YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

GÜNEYDE DANS

Değerli okurlar, gözbebeğimiz ordumuz ülkemizin güneyini saran ateş çemberini söndürmek için 24 Ağustos 2016'da FIRAT KALKANI adında bir harekâta başladı. Bu harekâtın sonucu bizlere, ülkemize hayırlı olur inşallah.

“TSK'lerinin yaptığı açıklamada, Fırat Kalkanı Harekatı'nın DAEŞ başta olmak üzere terör örgütlerinin yarattığı tehdidi bertaraf ederek hudut güvenliğini artırmak ve Koalisyon Güçlerine destek vermek amacıyla 24 Ağustos 2016'da başlatıldı. harekatın Türkiye'nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları ve Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmesinin 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkı ile BM'nin DAEŞ'le mücadeleye yönelik aldığı kararlar çerçevesinde sürdürüldüğü belirtmiştir.”

"Türk Silahlı Kuvvetleri, terör örgütlerinin sınırımıza çok yakın hudut bölgesinde güvenlik riski doğurmasından dolayı bu harekatbaşlatldı. TSK, bölgede yaşayan sivil halkın zarar görmemesi için her türlü tedbiri almakta olduğunu açıkladı.

Sivil insan kaybının meydana gelmemesi için son teknolojik yöntemler kullanılmakta, buna ilişkin tüm tedbirler alınmakta,ve değerlendirilmektedir.

Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ProfDr İlter Turan aşağıdaki yazıda kendi görüşlerin, ifade etmiştir.

“Suriye ile ilişkilerde bir değişme beklenebilir”

Türk dış politikasında kısa süre içinde meydana gelen iki önemli gelişme ve diğer alanlarda da değişme beklendiğine dair tahminler, acaba Türk dış politikasında köklü bir değişikliğin arifesinde miyiz sorusunu akla getirmektedir. Ancak, böyle bir sorunun sorulması için biraz erken olabilir. Gerek İsrail gerek Rusya ile kopuk ilişkilerin Türkiye’ye yüklediği maliyetin her geçen gün arttığı sık sık dile getiriliyor ve ilişkilerin düzeltilmesi gerektiğine işaret ediliyordu. Bu şikayetçiler korosuna normal olarak iktidar partisini destekleyen grupların artarak katılması, buna karşılık iktidarın uyguladığı kapsamlı patronaj politikalarına kaynak bulamayacağı endişesi, dış politikada taktik nedenlerle değişiklik yapılmış olabileceğini düşündürtüyor.

Hükümetin şu anda değiştiriyor göründüğü dış politikasının üç temelini oluşturan Batı karşıtı üçüncü dünyacılık, dinsel tabanlı milliyetçilik ve Sünni İslamcılık terk edilmekte midir?

Hükümet bu soruları olumsuz yanıtlasa bile, olayların seyri ve hükümetin şu andaki icraatına karşı Batı’da, Rusya’da ve Orta Doğu ülkelerinde belirecek tepkiler, ülkeyi daha uzun vadeyi kapsayan bir politika değişikliğine zorlayacaktır.

Örneğin, İsrail ile bozulan ilişkilerin yeniden canlandırılması, dış politikasını Arap sokağının İsrail düşmanlığına endekslemiş olan Türkiye’nin bu cephede kayıplara uğraması anlamına gelmektedir. Hatta AKP Hükümeti İsrail karşıtlığının ülke içindeki odaklarından İHH’yı değişikliği eleştirdi diye şimdiden azarlamış ve etkisizleştirmeye yönelmiştir. Dıştan gelen eleştirileri de olumsuz karşılayacağı kesindir. Buna karşılık, İsrail ile açılan ilişkiler yeni iktisadi fırsatlar getirebilecek, örneğin ticaret hacmi büyüyecek, Türkiye’ye İsrail’den gelen turist sayısı artacak, olasılıkla İsrail doğalgazı Türkiye’ye gelecek, oradan Avrupa’ya da sevk edilecek, böylelikle iyi ilişkilerden yararlanan geniş kitleler, hükümetin İsrail ile ilişkileri tekrar bozmasının önünde güçlü bir engel teşkil edeceklerdir. Kaldı ki, İran’ın bölgede artmış olan nüfuzuna da bir set çekebileceği için Türk- İsrail işbirliği, açıklayamasalar bile, İran’ın konumunun güçlenmesinden rahatsız olan ve Türkiye ile sıcak ilişkileri bulunan bölge ülkeleri tarafından da olumlu karşılanabilir.

Benzer bir tahlili Rusya ile düzelen ilişkiler için de yapmak mümkündür. Rusya ile ilişkileri bozulmasının maliyeti topluma o kadar yüksek gelmiştir ki, herhalde hükümetler daha sonraki dönemlerde bu ülke ile olan ilişkilerde çok daha itinalı davranma mecburiyetini hissedeceklerdir. Tahminimce, Rusya ile ilişkilerin bozuk olmasının getirdiği maliyet, hükümete dönük kamuoyu desteğinde temposu yükselen bir azalma yaratıyordu. Buna ek olarak, Rusya bozuk ilişkiler Türkiye’nin Suriye’de de etkisizleşmesi ile sonuçlanmıştı. Bu durumun uzun dönemde Türkiye’nin istemediği gelişmelerle karşılaşması ihtimalini arttırdığı kesindir.

HK:  Sonuç itibarıyla harekâta baktığımız da amacına ulaşmış, başarılı bir operasyonlar zincirini görmekteyiz. Komşu ülkelerle bozulan ilişkilerimiz yeniden teker teker onarılmaya başlandı. İsrail ile normalleşme sağlandı. Rusya ile sanki ikinci baharı yaşıyoruz. Ülkemiz bölgede öyle bir güç haline geldi ki içinde Türkiye’nin olmadığı bir çözüm asla yapılamayacaktır. Güçlü, bağımsız bir Türkiye, Masadan asla eli boş kalkmayacaktır.

14.11.2016
Bu yazı 626 defa okundu.

Diğer Yazıları