yapıyordu:

"Hak ve hürriyetler bahsinde bütün engellerin kaldırılacağı, fikir suçu diye bir şey tanınmayacağı anlaşılan 1974 ve sonrası döneminde yıkıcı, bölücü, laikliğe ve ulusal çıkarlara aykırı faaliyetlerin ne şekilde önleneceği büyük bir sorun olarak ortada durmaktadır. (..) Milli bütünlüğü yıkmayı amaçlayan her türlü fikirleri yayanları suçsuz, sadece onların eyleme ittiği gençleri suçlu saymak şeklinde bir görüşün kanunlarımızda yer alması halinde bu çok önemli milli güvenlik ilkesi, vahim sonuçlar doğuracak şekilde ihlal edilmiş olacaktır."

Zaten yapılamadı da...

Beklenen hürriyet açılımları gelemeden Kıbrıs krizi patladı ve Ecevit, koalisyonu bozup iktidarı Milliyetçi Cephe'ye devretti.

Apocular raporlarda

1978 başında yeniden Başbakanlığa geldiğinde sorun, daha da katmerleşmişti.

Artık sıkıyönetim vardı; ancak, bu da çözüm olmamış, çatışmalar hepten yayılmıştı.

Ecevit, bu kez, resmi raporlarla yetinmedi; kendi vekillerinden bölgelerini gezip askeri ve sivil yetkililerle görüşmelerini istedi.

Gelen raporlar, hem vahim gidişatı tüm çıplaklığıyla belgeliyor hem de adları yeni duyulmaya başlanan "Apocular"ın tırmanışını haber veriyordu.

İşte Ecevit'in arşivindeki "Urfa ve Adana raporları"ndan birkaç örnek:

2 polislik takviye gücü

"Urfa'daki Tugay'ın birlikleri çevre illere yollandığından merkezde yalnız tankçı ve topçular var. Önemli bir olay çıktığında Tugay'ın hareket gücü sınırlı...

"Apocuların adları sanları belli militanları iki Renault içinde tüm bölgede baskı yapıyorlar. İl Jandarma Alay Komutanlığı'nın elindeki araçların hem hızları az, hem de belli oluyorlar. İstihbarat eksikliği, etkinliği çok azaltıyor.

"Adana'ya 200 polis memuru atanmış, 118 polis memuru Adana'dan alınmış. Takviye, aradaki fark kadar...

"Polis arabalarının yarısı arızalı...çalışmıyor. Petrol bayilerine 1,5 milyon lira borçları var. Motorlu devriye çıkarmakta zorluk çekiyorlar.

"27 telsiz gönderilmiş, bunların 11'i polis tarafından kullanılabiliyor."

MİT'TEN GELEN RAPOR

'MİT'te Milliyet okumak cesaret işi'

MİT'ten gelen özel raporlar, Ecevit arşivinin en önemli belgeleri arasında bulunuyor.

Bu raporların, teşkilat içinde kendisine yakın birileri tarafından hazırlanıp gönderildiği anlaşılıyor.

Ecevit, bu belgelerden ciddi bulduklarını ilgili birimlere yollarken, "Ekli bilgi çok ciddi bir kaynaktan verilmiştir. Değerlendirilmesinde yarar vardır" diye not düşmüş.

Raporları dosyaya atıp geçmediği, önlem almaya çalıştığı anlaşılıyor. Ancak, hükümetinin ömrünün "MİT operasyonu"nu tamamlamaya yetmediği biliniyor.

Raporları gönderen(ler), teşkilatta kimin nasıl MHP'ye çalıştığını, Malatya, Maraş gibi olayların nasıl bilindiği halde duyurulmadığını, hatta tertiplenmesine destek olunduğunu, sağ eylemciler ve kafatasçılarla ilgili bilgi sakladığını, dahası Ecevit'in aracına sabotaj planlayan kişinin daire başkanı yapıldığını açıkça bildiriyorlardı. (Belgelerin tam metni bu hafta çıkacak "Ecevit ve Gizli Arşivi" kitabında yer alacak.)

CHP, MİT'in hedefi

Belgelere bakılırsa, istihbarat teşkilatı bir siyasi kadrolaşmanın üssü haline gelmişti.

İşte "MİT'in bugünkü kadrosu ve çalışmalarıyla ilgili özet bilgiler" başlıklı ve 20 Temmuz 1978 tarihli belgeden bazı satırlar:

"25 yıldır MİT, DP ve onun devamı olan AP'nin tam kontrolünde faaliyet göstermiş ve yasadaki görevler bir yana itilerek, esas görevler savsaklanmış, bütün çalışmalar sol faaliyetler üzerine yönlendirilmiştir.

"AP'nin yegâne rakibi olan ve demokratik sol görüşü benimseyen CHP, MİT'in hedefleri arasında kabul edilmiş ve kamuoyunda suçlamak için her çareye başvurulmuştur. İllegal örgüt TKP, CHP'ye bulaştırılmak ve bundan yararlanılmak istenmiştir.

Solu Demirel'e anlattılar

"Sağ görüş o derece ağır basmış ve etkili olmuştur ki, örgütte Cumhuriyet, Milliyet, Barış ve benzeri gazete ve dergileri okumak, personel için bir cesaret işi olmuştur. Sağcılık ve AP taraftarlığı 'vatanseverlik', CHP taraftarlığı 'vatan hainliği ve casusluk' olarak telakki edilmiştir.

"İktidar döneminde Demirel MİT'e güvenmiş ve sempati göstermiştir. Adamlarını yıllardan beri kilit mevkilerde tutmayı başarmıştır. 31.3.1975 tarihinde kurduğu hükümet güvenoyu almadan ilk iş olarak MİT karargâhına giderek brifing almıştır. Bu brifingi MİT Müsteşarlığı ivedilikle vermek istemiştir. Brifingde sadece sol faaliyetler ele alınmış, özellikle CHP'nin, TÖB-DER, DİSK, diğer sol partilerle olan ilişkileri Demirel'e etraflıca anlatılmıştır.

Mülakatta ayıklama

"Bugüne kadar MİT'te çalışan yöneticiler (istisnaları olmakla beraber) sağcı olmakla iftihar etmişlerdir. (..)

"MİT'e alınacak personel, sınavdan geçirilip mülakata tabi tutulur, yüksek tahsil, lisan, ehliyet, kabiliyet yerine genellikle sol düşmanı ve sağa yakın kişiler tercih edilir. Tahsil seviyesi düşük, sözde milliyetçi, mukaddesatçı kişiler, sınavda başarılı olamasalar da örgüte alınırlar. Yapılan mülakatlarda adayın okuduğu gazete, dergi, kitaplar sorulur. Son zamanlarda adaylara "'Toprak işleyenin, su kullananın' sloganından ne anlaşılır? Bu fikri nasıl buluyorsunuz?" şeklinde sorular sorulmuş ve olumlu cevap veren bir aday örgüte alınmamıştır."

Mefluç durum

"Halen görevde bulunup da CHP'ye ve Sayın Başbakan'a karşı, hatta düşman olan ve AP ve MHP taraflısı olan kişilerin bugüne kadar MİT'te kalmaları hayret verici, üzücü, düşündürücü bir keyfiyettir. Şayet bunlar görevde kalacak olursa, MİT bugünkü mefluç durumundan kurtarılamaz."

BAŞBAKAN'A ÖZEL RAPOR

'Halk devlet ile Apocular arasında'

Raporların ortaya koyduğu tabloyu gören Ecevit, güvendiği Milli Eğitim Bakanı Necdet Uğur'u bölgeye yolladı.

Uğur, Adana, Hatay, İçel, Gaziantep, Urfa, Mardin ve Diyarbakır'ı gezdi. Ecevit'e "Kişiye Özel ve Gizli" bir rapor verdi.

Tarih: 28 Eylül 1979'du.

12 Eylül'e tam 1 yıl kalmıştı.

İşte Necdet Uğur'un alarm zilleri çaldığı "Güneydoğu'da durum" raporu:

'Devlet duruma hâkim değil'

"Adana'da devlet kuvvetleri duruma hakim değildir. Kısa sürede yeni önlemler alınmazsa olayların boyutları büyüyebilir. Sıkıyönetim Komutanı'na göre 10 bin sol, 3 bin sağ militan var. Bunlar bir çatışma anında korunabileceklerini hesapladıkları mahallelerde mevzilenmiş. Bu nedenle ciddi bir çatışmanın halka yayılma olasılığı var."

Kürtler, "Apocular" adı altında toplanıyor.

"Güneydoğu illerimiz arasında en ciddi durum Urfa'da. Etkin önlemler alınmazsa tehlikeli sonuçlar doğabilir.

"Apocular, halk kesiminde Milli aşiretine dayanmayı başarmışlar. Milli aşireti, vaktiyle Şeyh Sait isyanına katılmış bir aşiret... Suriye ve Türkiye'de yayılmışlar. Aşiretin başkanının halen Apo hareketine liderlik yaptığı söyleniyor. Harekete adını veren Abdullah Öcalan yurtdışında imiş.

"Sıkıyönetime göre Apocuların Urfa'daki birinci amacı, yerel yönetime hakim olmak.. Böylece halkın üzerinde güçlerini kanıtlayıp onlara kendilerini kabul ettirdikten sonra halkın da desteğini sağlayarak merkezi hükümete karşı çıkmak..

"Urfa'da Vali ve Emniyet Müdürü değiştirilmiş, Vali kararnamesi henüz çıkmamış. Yeni atanan emniyet müdürünün gelmeyeceği söylentisi var.

"Siverek ve Hilvan'da kaymakam yok; Emniyet amiri yok.

"Hilvan'da jandarma komutanı yok. Savcı Siverekli, kuşku uyandırıyor.

"Birecik sağlık ocağı doktorunun militanlık yaptığı kanısı yaygın. Milli Eğitim Müdürü Doğulu. Pasif kalıyor.

"Valiye göre Apo'culuk bir simge... Bu ad altında Kürt bağımsızlığı peşinde koşan fraksiyonlar toplanmış durumda.

"Sıkıyönetim yetkililerine göre Urfa'da halk devletten mi, Apoculardan mı çekinmek gerek, hangisinden yana olmalı, hangisi güçlü, henüz karar vermiş değil. Şu anda durum dengede. Kim ağır basarsa halk o tarafa kayacak."

MİT MÜSTEŞARI, KOMUTANIN SÖZLERİNİ ECEVİT'E AKTARIYOR:

"Başbakan 'Yapın' dese yapmayız"

Tarih: 30 Aralık 1978

Selimiye Kışlası...

1.Ordu ve Sıkıyönetim Komutanı Org. Necdet Üruğ

İstanbul basınının önde gelen temsilcilerini ağırlıyor. Yanında iki yardımcısı var. Toplantıya gazete sahiplerinden Nadir Nadi, Kemal Ilıcak Mustafa Özkan ile Milli Gazete ve Hergün'ün sahipleri katılıyor. Ayrıca diğer gazetelerin genel yayın müdürleri var.

MİT Müsteşarı Hamza Gürgüç de bu toplantıya katılıp sonuçlarını Başbakan'a bildiriyor.

Askerlerin aslında iktidara el koymaya başladıklarını, bu tutanağın satır altlarında okuyoruz. Bazı gazeteciler hükümet ile Sıkıyönetim'in eşgüdümünün nasıl sağlanacağını soruyorlar; hükümetin baskı kurmasından kaygı duyduklarını söylüyorlar. Org. Üruğ, "Hükümetin emrindeyiz" diye açtığı toplantının sonunda bu soruyu şöyle cevaplıyor:

"'- Hükümet bir baskı kurmamıştır, kurmayacaktır. Kendi içimizde Anayasal bir kuruluş olarak işletmeye mecburuz. Eşgüdüm, anayasal bir kurumdur. Başbakan bizden bilgi ister. Meclis'e karşı o sorumludur. Biz de ona karşı sorumluyuz. Bize telefon açıp 'Böyle bir şey yapın' demez."

MİT Müsteşarı'nın Başbakan'a gönderdiği tutanağa göre bu konuşmadan sonra, Sıkıyönetim Komutanının yanındaki Kuzey Saha Komutanı söz alıyor ve aynen şöyle diyor:

"'- Zaten, 'Böyle bir şey yapın' dese kabul etmeyiz. Başbakan, telefon açıp böyle bir şey yapmaz. Türkiye'deki bugünkü hükümet böyle bir duruma düşmez."

ABU FİRAS'IN İDDİASI

'İsrail, ülkücüleri eğitiyor'

Ecevit'in belgeleri arasında 12 Eylül'den 5 hafta önce yollanmış bir istihbarat raporu var.

6 Ağustos 1980 tarihli bu belge, "Libya Büyükelçiliğinde bir iftar yemeği"nden bilgiler aktarıyor.

Raporu yazan kaynak, yemekte Filistin'in Türkiye temsilcisi Abu Firas'la konuşmuş. Ondan duyduklarını aktardığı paragrafta şu satırlar var:

"MSP Milletvekili Salih Özcan, Abu Firas'ı ziyaret etmiş. Partilerle ilişkilerinde eşitlikçi bir politika izlemesini telkin etmiş. Türkeş'i de ziyaret etmesini önermiş. Abu Firas bunun üzerine Türkeş'in İsrail ile olan ilişkilerini Özcan'a anlatmış. Abu Firas'a göre MHP'li militanlar İsrail'e gruplar halinde gönderilerek orada gerilla eğitimine katılıyorlarmış.

Ayrıca, İsrail, MHP'ye yılda 3 milyon dolar para yardımında bulunuyormuş. Bu konuda elinde delil olup olmadığını sordum. Abu Firas, elinde somut delil olmadığını, ancak FKÖ siyasal bürosuna gelen raporlarda bu konularla ilgili doğru bilgiler olduğunu söyledi.

İstanbul Yeşilköy Havaalanı'nda İsrail'e grup halinde gidenler üzerinde yapılacak bir araştırmayla gerilla eğitimi için İsrail'e giden kişilerin kolaylıkla saptanabileceğini belirtti. Bu kişilerle suç işleyen ülkücüler arasında bir ilişki kurulabileceğini iddia etti."

*********

 

H.K: Aslında bu yazıyı okuduğum zaman devletin zaafa uğratılmadan yönetilmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlıyor insan. 30 Yıl önce o dönemin Başbakanı olan Bülent Ecevit’e sunulan raporda bu günlere kadar bu karmaşık olaylar zinciriyle gelinerek binlerce şehidin verileceği anlaşılıyor. Yalnızca bu sene içinde toprağa verdiğimiz yirmili yaşlardaki vatan evlatları, bu raporlar yazıldığında doğmadıkları gibi, anneleri babaları da çocuktu. Düşününce insanın içi yanıyor.  Avrupa Birliği bize her türlü dayatmayı yaparak ekonomimizi, demokrasimizi, devlet yönetim sistemimizi ve Anayasamızı delik deşik ettirdi, ordumuzu da her an eleştirmekten geri durmuyor. Ama Fransa’nın Zampara küçük adamı Sarkozi “DEVLET GÜVENLİĞİ DEMOKRASİDEN ÖNCE GELİR” dediği zaman sesini çıkarmıyor.

Cihan İmparatoru Muhteşem Süleyman *Kanuni Sultan Süleyman* ne güzel demiş… “OLMAYA DEVLET CİHANDA BİR NEFES SIHHAT GİBİ”. Devlet sıhhatli olmak zorundadır. Ama Avrupa her şeyimize karıştığı sürece ya da bizimkiler Avrupa’nın her şeyimize karışmasına izin verdiği sürece zaafımız sürecek karnımız hep yumuşak kalacaktır, devletimiz hep zaafa uğratılacaktır.

    İnterpol tarafından Kırmızı Bültenle aranan Sabancı Merkezi katliamı sanığı Fehriye Erdal’ı ve onlarca insanımızı katledip Avrupa ya kaçan PKK lı teröristi vermeyen Avrupanın adalet anlayışı, sorun İtalyanın başını derde sokan Kızıl Tugaylar terör örgütü olunca o teröristleri hemen İtalya ya iade ediveriyorlar.

    NİYEKİ NE? Dersiniz..

Avrupalıları işimize çok fazla sokmamaız gerektiği gerçeğini artık görmenin zamanı geldide geçiyor.

Saygılarımla..12.06.2008

HALİL KANARGI

 

18.06.2008
Bu yazı 979 defa okundu.

Diğer Yazıları