YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

Filistin sorunu -1-

 

     Güzel Aydınımızın, güzel insanları..

     Yıllardır Filistin Topraklarında yaşanan dramı, vahşeti, televizyon ekranlarından hemen her gün izlemekteyiz ve sıradan bir olay gibi kanıksar hale geldik. Üzerinde çok büyük hassasiyetle durmamız gereken bir konu olduğunu unutmamamız gerekir. Orada yaşanan savaşın içindeki insanların en azından bir bölümü biz Türkleri hala kurtarıcıları olarak görmekte ve beklemektedir…

     Aşağıda okuyacağınız makale TÜRKSAM Uluslar arası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi http://www.turksam.org/tr/a605.html internet adresinden alınmıştır. Makalenin yazarı Sayın Mehmet Durmuş beydir. Güzel bir çalışma olduğu için sizinle paylaşmak istedim.

 

II. ABDÜLHAMİD VE FİLİSTİN MESELESİ

     Bu makalede, II. Abdülhamid Dönemi’nde (1876–1909) Filistin meselesinin ortaya çıkışı ve gelişimi incelenmektedir. Öncelikle Theodorl Herzl’in, sultan II. Abdülhamid’i ikna etmek için göstermiş olduğu diplomatik çabalar, II. Abdülhamid’in Siyonizm’e ve Siyonist hareket karşısındaki politikaları ve son olarak da güç dengesi ve çıkar çatışması bağlamında Büyük Güçlerin meseleye dâhil olmasını anlatıldıktan sonra, sonuç bölümünde ise genel bir değerlendirmede yapılacaktır.

Giriş

       1789 yılında Fransız Devrimi’nin patlak vermesinden sonra, “milliyetçilik” tüm dünyada etkili olmaya başladı. Özellikle bünyesinde birden fazla milleti barındıran büyük Avusturya-Macaristan ve Osmanlı gibi imparatorluklar, bu ayrılıkçı hareketten çok fazla etkilendi. Osmanlı Devleti, 19. yy boyunca sık sık bu problemlerle uğraşmak zorunda kalacaktı. 1829 Edirne Anlaşması’yla bağımsız bir Yunan devletinin kurulması, imparatorluğun bünyesindeki diğer azınlıklar için de bir ilham kaynağı olmuştu. Bu azınlıklar içersinde yer alan Yahudiler de Filistin’de (arz-ı mevud=vaad edilmiş yurt) bağımsız bir devlet kurmanın hayaline kapılmışlardı.

       Sultan II. Abdülhamid zamanında, Yahudilerin Filistin’e olan geri dönüş çabaları hızlanmıştı. Çünkü o zamanlar imparatorluk ekonomik olarak zor durumdaydı. 1881 yılında yabancıların borçlarını tahsil etmek için kurulan Duyun-u Umumiye, Osmanlı Devleti’nin tüm gelirlerin kontrol ediyor ve önemli bir kısmına el koyuyordu. Aslında bu durum, ulusal egemenlik ve bağımsızlık açısından kabul edilemezdi. Yahudi cemaatinin önde gelenleri padişahın içinde bulunduğu bu mali krizin farkındaydı ve sultana “dış borçların” ödenmesi konusunda yardım teklif ettiler. Birçok kez İstanbul’a gelen ve Avrupa’daki Osmanlı bonolarının ödenmesi için yardım önerenlerin başında Avusturyalı gazeteci Theodorl Herzl gelmekteydi.

      Theodorl Herzl 1886 ile 1892 yılları arasında beş defa İstanbul’u ziyaret etti. Fakat çabaları zaman kaybından başka bir şey değildi. Ne Osmanlı yöneticilerinden ne de Sultan II. Abdülhamid’in kendisinden herhangi bir cevap alamadı. Daha sonra Newlinski ve Herzl, Filistin’de Yahudi yerleşim yerlerinin açılması konusunda Abdülhamid’i ikna edebilmek için birlikte hareket etme kararı aldılar. Abdülhamid için Polonya’da muhbirlik yapan Newlinski, Herzl ve sultan arasında bir elçi gibi hareket ediyordu. Newlinski Herzl ile görüştükten sonra İstanbul’a giderek, Filistin’de oluşturulacak Yahudi yerleşim merkezleri karşılığında sultana 20.000.000 pound önerdi. Fakat beklendiği gibi Abdülhamid bu cömert teklifi elinin tersiyle itti. Sultanın cevabı oldukça net ve açıktı. Hiçbir surette, Filistin’de Yahudi yerleşim merkezleri oluşturulamazdı. Abdülhamid han şöyle demiştir:

Bu toprakların bir karışını bile satmam, çünkü bu topraklar bana değil, halkıma aittir. Halkım bu toprakların her karışı için kanını feda etmiştir… Türk imparatorluğu bana değil Türk halkına aittir. Bu yüzden onun hiçbir parçasını geri veremem. Bırakın Yahudiler paralarını kendilerine saklasınlar. İmparatorluğum çöktüğünde Filistin’e para ödemeden sahip olacaklar. Cesetlerimiz paylaşılabilir fakat yaşayan bir vücut üzerinde herhangi bir operasyon yapılmasına izin veremem”.

       Yahudiler sahip oldukları mevcut imkânlarıyla padişahı ikna edebileceklerini zannediyorlardı. Birincisi, Yahudiler Avrupa basını üzerinde önemli bir etkiye sahipti. Ermenilerin Osmanlı yönetimini karalamaya yönelik faaliyetleri devam ederken, bir yandan da 1829 öncesinde Yunan örneğinde olduğu gibi, bu kez de Ermeniler Büyük Güçlerin desteğini kazanmaya çalışmaktaydı. Yahudiler, Avrupa basınında yer alan Osmanlı aleyhtarı yazıları durduracaklarını, bunun karşılığında ise Filistin’de yerleşme hakkına sahip olabileceklerini ümit ediyorlardı. İkincisi, Yahudi bankerler Avrupa mali piyasalarında oldukça etkiliydiler. Osmanlı borç bonolarının önemli bir kısmı Avrupalıların elindeydi. Bu bonoları geri alabilmenin yegâne yolu ise Yahudilerin yardımına başvurmaktan geçmekteydi. Kısacası, Filistin toprakları karşılığında tüm Yahudi mali kaynakları ve basın organları Osmanlı devletinin emrine amadeydi. Philipp de Newlinski’nin ölümünden sonra aslında bir Yahudi olan Prof. Arminus Vambery Herzl’in yeni elçisi oldu.

 

-sürecek-

25.04.2009
Bu yazı 1201 defa okundu.

Diğer Yazıları