YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

ERMENİ TERÖR ÖRGÜTÜ KURBANI OLAN ŞEHİT DİPLOMATLARIMIZ

 

Güzel Aydınımızın güzel insanları.
Her yıl nisan ayı geldiğinde dünyanın en zengin ülkelerinde odaklanmış Osmanlı İmparatorluğunun en sadık milleti unvanlı Ermenilerin temsilcisi olarak hareket ettiğini iddia ederek ERMENİ DİASPORA sı, bu ülkelerde gösteriler düzenleyerek masum millet edebiyatını yutturma çabalarından bir dakika bile geri durmamaktadır. Doğu Anadolu da ve İstanbul da yaptıkları ihanetlerinin karşılığında binlerce masum Türk İnsanının kanını akıtanlar Osmanlı İmparatorluğunun 24 Nisan 1915 te çıkardığı Tehcir Kanununun (Tehcir: Yer Değiştirme) etkisiyle yaptıkları ihanetin bedelini ödemişlerdir. Anadolu’muzun doğusunun tamamında Trabzon dan başlayarak Mersin İlini birleştiren çizginin doğusunda, hem Karadeniz’e, hem Akdeniz’e limanı olan Ermenistan Devletini kurmak için çıktıkları ihanet yolundan alıkonulunca Tehcir Kanununu çıkaran Osmanlı Siyaset adamlarını 1920 li yıllarda Avrupa da katlettiler ve cinayetlerini sürdürdüler. Bir şey elde edemeyince de İkinci dünya savasının Alman Hitleryasının Yahudilere uyguladığı soykırım sayılan uygulamaları örnek aldılar ve Osmanlı İmparatorluğu da bize bunu yaptı anlayışını Diaspora vasıtasıyla tüm dünyada çırım çırım çığırarak yaymaya başladılar.
“Çırım Çırım: Panik halinde iken bir şeyler yapmaya çalışmak.”
Sonuçları hepimiz görüyoruz.
ABD Başkanı seçilen, ABD’nin Karaoğlanı Bu Amerikalı karaoğlanın, toprağı bol, mekanı cennet olsun bizim merhum başbakanlarımızdan, KARAOĞLANIMIZ Bülent Ecevit, ve tarihimizin sazı, sözü, kılıcı, gücü, yerinde olan KARACAOĞLANLA ilgisi yok hatırlatayım HA!.” Amerika da yaşayan Ermenileri mutlu etmek için yaptığı açıklama metni aşağıdadır.
OBAMA'NIN AÇIKLAMASININ METNİ ŞÖYLE:
Bundan 94 yıl önce, 20. yüzyılın en büyük mezalimlerinden biri başladı. Her yıl, Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde katledilen veya ölüme yürütülen 1,5 milyon Ermeni'yi anıyoruz. "Medz Yeğern" (Büyük Felaket) Ermeni halkının kalplerinde yaşadığı gibi, bizim de anılarımızda yaşamaya devam etmeli.Tarih çözümlenmedikçe, ağır bir yük olabilir. Nasıl 1915'in korkunç olayları, insanın kendi türüne acımasızlığının en karanlık görünümlerini bize anımsatıyorsa, geçmişle hesaplaşmak da güçlü bir uzlaşma/çözüm vaadini barındırıyor. 1915'te olanlara dair görüşümü defalarca dile getirdim ve bu tarihe dair görüşüm değişmedi. Benim ilgim gerçeklerin tam, açık ve adil olarak teslim edilmesinin başarılmasındadır. Bugün Ermeni ve Türk halkları için bu hedefe ulaşmanın en iyi yolu ileriye adım atma çabalarının bir parçası olarak geçmişin gerçeklerini ele almalarıdır. Türk ve Ermeni halklarının, bu acılı tarih üzerinde dürüst, açık ve yapıcı biçimde çalışma çabalarını kuvvetle destekliyorum. Bunun için Ermeniler ve Türkler arasında ve Türkiye içinde cesur ve önemli diyaloglar gerçekleşmiş durumda. Türkiye'yle Ermenistan'ın ikili ilişkilerini normalleştirme çabalarını da kuvvetle destekliyorum. İsviçre himayesinde iki hükümet normalleşmeye yönelik çerçeve ve yol haritası üzerinde uzlaştı. Bu ilerlemeye saygılarımı sunuyorum ve iki ülkeyi bu ilerlemenin vaatlerini yerine getirmeye çağırıyorum. Ermenistan ve Türkiye, birlikte barışçıl, üretken ve refah içinde bir ilişki oluşturabilir. Ve birlikte, Ermeni ve Türk halkları, ortak tarihlerini kabul edip, ortak insanlıklarını tanıdıkça daha güçlü olacaklar.
Hiçbir şey, "Medz Yeğern"de yitirilenleri geri getiremez. Fakat Ermenilerin son 94 yıldaki katkıları, Ermeni halkının yetenek, dinamizm ve kendini toparlamasının bir göstergesi ve onları yok etmeye çalışanlara karşı en büyük ayıplama oldu. ABD de, çoğu 1915'ten sonra bu ülkeye göç eden Ermeni kökenli Amerikalıların topluma katkıları sayesinde çok daha zengin bir ülke oldu. Bugün, dostluk, dayanışma ve derin saygı duygularıyla onların ve her yerdeki Ermenilerin yanında duruyorum. (TK)
İşte bu satırları söylemiş bizim kadim dostumuz “muş” olan ABD nin Yeni Başkanı, onların Karaoğlanı.
İçimizde de ABD nin yani Karaoğlanı gibi düşünenlerde var.. Bakın, okuyun ve ne derseniz deyin.. ben aşağıda derim diyeceğimi….
 - Öğretim üyeleri Prof. Dr. Baskın Oran, Prof. Dr. Ahmet İnsel ve Dr. Cengiz Aktar'ın öncülüğünde başlattıkları "Ermeni Kardeşlerimden Özür Diliyorum" imza kampanyasında 1.5 günde 6 bin imzaya ulaşıldığını belirten Gazeteci-Yazar Ali Bayramoğlu, "Kimliğimizin üstünden bu yükü atmak zorundayız" dedi. Bayramoğlu, "Ben kendi tarihime baktığın zaman, nasıl tarihimin olumlu, gurur verici yönlerinden istifade ediyor, onlarla kendimi yüceltiyorsam, tarihimin olumsuz yönleri varsa, bunların olumsuz olduğunu söyleme hakkına da sahibim" diye konuştu.
17 Aralık 2008 Çarşamba 11:48
HK: “ İçimizde bile yazar geçinen kitlelerden Ermenilerden özür dilemeye kalkanlar oldu.  Milletimizin içinden çıkan ve İlk isyanı başlatan, cinayetler işleyen, toplu katliamlar yapan Ermenileri haklı gören zihniyettekiler ki anlamakta zorlanıyorum. Öncülüğü yapanlar gazete haberlerinde böyle ifade edildi. Hatta Gazeteci yazar Ali Bayramoğlu aşağıdaki “Kimliğimizin üstünden bu yükü atmak zorundayız" ifadeleri kullanmış. ERMENİ SOYKIRIMI YALANDIR demek zül geliyor olmalı ya da yüreğinden bunu geçirmediği için olsa gerek “Kimliğimizin üstünden bu yükü atmak zorundayız" diyor.. Bizim geçmişimizle sorunumuz yok ama demek ki bu kişilerin Profesörlerin ve yazarların bir kısmının ve diğerlerinin bu işlerle sorunu var..
Yinede değerli, okuyucular gerçekler balçıkla sıvanmaz. Aşağıda bir büyükelçimizin kaleminden Ermeni Teröristlerin katlettiği diplomatlarımızla ilgili bir yazı okuyacaksınız. Yukarıda bilim adamı geçinen proflar ve gazeteci yazar Ali Bayramoğlu nun gerçeklerinden ne kadar farklı yaşanılan gerçekler.. Ali beyde okur inşallah da  Kimliğimizin Üstünde bir Yükümüz Olmadığını Anlar.
ERMENİ TERÖR KURBANLARI ŞEHİT DİPLOMATLARIMIZ ANILDI
Emekli Büyükelçi, Dr. Bilal N. ŞİMŞİR*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 1, Mart-Nisan-Mayıs 2001
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Dr. O. Faruk Loğoğlu, 19 Mart 2001 Pazartesi akşamı Ankara Palas Devlet Konukevinde bir davet verdi. Davet, emekli Büyükelçi Dr. Bilâl N. Şimşir’in son olarak yayınlamış olduğu iki ciltlik "ŞEHİT DİPLOMATLARIMIZ" adlı eserinin tanıtımı için düzenlenmişti.
Tanıtım töreninin açılış konuşmasını yapan Müsteşar Loğoğlu, kitabın menfur saldırıları her yönüyle irdeleyen kapsamlı bir belgesel niteliği taşıdığını söyledi. Şimşir’in daha önce yayınlamış olduğu 56 kitabının ve 160 bilimsel makalesinin bulunduğunu belirten Müsteşar Loğoğlu, bu son kitabının Dışişleri açısından önemli bir yeri olacağını, zira Dışişleri Bakanlığının Ermeni teröründen en fazla etkilenen kurum olduğunu belirtti.
Büyükelçi Bilâl N. Şimşir bu konuda yaptığı konuşma, nezaket bölümleri hariç, aynen aşağıdadır.
Hatırlayacağınız gibi, yakın geçmişte Türk Dışişleri teşkilatı büyük bir trajedi yaşadı. 1970’li ve 1980’li yıllarda, Ermeni terör örgütleri yurt dışında görev yapan Türk diplomatlarına karşı silâhlı, bombalı kanlı saldırılar düzenlediler ve birbirinden değerli Türk diplomatlarını şehit ettiler.
Kanlı saldırılar 1973 yılında başladı. O yıl, 27 Ocak günü Mıgırdıç Yanıkyan adlı yaşlı bir Ermeni komitacı, Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile yardımcısı Konsolos Bahadır Demir’i bir otelde kurşunlayıp öldürdü. Amerika’nın Pasifik kıyısında işlenen bu çifte cinayet, Türk diplomatlarına karşı kanlı Ermeni suikastlarının başlangıcı oldu.
Silahlı Ermeni teröristler, 22 Ekim 1975 tarihinde Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliğini bastılar. Büyükelçimiz Dâniş Tunalıgil‘i makam odasında, çalışma masası başında şehit ettiler. Bu cinayetten iki gün sonra Ermeniler, Paris Büyükelçimiz İsmail Erez‘i ve şoförü Talip Yener’i makam otomobili içinde kurşun yağmuruna tuttular. Türkiye, 48 saat içinde Ermeni terörüne üç kurban verdi, değerli ve deneyimli iki Büyükelçi kaybet ti. O yıl Cumhuriyet Bayramı arifesinde Türk Dışişleri Teşkilâtı ve Türk ulusu yasa boğuldu.
Ermenilerin düzenlediği bu ilk saldırıları yeni kanlı suikastlar izledi. 1980’li yıllarda Ermeni saldırıları büsbütün arttı. Ermeni teröristler kudurmuş gibi üstüste saldırdılar. Bu dönemde Belgrad Büyükelçimiz Galip Balkar, Sydney Başkonsolosumuz Şarık Arıyak, Los Angeles Başkonsolosumuz Kemal Arıkan, Ottawa Büyükelçiliğimiz Askeri Ataşesi Hava Kurmay Albay Attilâ Altıkat, Paris Turizm Müşavirimiz Yılmaz Çolpan, Paris Çalışma Ataşemiz Reşat Moralı, Paris din görevlimiz Tecelli Arı arka arkaya Ermeni saldırılarında şehit düştüler. Ermeniler, Türk diplomatlarına karşı dört kıtada arka arkaya 27 suikast düzenlediler. Bu suikastlarda 34 şehit ve pek çok yaralı verdik.
1970’li ve 1980’li yıllarda uçaklar, dünyanın dört bucağından Türkiye’ye şehit diplomat cenazeleri taşıyıp durdular. Yurt dışına bavulla giden Türk diplomatları tabutlar içinde döndüler. Onlar, bizim meslektaşlarımızdı. O tabutların içinde biz de olabilirdik. Onlar da bugün yaşıyor olabilirlerdi.
Bizim yaşadığımız bu trajedinin tarihte benzeri yoktur. Gerçekten hiç bir dönemde, başka hiçbir ülkenin diplomatları böylesine sistematik suikastlara maruz kalmamışlardır. Tarihte de günümüzde de saldırıya uğramış ve can vermiş diplomatlar olmuştur, ama onlar münferit ve istisnai olaylardır. Bizim uğradığımız suikastlar ise birbirini izleyen sistematik bir suikastlar dizisidir. Evet, Ermeniler, Türk diplomatlarına karşı peş peşe tam 27 suikast düzenlenmiş ve otuzdan fazla kurban almışlardır. Dünya diplomasi tarihinde bunun bir başka benzeri ve emsali yoktur.
Türk Dışişleri Bakanlığı, teröre en yüksek oranda şehit vermiş bir kuruluştur. Dışişleri Bakanlığımız o zamanki mevcut personelinin yaklaşık binde 40 veya % 4 kadarını şehit vermiştir. Bu, gerçekten çok yüksek bir orandır. Verdiğimiz bu şehitlerin kolay yetişmeyen, seçme devlet görevlileri olduklarını da unutmamak gerekir.
Ermeni terörüne kurban verdiğimiz meslektaşlarımız, Türk oldukları için, yurt dışında Türkiye Cumhuriyeti Devletini temsil ettikleri için öldürüldüler. Onlar bu memleket için, bu vatan için öldüler. Bunu not ediyoruz ve şehitlerimizi hiç unutmuyoruz, unutmayacağız. Hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
Şehit diplomatlarımız üzerine bir kitap hazırlama düşüncesi emekli Büyükelçi Semih Günver’den geldi. 1996 yılında Bizim Diplomatlar adlı kitabım yayımlanmıştı. O kitabımda, Lozan Barış Konferansı sırasında İsmet Paşa’ya (İnönü) karşı hazırlanan suikast girişimlerine değinmiştim. Orada yazdıklarım Ermenilerin şehit ettikleri diplomatlarımızı akla getirmiştir. Rahmetli Büyükelçi Günver, şehit diplomatlarımız hakkında da bir kitap yazmam için bana açık çağrıda bulundu. Cumhuriyet gazetesinde yayımladığı bir yazısında, "Şehit diplomatlarımızın da öykülerini yazmak gerekli. Diplomasi şehitlerimizi bir arada bir kitap içinde toplamakta büyük yarar var... Sayın Bilâl Şimşir, siz bu işi de ele alamazmısınız? Bizler size yardımcı olmaya çalışırız" diyordu. Onun bu çağrısını görev bildim. Kendisini burada rahmet ve şükranla anıyorum. Kitabın fikir babası rahmetli Günver’dir.
Türk diplomatlarına karşı Ermeni suikastlarının çoğu demokratik Batı ülkelerinde düzenlendi. Ermeni teröristler Amerika, batı Avrupa ve Avustralya’da lojistik destek buluyor, daha kolaylıkla eylem yapıyor ve buralarda çoğu zaman cezasız kalıyor ya da hafif cezalarla kurtuluyorlardı. Ayrıca oralarda kanlı propagandalarına daha elverişli bir ortam buluyorlardı. Kitabımızda bunları not ettik. Meslektaşlarımız Amerika kıtasında, Santa Barbara, Los Angeles, Boston ve Ottawa şehirlerinde; Avrupa’da da şu merkezlerde Ermenilerin silahlı saldırılarına uğradılar: Viyana, Paris, Lyon, Marsilya, Roma, Brüksel, Lahey, Madrid, Lizbon, Atina, Kopenhag, Cenevre, Belgrad ve Burgaz. Avustralya’da da Sydney Başkonsolosumuz ve koruma görevlisi şehit edildiler. Ermeni teröristler Tahran’da da diplomatlarımıza ve temsilciliklerimize karşı silâhlı saldırılar düzenlediler ve can aldılar.
O yıllarda Ermeni terörünün asıl merkezi Paris idi. Paris, "Ermeni terörünün başkenti" olarak .n yapmıştı. Ermeni cinayetlerinin bir çoğu Paris’te işlendi. 1975-1983 yıllarında Paris’te verdiğimiz şehitlerin isimleri şöyle sıralanabilir:
Büyükelçi İsmail Erez (24 Ekim 1975’de şehit edildi.)
Büyükelçinin makam şoförü Talip Yener (24 Ekim 1975’de şehit edildi).
Turizm ve Tanıtma Müşaviri Yılmaz Çolpan (22 Aralık 1979’de şehit edildi ).
Çalışma Müşaviri Reşat Moralı (4 Mart 1981’de şehit edildi).
Din Görevlisi Tecelli Arı (4 Mart 1981’de şehit edildi).
Başkonsolosluk koruma görevlisi Cemal Özen (24 Eylül 1981’de şehit edildi).
Bu görevlilerimizin hepsi Paris’te şehit edildiler.
Ermeni teröristler 15 Temmuz 1983 günü de Paris/Orly havaalanında Türk Hava Yolları bürosuna karşı bombalı saldırı düzenlediler. Saldırıda 8 kişi öldü, 60 kişi yaralandı (ölenler: 1 Amerikalı, 1 İsveçli, 2 Türk ve 4 Fransız idi).
Basın Müşaviri Selçuk Bakkalbaşı Paris’te ağır yaralandı: 26 Eylül 1980
Maliye Müşaviri Ahmet Erbeyli’nin arabası Paris’te bombalandı: 13 Ocak 1981
Başkonsolos Kaya İnal Paris’te ağır yaralandı: 24 Eylül 1981.
Fransız makamları, korumakla yükümlü oldukları halde Türk diplomatlarını korumamışlar ve Ermeni terörüne göz yummuşlardır. Katillerin çoğu yakalanmamış, cinayetlerin failleri meçhul kalmıştır. Yakalanan veya teslim olan Ermeni katiller de müstahak oldukları cezalara çarptırılmamışlardır. 24 Eylül 1981 günü T.C. Paris Başkonsolosluğunu basan, oradaki koruma görevlisi Cemal Özen’i öldüren ve Başkonsolos Kaya İnal’ı ağır yaralayan Ermeni teröristler Fransız mahkemesi tarafından layık oldukları cezalara çarptırılmamışlardır. Bugün işlemediği bir suç için Türk ulusunu lekelemeğe kalkışan Fransız Parlamentosu, Fransa’nın başkenti Paris’te Türk diplomatları arka arkaya katledilirken kılını kıpırdatmamış, Ermeni cinayetleri kınamamıştır.
Fransızların bu hasmane tutumunu not ediyoruz ve unutmayacağız.
Bu suikastlar, bizi derinden sarstı ve sarsarken bize bazı gerçekleri de öğretti veya hatırlattı. Türkiye’de bizler, Cumhuriyet çocuklarıydık. Kanlı Ermeni tarihini, Ermenilerin eski kanlı eylemlerini, Ermeni suikast geleneğini çoktan unutmuştuk. Bunları okullarda okumuyor, kitaplarda görmüyorduk. Bizler geleceğe bakıyor, eski kanlı olayları pek hatırlamıyorduk. Los Angeles Başkonsolosunu ve yardımcısını vuran katil bir Ermeniydi. Yakalandı. Ama biz bunu münferit bir olay olarak algıladık, bu çifte cinayeti yaşlı bir meczubun cinneti olarak gördük ve yanıldık. Arkasından Viyana ve Paris Büyükelçilerimiz vuruldu. Ermeni terör örgüt. ASALA bildiriler yayınladı ve bu cinayetleri üstlendi. Biz yine bu cinayetleri Ermenilerin işlemiş olabileceğine inanmak istemedik. O günlerde Türk basını, Yunanlılara ve Kıbrıs Rumlarına göre şartlanmıştı. Gazetelerimiz, bu cinayetleri olsa olsa EOKA B adlı Rum örgütünün işlemiş olabileceğini yazdılar. ASALA bildirilerini ise "Rumların hedef saptırması" olarak yorumladılar.
Oysa Ermenilerin köklü bir terör ve suikast geleneği vardır. Ama biz eskiyi, eski Ermeni suikastlarını çoktan unutmuştuk. 1887 ve 1890 yılında kurulan Ermeni Hınçak ve Taşnaksutyun örgütleri, ta kuruldukları günlerden beri suikast ve terörü birer metot olarak benimsemişlerdi. Terörü ve suikastları kuşaktan kuşağa aktarmışlardı. Ama biz bunları pek hatırlamıyorduk. Ermeniler vaktiyle terörü Osmanlı payı tahtına da taşımışlardı. 1896’ta Galata’daki Osmanlı Bankasını silahla basmış ve birçok masum insanı katletmişlerdi. 1905 yılında Osmanlı Padişahı Abdülhamid’e suikast düzenlemişler, padişahın geçeceği yerde 80 kiloluk bir bomba patlatmışlardı. Bu büyük infilâkta 26 kişi can vermiş, 58 kişi yaralanmıştı. Biz bunları da unutmuştuk. Ermeni teröristler 1921 yılında eski sadrazam Talat Paşa’yı ve eski sadrazam Sait Halim Paşa’yı, 1922 yılında da Büyük Cemal Paşa’yı ve iki yaverini vurmuşlardı. Biz bunları artık hatırlamıyorduk. 1922-23 yıllarında, Lozan’da İsmet Paşa’ya karşı Ermeni suikastları düzenlenmiş olduğunu bilmiyorduk. Ermeniler büyük Atatürk’e karşı da bir dizi suikast hazırlamışlardı. Ama Atatürk’le ilgili yayınlarda bunlardan tek satırla dahi bahsedilmiyordu. Bunları bilenimiz yoktu. Bilenlerimiz varsa da onlar göçüp gitmişlerdi.
Lozan Konferansı’nda ikinci delegemiz Dr. Rıza Nur, "suikast Ermenilerin spesiyalitesidir", der. Ermenilerin kendileri de suikast ustaları olmakla övünürler. Biz eğer bunları unutmamış olsaydık ve zamanında hatırlayabilseydik, belki yeni Ermeni suikastlarına karşı daha tedbirli olurduk ve belki şehit diplomatlarımızın bazıları hayatta kalırlardı, diye düşünürüm. Cehalet öldürüyor, diye düşünürüm.
Görev şehidi diplomatlarımızın acıklı öykülerini anlatan kitabımda, bir giriş çerçevesinde eski Ermeni suikastlarını, Ermenilerin suikast ve terör geleneğini de biraz anlatmak gereğini duydum. Ermenilerin bir suikast geleneği olduğunu unutmayalım, demek istedim. Tarihten ibret alabilirsek tarih tekerrür etmez. Özellikle gençlerimize bunu ısrarla anlatmak gerekir.
Burada bir dileğimi de dile getirmek isterim. O da şudur: Yurt dışında şehit düşmüş olan diplomatlarımıza Türkiye olarak, evet Türkiye olarak sahip çıkalım. Dışişleri olarak sahip çıkıyoruz, ama bu yetmez. Türkiye olarak sahip çıkmamız gerekir, diye düşünüyorum. Çünkü bu meslektaşlarımız Türkiye için can verdiler, Türk devletinin temsilcileri oldukları için şehit edildiler. Onlar yalnız hayattayken değil, ölümleriyle de bu ülkeye büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.
öncelikle şehitlerimizin mezun oldukları okullara, Fakülteler görevler düşer. Kendi çatıları altında yetiştirmiş ve mezun etmiş oldukları bu şehitlerimize lütfen biraz ilgi göstersinler. Şehitlerimizin birçoğu Galatasaray lisesinden çıkmıştır. Birkaçını zikredeyim. Örneğin:
Şehit Büyükelçi Dâniş Tunalıgil,
Şehit Büyükelçi İsmail Erez,
Şehit Büyükelçi Taha Carım,
Şehit Büyükelçi Beşir Balcıoğlu Galatasaray mezunlarıdır.
Galatasaray çok köklü bir eğitim öğretim kuruluşumuzdur ve bugün saygın bir üniversitedir. Ama Galatasaray camiasının şehit diplomatlarımızla ilgili herhangi bir etkinliğini şahsen duymadım ve hatırlamıyorum. Futbola gösterilen ilginin binde biri şehitlere gösterilemez mi? Galatasaray, yetiştirip mezun ettiği bu görev şehitlerine sahip çıkabilir, sanırım. Onlar için anma günleri düzenleyebilir; salonlara, mekânlara onların adlarını verebilir; öğrencilerine bu şehitlerimizi ve dolayısıyla Emeni terörünü anlatabilir. Özellikle gençleri bilgilendirip bilinçlendirmek pek gerekli ve önemlidir. Galatasaray Üniversitesinin ve Galatasaray camiasının bunu hakkıyla değerlendireceğine inanıyorum.
Aynı şeyler diğer öğretim kurumlarımız için de geçerlidir.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi veya Mülkiye mezunu olan şehitlerimizden birkaçının adlarını zikredeyim:
İlk diplomat şehidimiz Konsolos Bahadır Demir,
Paris Büyükelçisi iken şehit edilen İsmail Erez,
Avustralya’nın Sydney şehrinde şehit edilen Başkonsolos Şarık Arıyak,
Paris’te Çalışma Müşaviri iken vurulan Reşat Moralı Mülkiye mezunudurlar.
    Öğrenci ve asistan olarak benim de gençliğimin yedi yılı Mülkiye’de geçmiştir. Çok sevdiğim Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanlığı ve Mülkiyeliler Birliği nerededirler? Bugüne kadar onların da Mülkiyeli şehitleri hatırlayıp onlar için bir şeyler yaptıklarını, onların isimlerini Mülkiye’nin bir yerine kazıdıklarını, onlar hakkında bir şeyler yazıp yayınladıklarını duymadım. Her yıl 4 Aralık’ta Mülkiye’nin yaş günü törenle kutlanır. Bu törenlerde Mülkiyeli şehitlerimiz için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulamaz mı? Her yıl Dışişlerine genç diplomat adayları gönderen Mülkiye Mektebinin, Mülkiye çıkışlı şehit diplomatlarımızı öğrencilerine anlatması ve dolayısıyla gençleri bu konuda biraz yetiştirmesi yerinde olmaz mı?
    Belgrad’da şehit edilen Büyükelçi Galip Balkar ile San Francisco’da vurulan Başkonsolos Kemal Arıkan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudurlar. İlk diplomat şehidimiz Başkonsolos Mehmet Baydar, Viyana’da vurulan Büyükelçi Dâniş Tunalıgil ve Madrid’de vurulan Büyükelçi Beşir Balcıoğlu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuşlardır. Hukuk Fakültelerimizin de bu şehit diplomatlarımızı hatırlayıp andıklarını hiç duymadım. Ankara Hukuk Fakültesinin bir salonuna Şehit Büyükelçi Galip Balkar ve Şehit Başkonsolos Kemal Arıkan adlarının, İstanbul Hukuk Fakültesinin mekânlarına da Şehit Büyükelçi Dâniş Tunalıgil, Şehit Başkonsolos Mehmet Baydar, Şehit Büyükelçi Beşir Balcıoğlu adlarının verilmesi yerinde olmaz mı?
   Paris’te vurulan Turizm ve Tanıtma Müşaviri Yılmaz Çolpan, A.Ü. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinden mezun olmuştur. Bir süre önce bu Fakültede Ermeni sorunuyla ilgili bir panel düzenlendi. Ben de konuşmacı olarak katıldım. Başarılı geçen bu panelden önce Fakültenin kendi şehidi Yılmaz Çolpan için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulabilir ve bir yere bir plaket çakılabilirdi. Ama bunu akıl eden olmadı.
   Paris’te vurulan din görevlisi Tecelli Arı İzmir Yüksek İslâm Enstitüsü’nden mezun olmuştur. Din adamı yetiştiren eğitim kurumlarımız da bu şehidimize sahip çıkabilirler, öğrenicilerine Tecelli Arı’nın nerede, nasıl şehit düştüğünü anlatabilirler. Şehit Başkonsolos Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir İstanbul Robert Kolej’i bitirmişlerdir. Robert Kolej bugün Boğaziçi Üniversitesidir. Bu Üniversitemiz de bu ilk diplomat şehitlerimiz hakkında çeşitli etkinlikler düzenleyebilirler. Dış görevde, diplomatlarımızla birlikte Ermeniler tarafından şehit edilen emniyet görevlilerimiz de vardır: 1980 yılında Sydney’de Başkonsolos Arıyak ile birlikte vurulan koruma görevlisi Engin Sever ve 1981 yılında Paris Başkonsolosluğumuzda vurulan koruma görevlisi Cemal Özen gibi. Polis Kolejlerinde, Polis Akademisinde bu şehitlerimiz için bazı etkinlikler düzenlenebilir, diye düşünüyorum.
   Diğer kurum ve kuruluşların ve özellikle medyanın da Ermeniler tarafından katledilen Türk diplomatlarına daha yakından eğilmeleri yerinde olur. Çünkü bu olay sıradan bir olay değildir. Bunun bir başka benzeri yoktur. Yurt dışında Ermeni kurşunlarıyla, Ermeni bombalarıyla hayatını kaybeden görevlilerimiz bu vatan için ölmüşlerdir. Bu trajik ölümlerin, bu şahadetlerin büyük sembolik anlamı vardır. Bunu Türk kamuoyuna hakkıyla anlatmak gerekir. Görev şehidi diplomatlarımızın adlarını mermere, granite kazımak, onları unutmamak bizler için boyun borcudur. Biz şehitlerimizi hatırlamazsak, biz yeterince bilgili ve bilinçli olamazsak, üstümüze gelirler. Nitekim geliyorlar. Hala farkında değil miyiz?
    Bu vesileyle komşumuz Ermenistan hakkında da bir iki şey söylemek isterim. Türkiye olarak biz, yeni bağımsızlığa kavuşan bütün devletleri tanıdık, tanırken hiçbir ayrım gözetmedik ve bağımsız Ermenistan Cumhuriyetini de tanıdık.
    İkinci aşamada yeni bağımsız devletlerle protokoller, anlaşmalar imzalayıp diplomatik ilişkiler kurduk ve oralarda Elçilikler açtık. Fakat Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmadık ve Erivan’da Elçilik açmadık. Çünkü gerekli şartlar yoktu, çünkü Ermenistan, saldırgan ve sorumsuz bir devlet olarak sahneye çıkmıştı. Halâ da öyledir. Sovyetler Birliğinden 15 bağımsız devlet doğdu, bunların içinde yalnız Ermenistan, komşularına saldıran veya dil uzatan bir sorumsuz devlet olarak sahneye çıkmıştı. İlişki kurmak için bizim vazgeçilmez şartlarımızdan biri, olmazsa olmaz şartımız, sınırların değişmezliği ilkesi idi. Ermenistan ise silah zoruyla komşusu Azerbaycan’ın sınırlarını değiştirmeğe, sınırları çizen eski antlaşmaları tanımamaya doğru yöneldi. Böylesine sorumsuz bir devletle diplomatik ilişki kurulamazdı ve kurulamadı.
   Dahası, Ermenistan, bugün burada hatıralarını yâd ettiğimiz aziz şehitlerimizin katledilmelerinden de sorumludur. Hem Sovyet Ermenistan Cumhuriyeti, hem de bugünkü Ermenistan Cumhuriyeti, Türk diplomatlarına karşı düzenlenmiş olan suikastlar serisinden birinci derecede sorumludur. Ermenistan’ın bu sorumluluğu Sovyet döneminden gününüze kadar uzanır. Türk diplomatlarını katleden Ermeni teröristlerin birçoğu bugün Ermenistan’da barınmakta ve korunmaktadır. Ermenistan Cumhuriyeti, büyük komşusu Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmek isterse, önce sınırların değişmezliği ilkesini açıkça kabul etmeli ve bunun gereğini yapmalıdır. Bundan başka, Ermenistan, şehitlerimizden özür dilemeli ve şehitlerimizin katillerini Türk adaletine teslim etmelidir, diye düşünüyorum.
11.08.2009
Bu yazı 1121 defa okundu.

Diğer Yazıları