YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

EMPERYALİST DEVLETLERİN DİZ ÇÖKTÜĞÜ GÜN 18 MART 1915

    Değerli okurlarım, bu gün 18 Mart 2017.  Pırıl pırıl güneşli bir sabah doğmuş Aydın’ımızın üstüne. Günümüzden tam 102 yıl önce yaşanan ve Türk tarihinin altın yaldızlı sayfalarında yerini alan Çanakkale Zaferimizin yıldönümünü büyük bir coşkuyla kutlayacağız.  253000 Türk’ün şahadet şerbetini içtiği o büyük savunma ki eşine ve benzerine dünyanın hiçbir köşesinde hala rastlanamamıştır.

 

Çanakkale  savaşı nasıl başlatıldı 

 

Avrupa'da Birinci Dünya Savaşı bütün şiddetiyle sürerken, hareket harbinin yerini siper harbi almıştır. Bu cephede yarma yapmak ve kesin sonuç almak son derece zorlanmıştır. Hâlbuki "üçlü itilaf"ın askere gücü günden güne artmaktadır. Bu güç, hareket savaşına müsait başka savaş alanlarında kullanılmalıdır.

İngiltere Başkanı Lloyd GEORGE ve Bahriye Nazırı CHURCHILL bu görüşü benimsemişlerdir. Çanakkale Savaşları, işte bu görüşü benimseyenlerin esiridir.

•             Hareket sahası olarak Gelibolu Yarımadası'nın seçilmesi, bu bölgenin jeopolitik bakımdan çok büyük öneme sahip olmasındandır. 

•             Boğazlar, Güney Rusya ve bütün Karadeniz kıyılarının açık denizlere olan tek çıkış noktasıdır. Harp halinde bu geçidin kapanması, Rusya için hayati önem taşımaktadır. Zira, Rusya'nın insan ve hammadde kaynakları zengin, fakat sanayi ve mali imkanları sınırlıdır. Bunun için uzun ve sürekli bir savaşın gerektirdiği silah, cephane ve malzeme ikmalini temin edemeyecek durumdadır. Bu durumda boğazlar doğu cephesinin en müsait ve hayati menzil hattını teşkil etmektedir. Bu geçidin açılmasıyla Rusya'yı takviye edecek, batı cephesinin yükünü hafifletecek, dolayısıyla savaşı kısaltacaktır.

•             Osmanlı devletinin savaş dışı edilmesiyle, muhtemelen Balkan devletleri ve İtalya "itilaf"  devletleri yanında savaşa katılacaklardır.

•             O zaman İngiliz Bahriye Nazırı olan CHURCHİLL’in ısrarla üzerinde durduğu bu fikirlere önceleri pek itibar edilmemiştir. Ancak 1914 Aralık ayında başlayan Türk Sarıkamış harekâtı üzerine telaşlanan; çok zor durumda kalan hiç değilse bir kısım Türk kuvvetlerinin başka Cephelere çekilmesini isteyen Rusya'nın yükünü azaltmak için, Çanakkale seferine karar verilmiş, fakat kesin neticeyi batı cephesinde arayanları darıltmamak amacıyla önce sadece donanmayla ve zorla Çanakkale Boğazı geçilmeye çalışılmıştır.

 

18 Mart 1915'te yaklaşık bir aydır sürekli olarak bombaladığı boğazın her iki tarafındaki Türk tabyalarının artık sustuğunu varsayan 12 zırhlı, 18 muhrip, 7 mayın tarama gemisi, çeşitli nakliye destek gemisi ve uçak gemilerinden meydana gelen I. Dünya savaşının en büyük ve en modern donanması, boğazı geçme girişiminde bulunmuştur.

 

Ancak ehliyetli ellerde sevk ve idare edilen kahraman Türk askerinin hayatını hiçe sayarak kanını fedakârca akıtması sayesinde dünyanın en modern silah ve teçhizatıyla donatılmış düşman donanması, 7 modern savaş gemisini ve binlerce askerini, kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştır.

 

Zira Mehmetçik, düşmanı denizden bir adım bile geçirmemeye yemin etmiştir. Anadolu bozkırının o güne kadar deniz görmemiş çocukları, sanki kırk yıldır denizlerde savaşıp da pişmiş kişilere özgü beceriyle zırhlı düşman gemilerine geçiş hakkı tanımamıştır.

 

Bunun üzerine 25 Nisan ve 6 Ağustos 1915 tarihleri arasında düşman kara kuvvetleri Gelibolu Yarımdasına çıkarılmış olup, çıkarma şöyle özetlenebilir.

Asıl kuvvetler Gelibolu Yarımadasının güney ucuna iki ayrı noktadan çıkacak ve boğazları kontrol eden tepeleri alacak, bunu başarmak için, iki tümenden oluşan bir Anzak (Avustralya ve Yeni Zelanda) Kolordusu Kabatepe bölgesine çıkacak ve iki ingiliz ve bir Fransız tümeni ile bir Hint tugayından oluşan kuvvet, Seddülbahir bölgesini ele geçirecektir. Aynı anda bir aldatmaca olarak, boğazın güneyinde Kumkale bölgesinde ikinci bir çıkarma yapılacak ve bazı donanma birlikleri orada da çıkarma olacağı izlenimi vermek üzere Saroz körfezine doğru seyredecektir.

 

Fakat, kahraman TÜRK askerinin hayatını hiçe sayarak kahramanca döğüşmesi TÜRK komutanlarının ve bilhassa Mustafa KEMAL ATATÜRK'ün üstün sevk ve idareleri sonucunda düşman başarısızlığa uğrayarak savaş, siper savaşı halini almıştır.

 

Gelibolu Yarımdasında çıkarma yapan düşman kuvvetlerini meydana getiren askerlerin milliyetleri son derece enteresandır. İngiliz ve  Fransızlar'ın yanısıra, bizimle hiç ilgisi olmayan Cezayir Berberilerini Sengal zencilerini, Avustralyalı, Kanadalı, Yeni Zelandalı ve Hintlileri üzerimize salmışlardır.

Şair MEHMET AKİF ERSOY . Şu mısralarla, 

 

Eski dünya, yenidünya, bütün akvam-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mi hakikat mahşer. 

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Avustralya'yla beraber, bakıyorsun Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler renkgarenk,

Sade bir hadise var ortada, vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi yayyam, kimi bilmem ne bela

 

diyerek, bunu ne güzel dile getirmiştir.  Evet, düşman yalnızca birkaç devletten ibaret olmayıp, sanki karşımızda bütün dünya vardı. Düşman donanması II. Dünya Savaşı'na kadar, dünyanın gördüğü en büyük ve en modern donanmasıydı. Hal böyle iken kazanılan zaferin değeri daha iyi anlaşılmaktadır. Zira bu savaş; yenilmez sayılan devletlerin mağlubiyetidir.

Çanakkale'de tarihin kaydettiği en büyük ve en kanlı savunma savaşları verilmiştir. Bu savaşlar Mustafa Kemal Atatürk gibi bir askeri dehanın Türk ve dünya kamuoyu tarafından tanınmasının sağlanması açısından son derece önem taşımaktadır.

Düşman durmadan saldırmaktadır. Anafartalar ve Arıburnu cephelerinde emir komuta karmaşası vardır. Bu durum çok tehlikelidir. Yarbay Mustafa Kemal, Ordu komutanı Alman General liman Von Sandres'ten bütün mevcut kuvvetlerin emrine verilmesini ve bundan başka çare kalmadığını bildirmiş.

Alman General "Çok gelmez mi?" diye sorduğunda;

Mustafa Kemal, "Az gelir" diye cevap vermiştir.

Ertesi gün emir gelmiş ve bütün birliklerin komutası Mustafa Kemal'e verilmiştir. Bir cephe komutanlığının çok gelip gelmeyeceğini yarbay Mustafa Kemal'e soran ve "az gelir" cevabını alan Alman General karşısındaki Türk'ün "ATATÜRK" olduğunu yıllar sonra öğrenecektir. 

Çanakkale savaşları'nın temel ağırlık noktasını, Mustafa Kemal oluşturmuştur. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları başlamadan kısa bir süre önce 2 Şubat 1915'te Tekirdağ'da yeni kurulacak olan 18'uncu Tümen Komutanlığına atanmıştır. Derhal göreve başlayan Mustafa Kemal, o tümeni kısa bir zaman içinde savaşa hazır. Seçkin bir tümen haline getirmiştir. Fakat kısa bir zaman sonra Mustafa Kemal bu bölgeden alınarak, tümeni ile birlikte Bigalı köyüne çekilmiştir. Mustafa Kemal, düşmanın Gelibolu çıkarmasına kadar, yani 25 Nisan  1915'e kadar orada yedek kuvvet olarak kalmış, fakat Arıburnu taarruzu başlar başlamaz, kendi inisiyatifi ve teşebbüsü ile emir beklemeden, Arıburnu'na yetişerek taarruza geçmiştir. Düşmanı Kocaçimentepe'de durdurarak, yarımadanın tahliyesine kadar düşmanın ilerlemek için yaptığı bütün taarruzları ve şiddetli hücumları erimeye mahkûm etmiş ve Türk'ün yiğit Mehmetçiği Çanakkale'de sanki etten ve kemikten bir kale yaratmıştır.

Bütün savaşlardan farklı bir savaş malzemesi görülmüştür. Bu da "İNANÇ"tır. Topa, tüfeğe, üstün kuvvete, çeliğe karşı dimdik duran ve kafa tutan bir inanç kendini göstermiştir.

Mustafa Kemal'in "Size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerinize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir" dediği bu savaşlarda, herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştır.

Mustafa Kemal, bu savaşı  "Bu öyle alelade bir taarruz değil, herkesin muvaffak olmak veya ölmek arzusuyla harekete geçtiği bir taarruzdur" diye ifade etmiştir.

Burada meşhur 57'inci Alay, hiç kurtulmamacasına Mustafa Kemal'in emrine uyarak tamamen şehit olmuştur.

Nitekim çeşitli milletlerden meydana gelmiş, düşman askerleri, yapışıp, kaldıkları Arıburnu'nun yalçın yamaçlarından bir adım bile ileri atamamışlardır.  Öncelikle İstanbul'u tehdit eden düşmanın Gelibolu Yarımdasına yaptığı bu taarruzu Kocaçimentepe'de durduran Mustafa Kemal, bu başarısından dolayı haklı olarak Albaylığa yükseltilmiştir.  6-7 Ağustos 1915'te Türk askerini yandan, yani Anafartalar'dan çevirmek isteyen Klıchner ordusu da bu bölgenin Grup komutanlığına atanan Mustafa Kemal'in 10 Ağustos günü ayağının tozunu silmeden giriştiği karşı taarruz sonucunda eriyip gitmiştir.

Mustafa Kemal bu savaş sırasında göğsünden bir şarapnel parçası ile yaralanmış, fakat kalbi üzerindeki saat kendisini mutlak bir ölümden kurtarmıştır.

Bu savaşların akabinde 17 Ağustos'ta Kireçtepe Zaferini 21 Ağustos'ta 2'nci Anafartalar Zaferini kazanan Mustafa Kemal, düşmanı büyük hizmete uğratarak Çanakkale Muharebelerinin kaderi belirlenmiş, 9 Ocak 1916’da düşman, Türk topraklarından geri çekilmek zorunda kalmıştır.

 

Halbuki 2 Mart 1915'te İngiliz Amiral CARDEN Londra'ya "Hava bozmazsa iki haftaya kadar İstanbul'dayız" şeklinde mesaj çekmiş, ayrıca ingiliz orduları Başkomutanı General HAMİLTON, resmi raporunda ise, "Türkler, birbiri ardınca mükemmel taarruzlarda bulundular" diye yazmıştır. Hatta bu harekatı hazırlayarak idare eden W. CHURCHILL de hatıralarında muharebelerden bahsederken, Mustafa Kemal'in emsalsiz bir komutan, Türklüğün kaderine hakim bir deha olduğunun daha o zamanlar da anlaşıldığına işaret ederek, "bir Miralay'ın karşımıza çıkışı bütün talihimizi değiştirdi" diye belirtmiştir. (Miralay.: ALBAY)

 

H.K: Şu cümlelerin güzelliğine bakınız değerli okurlarım….”” W. CHURCHILL--"bir Miralay'ın karşımıza çıkışı bütün talihimizi değiştirdi" demiştir.

 

 

Mustafa Kemal'in Çanakkale'de verdiği bütün emirler kesin ve sonuç alıcıdır. O, verdiği emirde aynen şöyle demiştir. "Benimle burada muharebe eden bilcümle askerler katiyen bilmelidir ki, uhdemize tevdi edilen namus vazifesini tamamen ifa etmek için bir adım bile geri gitmek yoktur. İstirahat aramanın, bu istirahattan yalnız bizim değil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğini cümlenize hatırlatırım. Bütün arkadaşlarımın hemfikir olduklarına ve düşmanı tamamen denize dökmedikçe yorgunluk belirtisi göstermeyeceklerine şüphe yoktur".  30 Nisan'daki komutanlar toplantısında Mustafa Kemal, "içimizde ve askerlerimizde Balkan Harbi'nin utancını bir daha görmektense, ölmeyecek yoktur. Böyleleri varsa, onları kendi ellerimizle kurşuna dizelim." şeklinde kesin konuşmuştur. İşte bu ölümü yanı başında taşıyan ve vatanı için canını vermeye hazır ama vatan hainlerini de yok etmeye hazır inançlı insanlar grubu Çanakkale Zaferini tarihimizin ve dünya tarihinin altın sayfalarına kazıyarak nakşetmiştir.

 

Büyük Türk Milletinin Çanakkale Zaferi kutlu olsun.

 

     Büyük Türk Milletini büyük acılara boğan olayların başlangıcına kısaca bakarsak; Avrupa’nın birinci Hitler’i Napolyon Bonaparte’nin altüst ettiği Avrupa’ya çekidüzen vermek amacıyla 1815 yılında toplanan konferansta İngiliz, Fransız ve Rus delegeleri tarafından  Avrupa’yla ilgisi olmayan “ŞARK MESELESİ” fikri ortaya atılmıştır.

ŞARK MESELESİ ; Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Hristiyan halkların durumuna dikkat çekmek, İmparatorluk topraklarında yaşayan Hristiyan halklar lehine reformlar yapmak, Hristiyan halkları muhtariyet ve istiklale götürecek imtiyazları koparmak, yani kısaca Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak fikridir.

     Lutfen çok dikkat ediniz.!!!!! Yıl 1815’tir. Çanakkale Savaşından tam 100 yıl önce..!!!!!!!

 ve 3 Kasım 1914’te İngiliz ve Fransız gemileri Çanakkale boğazı girişindeki Seddülbahir ve Kumkale tabyalarını topa tutmasıyla Osmanlı İmparatorluğuna karşı fiilen harbe başladı. Osmanlı İmparatorluğuna ait Ticaret ve savaş gemileri bir daha Çanakkale Boğazı’ndan geçemedi.        

     19 Şubat 1915 'te Çanakkale Boğazı'nı geçerek İstanbul'a girmeyi düşünen İngiliz ve Fransız donanmasının Çanakkale'nin dış tabyalarını topa tutmasıyla Mustafa Kemal  19.ncu Tümenini o günkü adı MAYDOS olan,  bu günkü adı ECEABAT 'a aldı ve ATATÜRK 19.ncu Tümen  MAYDOS BÖLGE KOMUTANI olarak savaşa girdi ve Çanakkale Savasının Muhteşem Destanını yarattı.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ü Padişah Vahdettin’le beraber gittiği Almanya ziyaretinde tanıyan Alman İmparatoru II.nci Wilhelm şu sözleri “Genç Kumandan... Sizin Çanakkkale Destanını nasıl yazdığınızı şimdi daha iyi anlıyorum.” söylemiştir.

ÇANAKKALE SAVAŞININ ÖNCESİ  EMPERYALİZMİN SİYASİ OYUNLARI VE SONUÇLARINA BİR BAKALIM

•             Anadolu'yu Kırımve Orta Asya Türk belde ve Cumhuriyetlerinin akıbeti bekliyordu.

•             Rusya İstanbul ve boğazları alarak Akdeniz'e ulaşmak istiyordu.

•             Ege sahillerine Yunanistan yerleşecekti.(1854 yılında Rum Patrikhanesinda hazırlanan planlar       gerçekleştirecekti.)

•             Doğu Karadenizde Potnus Rum Devleti kurulacaktı.

•             Batıdan Amasya ilimizide içine alan Doğu ve Güneydoğu Anadolunun tamamında Büyük Ermenistan kurulacaktı. ( 1911 yılında Osmanlı İmparatorluğu Dışişleri Bakanı olan Ermeni Kapriyel Norodungyan Büyük Ermenistan haritasını hazırlayıp İngilizlere sunmuştu.)

 

•             Anadolu'da Konya'yı da içine alan topraklar İtalyanlara kalıyordu.

•             Adana'dan Antep'e kadar uzanan düz çizgi ile topraklarımız İngiliz ve Fransızlar arasında bölüşülüyordu.

•             Emperyalist güçlerin sömürgesi halindeki İslam Alemi için kurtuluş, haysiyet ve hürriyet ümitleri tamamen yok oluyordu.

•             Dünyanın beş kıtasında ki mazlum ve diğer milletller için kurtuluş ümidi tamamen yok oluyordu.

Kısaca Müstakil Türk Devleti devri kapanıyordu.

     Çanakkale Zaferi, bu Emperyalist planları tamamen ve temelinden yıktı. 18 Mart 1915’te Emperyalist Devletler diz çöktüler ama; daha büyük bir ihtiras ve kızgınlıkla bütün güçlerini seferber ettiler, Yunanlıları en son sistem silahlarla donattılar, üstümüze saldırtıp, bu güzel Anadolumuzu işgal ettirdiler. “O’nun kadar olamasak bile O’na yakışan kadar olmamız gerek”en Büyük Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün başkanlığında yürütülen Kurtuluş Savaşı sonunda 9 Eylül 1922 de Ege Denizinin serin sularına gömüldüler. Kısa süreli de olsa Orta Asya ve Kafkaslar'da Türk Cumhuriyetleri kuruldu. Milli Mücadele sonunda kazanılan zaferle Cumhuriyetimiz kuruldu ve yukarıda ki Emperyalistlerin uzun yıllardır provasını yaparak hazırladığı “TÜRK’süz DÜNYA” oyunu, seyircisiz sahnelenen tiyatro perdelerini açamadı. Ancak, oyuncular değişse de oyunun provaları aynen sürdürülmektedir. Çok uyanık olmak zorundayız ve TÜRK’süz DÜNYA oyununun sahnelenmesini dünya durdukça engellemeliyiz

     407 parça gemiyle Çanakkale Savaşına katılan İngilizler (Avustralya, Hindistan ve diğer sömürgelerden), Fransızlar kendi koloni ve sömürgelerinden gençleri toplayarak savaşmaya getirmişlerdi. Kafkas, Balkan, Trablusgarp harplerinden yorgun ve yaralı çıkan Türk Milletinin gücü, vatan sevgisiyle dolu insanlarıydı. Kasım 1914’te Gelibolu kıyılarını (Maydos) şiddetli bombardımana tutarak binlerce masum Türk insanını öldüren bu kan içici vampirler, Marmara denizine gizlice gönderdikleri deniz altılarla da asker ve malzeme sevk eden bir çok gemimizi sinsice vurarak binlerce masum askerimizi şehit ettiler.

““Ama;bir şeyi her zamanki gibi yine unuttular. Biz Türklerin kalbinde, yaradılıştan gelen vatan için ölmeyi “şehit olmayı” yaratana en yakın olma sayan ulvi bir anlayışı ki,” vardır ve her zaman da var olacaktır.” Unuttular. Bu da onlara pahalıya patladı.  Türkün vatan sevgisi imandandır. Türk çocuğu bunu çok iyi bilir. Vatanı için ölmek bir Türkün en büyük onurudur.”

..............Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır- Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır........ anlayışıyla gece karanlığında hareket eden Nusret mayın gemisi, sabaha kadar elindeki son 26 mayını sessizce boğazın serin sularının akıntılarına paralel bir şekilde döküvermişti. Mayınların paralel dökülmesi sonucu İngiliz ve Fransızlar en modern, en kuvvetli zırhlılarını birbiri ardına kaybetmeye başladılar. Anzak askerleriyle Arı Burnundan yaptıkları çıkartmada, Conk Bayırında ve Gelibolunun her köşesinde ölüme koşarcasına giden Türk Askerini buldular. Çanakkale geçilmezdi, geçemediler. Bu güne kadar geçilmedi, bilsinler ki kıyamete kadar da geçilmeyecektir. Çünkü, Büyük Önderimizin söylediği gibi “Bu vatanın mutluluğu ve selameti için, kendi mutluluğu ve selametinden vazgeçecek vatan evlatlarının sayısı çoktur.”

Sormalıyız, bıkmadan usanmadan sormalıyız.. Benim vatanımdan ne istiyorsunuz? Gelibolu’da ne arıyor sunuz? Büyük Türk milletinin her ferdi, her 18 Martta bu soruları haykırmalı ve “Benim vatanımdan uzak durun” demeyi kendine görev bilmelidir.  Çanakkale şehitlikleri için güzel vatanımızın her okulu gezi programı düzenlemeli, lise öğrencilerinin tarih dersinden tezleri “Çanakkale Şehitliğini” görmeleri ve anlatmalarının olması ve rahat yaşadığımız bu günleri bize armağan eden şehitlerimizin unutulmamasını sağlamalıdır. Aziz şehitlerimizin ruhları şad olsun. ...“Ne Mutlu Türküm Diyene”.... Ne mutlu bize.

 

Bir kıssadan hisse.

Atatürk,

- Muzaffer Başkomutan olarak İzmir'e girdiği gün, önüne serilen düşman bayrağını, (Yunan Bayrağıdır)  "Bayrak bir milletin bağımsızlık alâmetidir; düşmanın da olsa saygı göstermek gerekir!" diyerek çiğnemeyen,

- Çanakkale'de kendisine karşı savaşırken bir kolunu kaybeden ünlü Fransız Generali Gouraud'ya, yıllar sonra Ankara'da karşılaştıkları zaman -Generalin boş kolunu. işaret ederek- : "Türk topraklarında yatan şerefli kolunuz, memleketlerimiz arasında son derece kıymetli bir bağdır!"diyen , - Çanakkale şehitleri törenine konuşma yapmak üzere giden bir Bakanına, harpte ölen diğer millet askerleri için de: "Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz!" diye not yazdıran, Büyük bir şahsiyet ve eşsiz bir askerdir.

                Büyük Milletimizin insanlık onuru her milletten kat be kat üstündür. İşte Büyük Önderimizin “Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar…………” diyerek başladığı Anzak askerlerinin torunları geçen yıl bu günlerde MİLLİ BİRLİĞİMİZİN ALTIN ANAHTARI olan Çanakkale Savaşının yaşandığı Gelibolu muzu ULUSLAR ARASI PARK yapılması isteğiyle basın açıklaması yapmışlardı ve Orman Bakanımızın haklı tepkisiyle bir müddet sustular. Sonra Başbakanımızın Avustralya yı ziyareti sırasında yine ayni istemlerini yani savaş alanında alamadıkları Gelibolu’yu ULUSLAR ARASI PARK yaptırmak suretiyle elimizde çıkmasını sağlamaya çalışma fikirlerini orijinal bir proje gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Bu isteklerini bir kez başladılar mı, her yıl ısıtıp ısıtıp önümüze koyacaklardır.

         Çanakkale yi her yılın, her ayında on binlerle yüz binlerle doldurmalıyız ki Dünyaya “Türkler Savaş Alanında Yenilmez” dedirten atalarımızın akıttığı kanlar yerde kalmasın. Bizim ülkemize saldıranlar Çanakkale’yi sahipsiz sanarak kendilerine kebapçı kedisi pay çıkarmaya çalışan ve her fırsatta “Çanakkale’yi Uluslar arası Park yapalım” önerisini ikide bir ortaya atanlar, bir daha teklif etme cesaretini kendinde bulamasınlar.

Anma günlerinde öyle bir coşku ve öyle bir kalabalık yaratmalıyız ki, “Türkler tarihlerine nasıl sahip çıkıyorlar”  düşüncesiyle ellerini ve eteklerini topraklarımızın üzerinden çeksinler. 

 

Bayrakları bayrak yapan, üstündeki kandır

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

 

Saygılarımla…

 

 

18.03.2017  HALİL KANARGI

18.03.2017
Bu yazı 487 defa okundu.

Diğer Yazıları