YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

Filistin sorunu -2-

 

Bir defasında Theodorl Herzl, II. Abdülhamid’le yüz yüze konuşma fırsatı buldu ve Osmanlı Devleti sınırları içersinde yaşayan Yahudilere göstermiş olduğu şefkatten dolayı kendisine şükranlarını sundu. Bu görüşme esnasında Herzl, Büyük Güçlerin Osmanlı Devleti için ne kadar önemli bir tehdit olduğu konusunda sultanı ikna etmeye çalıştı. Herzl’e göre, Mezopotamya’nın tüm zenginlikleri İngilizler, Almanlar ve Fransızlar tarafından sömürülmekteydi. Osmanlı Devleti’ni Batılı devletlerin ekonomik zincirinden kurtarmanın yegâne yolu Filistin’de Yahudi yerleşim merkezlerinin kurulmasına izin vermekten geçmekteydi. Yahudilerin diğer yardımı ise Avrupa’daki borç bonolarının toplanması konusunda yapılacaktı. Bu bonoları geri almak Yahudiler için oldukça kolaydı, çünkü Yahudiler için “paranın efendisi” sözü boşuna söylenmemişti. Ve son olarak da sultandan, Türkiye’de tarım, endüstri ve ticaretin geliştirilmesi için Osmanlı-Yahudi Şirketi’nin kurulmasını istedi.

     Takvimler 5 Şubat 1982’yi gösterdiğinde, II. Abdülhamid Herzl’i saraya çağırdı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kapılarını Yahudilere açmaya hazır olduğunu söyledi ama bazı şartları vardı.

i) Gelecek olan Yahudiler Osmanlı İmparatorluğuna gelmeden önce “Osmanlı uyruğunu” kabul edeceklerdi.

ii)  Yahudi halkı nereye isterse oraya yerleşebilecekti fakat Filistin toprakları hariç.

       Yahudiler bu şartları kabul ettikleri takdirde, Yahudi bankerler Osmanlı borçlarını yeniden yapılandıracaklar, bunun karşılığında ise madenlerin işletilme hakkına sahip olacaklardı. Mevcut madenler ve yeni maden ocakları Yahudiler tarafından işletilebilecekti. Fakat anlaşmanın maddeleri her iki tarafı da memnun etmemişti. Herzl’e göre, Sultanın bahşettiği ayrıcalıklar Yahudi toplumunu ikna etmek için yeterli değildi.

      Aradan biraz zaman geçtikten sonra II. Abdülhamid Theodorl Herzl’i tekrar saraya davet etti ve borçların yapılandırılması konusunda Fransızlarla devam etmekte olan görüşmelerden kendisini haberdar etti. Yani “eğer siz bize mali yönden destek olmazsanız, bu işi Fransızlara vereceğim” diyordu. Ama Yahudi bankerlerin daha iyi bir teklif vermesi halinde, bu projeyi Fransızlar yerine, tebaası olan Yahudilere vermeyi tercih edecekti. Bu iyiliklerine karşın, sultan şefkatli kanatlarını Yahudi tebaasının üzerinden eksik etmeyecekti. Herzl bu teklife, yeni bir teklifle karşılık verdi. Öncelikle ödenmemiş borçların faiz tutarı olan 1.500.000 pound ödemeyi ve daha sonra da 30.000.000 pound değerindeki Osmanlı borçlarının Yahudi bankerler tarafından ödenmesini teklif etti.  Böylece, Osmanlı Devleti hem Duyun-u Umumiye’den hem de Büyük Güçlerin baskısından kurtulacaktı. Tabii ki bu kadar hizmet karşılıksız ol(a)mazdı. Ödül olarak Akka’yı ve Hayfa’yı istemekteydi.

       Fakat Herzl de bu teklifinin kabul olmayacağını adı gibi biliyordu. Çünkü II. Abdülhamid “Yahudi yerleşimi” konusunda oldukça hassastı. Yahudilerin yerleşim yeri konusunda ısrarcı olması ve toprak talebinde bulunması sonucunda, dış borçların yeniden yapılandırılması projesi Fransa’ya verildi. Aslında, II. Abdülhamid bu görevi Fransızlar yerine elbette Yahudi bankerlere vermek istiyordu. Çünkü Fransa borçlardan dolayı Osmanlı Devleti üzerinde baskı oluşturabilirdi fakat Yahudi bankerlerinin (yani kendi tebaasının) böyle bir şey yapması söz konusu olamazdı. Abdülhamid’in Filistin konusundaki hassasiyeti projenin Fransa’ya verilmesinde önemli rol oynamıştı. Fakat petrol gibi önemli yeraltı kaynaklarının işletilmesi gene Yahudilere verilmişti çünkü Osmanlı Devleti’nin ne teknolojisi ne de yetişmiş insan gücü bu yeraltı kaynaklarının işletilebilmesi için yeterli değildi.

      O zamanlar, Osmanlı vatandaşları arasında yabancı düşmanlığı oldukça yaygındı. Müslüman tebaa, Büyük Güçlerin tüccar ve zanaatkârlarına şüphe ile bakıyor ve madenlerin yönetiminin yabancı insanlara verilmesini hoş karşılamıyordu. Madenlerin işletilmesi Yahudilere verilirse, zaten Osmanlı uyruğunu kabul ettikleri için, halkın bu olaya tepki göstermesi beklenemezdi.

      II. Abdülhamid, konu devlet harcamaları olduğunda oldukça cimriydi. Dış borçların ödenmesi, bütçe açığının azaltılması, askeri giderlerin karşılanması ve demiryollarının yapılmasını sağlamak zorundaydı. Fakat Duyun-u Umumiye devletin tüm gelirlerini kontrol ederek bunları borç ödemelerine yönlendiriyordu. Bu kurum bir nevi Batılı devletlerin tahsil merkezi gibiydi ve vergiler üzerindeki hâkimiyeti tartışılmazdı.

      II. Abdülhamid’in asıl korkusu, dış borçların ödenmemesi halinde askeri bir yaptırıma maruz kalmaktı. Aslında bu endişesi hiç de yersiz değildi. 1982 yılında Mısır, borçlarını ödeyememesinden dolayı işgal edilmişti. Büyük Güçler neden bir kez daha aynı sebebi işgallerini meşrulaştırmak için kullanmasınlardı?  Bu korku, II. Abdülhamid’i hiç hazzetmese de Theodorl Herzl’le işbirliği yapmaya yöneltti. Yahudilerden gelecek ekonomik yardım dış borçların etkisini bir nebze olsun azaltabilirdi. Aslında II. Abdülhamid ve Herzl aynı frekansta buluşmuyorlardı. Her ikisinin de birbirinden beklentileri farklıydı. II. Abdülhamid hiçbir zaman Herzl’i Siyonizm hareketinin temsilcisi olarak kabul görmedi. Ona göre Herzl, imparatorluğun borçlarının ödenmesinde faydası dokunabilecek alelade birisiydi.

      Aslında olaya II. Abdülhamid’in gözünden baktığımızda, Yahudi bankerlere borçlu olmak, Büyük Güçlere borçlu olmaktan kat be kat daha iyiydi.

27.04.2009
Bu yazı 1145 defa okundu.

Diğer Yazıları