YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

HİRANT DİNK SUİKASTİ

 

    Güzel Aydınımızın güzel insanları.

    Bu yazımı yaklaşık bir buçuk yıl önce yayınlamıştım. Yeniden yayınlamak ihtiyacı hissettim.  Amerika Birleşik Devletlerinde başkanlık seçimlerini kazanan adayın “Barak OBAMA” Ermeni Diasporası soykırım yalanını ABD Başkanlık seçimlerinin siyasi malzemesi haline getirdiği gerçeğini hepimiz biliyoruz. Şimdilerde de içimizde AYDIN-YAZAR geçinen bazı gruplar Ermenilerden 1915 yılında yaşanan Tehcir olayına atıfta bulunarak özür dileme adı altında bildiri yayınladılar. Bunu yapanlar Talat Paşa –Sait Halim Paşa ve Asala örgütünün saldırarak şehit ettiği 46 diplomatımızın aziz hatıralarına da ihanet ettiler.  Bu konuda bir gün ayrıca köşemde yazacağım.

    Lozan Anlaşmasının sağladığı azınlık güvencesiyle Türk Vatandaşlığı hakkı olan ve içimizde olup ta bizden birileri gibi davrananların maskelerinin mahkeme kararlarıyla indirildiği ülkemizde o günlerden bu yana çok fazla bir şeylerin değişmediğini görmekten üzülüyorum.  Bu sebepten dolayı bu yazımı yeniden yayınlama ihtiyacı hissettim. Saygılarımla. Halil KANARGI

 

     AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hirant Dink  19 Ocak 2007 tarihinde bir suikastla öldürüldü. Onun adına İnsan olarak çok üzgünüm. Yaşam hakkı, her türlü hakkın üstündedir ve vicdan sahibi herkes gibi ben de Hırant Dink’in öldürülmesini kınıyorum.

     Cinayet, kavram olarak bir insanın yaşamına son vermek olarak tanımlanabilir. “Saldırı, sabotaj, Savaş- Vatanın Selameti tehlikede değilse--zorunluluk dışı..”  bir insanın hangi nedenle olursa olsun öldürülmesi, kabul edilmez. İlk insan cinayeti olarak bilinen Habil’in kardeşi Kabil’i öldürdüğü andan itibaren hoş karşılanmamış ve dinimizce de affı en zor olan günahlardan biridir.

     Biz insanlar yaradılışımız gereği farklı düşünce ve fikirlere sahibiz. Bu fikir ve düşüncelerimizi başta ailemiz olmak üzere diğer insanlarla paylaşırız. Kabul edilip edilmemesi, eleştirilmesi konusuna açık olmak zorundayız ve kabul etmediğimiz fikirlere de saygı duymak gerektiğine inanmalıyız. Fikirlerini beğenmediğimiz kişilerin canına veya malına saldırmanın hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

     Demokratik rejimlerin en önemli özelliği, çok sesli yani pek çok fikrin açık açık tartışılması gerektiği alanları aralamak ve bunun için çaba göstermek olmalıdır. Bu çabayı gösterirken ortaya atılan BU FİKİR VE DÜŞÜNCENİN DEVLET GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDEN BİR HAL ALMAMASINA ÖZEN GÖSTERİLMELİDİR.

Neden mi?

Anayasamız da var olan DÜŞÜNCE ve KANAAT HÜRRİYETİ’Nİ korumak görevimiz olduğu için..;

a)  Düşünce Hürriyeti.:

Anayasamızın 25. Maddesinde “düşünce ve kanaat hürriyeti” şöyle açıklanmıştır.

Anayasa, Madde 25 : Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.

Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

Anayasamızın 14. Maddesinde ise, “düşünce ve kanaat hürriyeti de dahil olmak üzere, Anayasa’da yer alan diğer bütün hak ve hürriyetlerden hiçbirinin kötüye kullanılamayacağı belirtilmiştir. Anayasamızda bu konuda şöyle denilmektedir.

Anayasa, Madde 14 : Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı İnsan haklarına dayanan demokratik ve laik  Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılmaz. Anaysa hükümlerinden hiçbiri, devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. 

Anayasamızın 25. ve 14. Maddeleri gereğince:

  1. Anayasamızca sağlanan ve teminat altında bulundurulan düşünce ve kanaat hürriyeti sayesinde, istediğimiz düşünce ve kanaatleri serbestçe seçecek ve bunları tek başına veya toplu olarak açıklayacağız.
  2. Düşünce ve kanaatimize uymayan diğer bütün düşünce ve kanaatlere hürriyet tanıyacağız. Kendi düşünce ve kanaatlerimize uymayan düşünce ve kanaatlere katılmasak bile, bunların da açıklanmasına saygı duyacağız.
  3. Kendi düşünce ve kanaatlerimize katılmayanlarla birlikte, tartışma hürriyetinden beraberce faydalanacağız.
  4. Düşünce ve kanaatlerini açıklamak istemeyenleri ve tartışmak istemeyenleri, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya ve tartışmaya zorlamayacağız.
  5. İnsan hak ve hürriyetlerini ortadan kaldırmak amacı taşıyan düşünce ve kanaatleri benimsemeyeceğiz.
  6. Devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmak amacına hizmet eden düşünce ve kanaatleri benimsemeyeceğiz.
  7. Dil, ırk, sınıf, din ve mezhep bölücülüğüne yönelen düşünce ve kanaatleri asla ve asla benimsemeyeceğiz.

     Anayasamızın bize vatandaş olarak yüklediği sorumluluklarımızın ışığında HİRANT DİNK’in yazdıklarına göz atalım ve yorumlayalım.

 

HİRANT DİNK TARAFINDAN YAZILAN YAZILAR..

Ermeni'nin 'Türk'ü
23 Ocak 2004
Küresel ve evrensel değerlerin yerel değerleri tahakküm altına aldığı çağımızda, kültürel kimliğini tam anlamıyla yaşamak bir yana, kimliğini bir nebze yaşatabilmek için dahi
Diasporanın özel çaba göstermesi gerekir. Bu özel çabanın ise her zaman için özel nedenlere ve araçlara ihtiyacı vardır.
Ermeniler ve Yahudiler bu özel nedenlere sahip Diasporanın bilinen iki klasik örnekleridir.
Her ikisinin de özel nedeni aynıdır... Soykırıma uğramış olmak.
Dolayısıyla onlara kimliklerini korumayla ilgili insanlığın tanıdığı hak bir miktar ayrımcı ve pozitiv durumda olmalıdır.
Hakikaten de, Yahudiler bu pozitif hakkı layıkıyla kullanabilmiş ve kimliklerini korumada onlara bahşedilen toleransı çok iyi değerlendirerek, dini inanışlarından aldıkları "Tanrının ayrıcalıklı halkı" unvanını dünyadan aldıkları "Yeryüzünün ayrıcalıklı halkı" noktasına kadar taşımışlardır.
Ne var ki aynı durum Ermeni halkı için söz konusu olmamıştır.

(( Lütfen dikkat ediniz! Türkiye ile yıllardır uğraşan sözde soykırım yalanını tüm dünyada gerçekmiş gibi göstermeye çalışan ve dahası YÜZDEN FAZLA DİPLOMATIMIZA HAİNCE SALDIRARAK ÖLDÜREN *ASALA*  ÖRGÜTÜNÜN destekçisi Ermeni Diasporasın dan Ermeni Kimliğini yaşatmak için daha özel çaba harcamasını istemektedir.

Kim istiyor bunu.  Lozan Anlaşmasına göre AZINLIK olan Ermeni asıllı Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı Hirant Dink.))

 

*** ASALA TERÖR ÖRGÜTÜ…: 20 Ocak 1975 tarihinde 20 Ocak 1975 tarihinde Beyrut'taki Dünya Kiliseler Birliği Bürosu'na yaptığı bombalı saldırı ile kuruluşunu ilan etti.

Örgütün Lideri: Bedros HAVANASSIAN

Takma İsimleri: Mihran MİHRANİAN, Agop HAGOPİAN

ASALA örgütünün Lideri (Bedros HAVANASSIAN) Agop (Hagop) AGOPYAN'ın 28 Aralık l988 tarihinde ATİNA'da öldürülmüştür.***

 

(( Hirant Dink, dahada ileri giderek, “Ermeniler ve Yahudiler bu özel nedenlere sahip Diasporanın bilinen iki klasik örnekleridir. Her ikisinin de özel nedeni aynıdır... Soykırıma uğramış olmak.”,diyor )) Dünyaya yapılan çağrılarda,,,,Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Hükümet üyeleri, Mecliste Bulunan siyasi partilere mensup Milletvekilleri Dünya Kamuoyuna BİZ O DÖNEMİN ARŞİVLERİNİ DÜNYA KAMUOYUNA AÇIYORUZ. ERMENİSTAN VE ELİNDE O DÖNEME AİT HER TÜRLÜ GERÇEK BİLGİYİ BULUNDURAN İNGİLTERE, ALMANYA, AMERİKA ve DİĞER TÜM ÜLKELERDE AÇSIN ÇAĞRILARINA RAĞMEN”

      Hirant Dink’in bunları görmezden gelerek “Ermeniler ve Yahudiler bu özel nedenlere sahip Diasporanın bilinen iki klasik örnekleridir. Her ikisinin de özel nedeni aynıdır... Soykırıma uğramış olmak.” demiş olmasının altında yatan gerçek Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yaparsa yapsın ben tanımam, bildiğimi okurum. Nasılsa AVRUPA BİRLİĞİ DESTEĞİ de benim yanımda ve dahası Nobel Ödüllü Türk yazarı da bu cümleleri kullandı. 301.Maddeyi etkisiz hale getirdik mi tamam. İstediğimiz atı oynatırız anlayışından başka bir şey olmadığı SON DERECE AÇIK DEĞİL Mİ? 

   Peki bu istek hemen yukarıda yazdığım Anayasamızın 14.maddesine ters düşmüyor mu?

 

(((** Ermenistan Devlet başkanı Robert KOÇARYAN daha dün (20 Şubat 2007) Fransa Meclisinde yaptığı konuşmada Türkiye Soykırımı Tanımalı ve Hükümetler arası görüşmelere başlamalı, dedi. Tıpkı Hirant DİNK’in dediği gibi. Tarihi gerçeklerden kaçarak oldu ve bittilerle hareket tarzı. NEREDE????  Avrupa Birliğinin ağır topu Fransa da.  

BU GÜCÜ NERDEN ALIYOR??? Avrupa Parlamentosunun kararlarından…

İşte aşağıda Avrupa Parlamentosunun kararlarından olan o madde…

*******27. Türkiye’nin geçmişteki trajik tecrübeleri asmak için ikili bir uzmanlar komitesi oluşturulması yönündeki teklifini ve Ermenistan’ın söz konusu öneri hakkındaki görüsünü dikkate almakta, Türk ve Ermeni Hükümetlerini taraflarca kabul edilebilecek bir teklife gidecek uzlaşma sürecini sürdürmeye davet etmekte, Türkiye’yi önkoşul olmaksızın Ermenistan’la diplomatik ve iyi komşuluk iliksileri geliştirmeye ve Parlamento tarafından 1987 ve 2005’de kabul edilen kararlar uyarınca kara sınırını yakın zamanda açmaya davet etmektedir,***

Büyük Türk Milletinin her ferdi Lütfen dikkat ediniz.!!!

Avrupalı Beyler.. Sizler Ermenistan Anayasasını hiç okumadınız galiba.. Ermenistan Anayasasında “Ermeni Soykırımını Türkiye ye kabul ettirmek, ardından Doğu Anadolu dan Toprak talep etmek Tazminat talep etmek yazılı bir metin halinde.. YOKSA OKUDUNUZ DA GÖRMEZLİKTENMİ GELİYORSUNUZ?  Bak ben bunu bilmediğinize inanmıyorum… Neden mi? Sevr Anlaşması hala hayallerinizi süslüyor da ondan…**********

 

   Önümüzdeki günlerde Avrupa Birliği  ve Avrupa Parlamentosu hemen bir karar alıp yayınlayacaktır. Alacakları bu kararın içeriği de büyük ihtimalle “TÜRKİYE AVRUPANIN BİR PARÇASI OLMAK İSTİYORSA ERMENİSTAN SINIR KAPILARINI AÇMALI VE HÜKÜMETLER ARASI DİYALOĞA BAŞLAMALI” şeklinde EMREDER NİTELİKTE olacaktır. **)) 

 

 

HİRANT DİNK YAZMAYA DEVAM EDİYOR  …/…

 

Dünya Yahudi soykırımına karşı gösterdiği hassasiyeti Ermeniler'den esirgemiş, bu ise Ermeni kimliğinde en büyük tahribatın yaşanmasına sebep olmuştur.
"Hakkı esirgenmiş Ermeniler" bundan böyle kimliğini "Gerçekleri talep etme inad"ı üzerinden yaşamaya çabalamış, gelinen noktada da bu inat Diaspora Ermeni kimliğinin temel düsturu haline dönüşmüştür.
Diasporanın ilk kuşakları için ayakta kalabilmenin, tükenmemenin adı olan bu inat, üçüncü ve dördüncü kuşaklarla birlikte gerçekleri dünyaya kabul ettirme inadına dönüşmüştür.
İşte bu inadın ortaklaşmış hali Ermeni Diasporasının ruhsal pozisyonunu yansıtır.
Bu ruhu sürekli tutmak ise Ermeni kimliğini yaşatmanın temel aracı durumundadır.

…/…


   (( Hirant Dink, dünya ülkelerini Yahudi Soykırımına karşı gösterdiği hassasiyeti ve alakayı Ermenilere karşı göstermemekle suçluyor.)) DÜNYA ÜLKELERİ ERMENİ SOYKIRIM OLAYININ ELLE TUTULUR BİR YANI OLMADIĞINI VE BİR MASAL OLDUĞUNU BİLİYORLAR AMA BUNU KABUL ETMEYENLER Kİ (Bay Hirant Dink’te bu düşünceye sahipmiş, yazısında sık sık dile getiriyor) DİASPORADAN İSTEKLERİNİ SIRALAMAKTAN geri durmuyorlar.  

 

HİRANT DİNK YAZMAYA DEVAM EDİYOR  …/…

 

Ermeni kimliğini analiz ederken "İslam" ve "Türk" olgularının bu kimlik üzerinde oynadığı rolün hakkını teslim etmek gerekir.
Sonuçta Ermeniler'in bin yılı aşkın süre İslamla ve Türklerle yaşanmış bir biraradalığı mevcuttur.
Öyle ki, Ermenileri Batılı Hıristiyanlar'dan ayıran önemli özelliklerden biri, onların öteden beri İslamlarla birlikte yaşamış olmalarıdır. Batılı Hıristiyanlar daha ziyade Hıristiyan-Hıristiyan'a yaşarken, Ermeniler çoğu kez İslamlarla yan yana, kimi zaman da iç içe yaşayarak farklı bir deneyimin sahibi olmuşlardır.
Bugünün güncel tartışmalarında çok söylenegeldiği gibi Avrupalı Hristiyanlar, Müslümanlar'ın da içinde yer aldığı çok kültürlü bir yaşam biçimine henüz yeni yeni adapte olurken, Ermeniler Doğudaki Hıristiyan milletler gibi (Süryaniler, Keldaniler v.s) bu realiteyi iyi ve kötü yönleriyle uzun süre yaşamışlardır.
Dolayısıyla asırlar süren bu İslamla biraradalığın Ermeni kimliğinin şekillenmesinde de yadsınamaz bir rolü elbette olacaktır ancak Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kanserojen tümör işlevi gören asıl etken "Türk" olgusudur.

…/…


(( Lütfen dikkat ediniz! Hirant Dink,  Türk – İslam olgusunun( ADALET; YAŞAMA HAKKI VERME;ÇALIŞMA VE DİN HÜRRİYETİ SAĞLAMA) Ermeni kimliği üzerindeki etkisini kabul etmiş gibi görünse de ““ Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kanserojen tümör işlevi gören asıl etken "Türk" olgusudur””, demekten da kendisini alamamaktadır. Türk olmayı KANSERLİ BİR TÜMÖR olarak algılamaktadır. YAZIK.. ÇOK YAZIK….

OYSA 1-

Devlete Bağlılık. :

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı bulunmak sayesinde « Türk » üz ve « Türk vatandaşı » yız. Bu bakımdan, aramızdaki diğer bütün farklılıklar ve demokratik görüş ayrılıkları ne olursa olsun, hepimiz Milli Beraberlik halinde Türk Devletine bağlı olmak ve Türk Devletinin varlığını savunmak ve korumak görevindeyiz.

     Vatandaşlık bağı ve Türk’lüğümüzle ilgili olarak Anayasamızın  66. Maddesinde şöyle denilmektedir.

Anayasa, Madde 66 : Türk Devletine Vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

   OYSA 2-

     Orhan Gazi Bursa’yı fethettikten sonra Ermenilerin ruhani liderlerini Bursa’ya yerleştirmiştir.

1451 yılında Fatih Sultan Mehmet, Ermeni Arşovek Hovakim(Joachim) Yebiskopus’u ziyaret edip İstanbul’u fethedince kendisini cemaati ile birlikte oraya nakledip Patrik yapacağını bildirmiştir. Hovakim’ e 10 yıl önce verdiği sözü tutan Fatih Sultan Mehmet, 1461 yılında Samatya daki Sulu Manastır da ( Surp Kevork ) Ermeni Patrikhanesini kurdurmuş ve Hovakim’i Patrik ilan etmiştir. 1475 yılında fethedilen Kefe’ den ve 1479’ larda Anadolu’nun çeşitli yerlerinden Ermeniler İstanbul’a getirilmiş ve yerleştirilmiştir.Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında da yapılan fetihlerde bütün Ermeniler Osmanlı Hakimiyetine girmiş ve bir çok aile ile sanatkar Ermeniler İstanbul’a yerleştirilmiştir.

Öyleki XIX.ncu yüzyıl başlarına gelindiğin de İstanbul’ daki ermeni nüfusu 150.000 sayısına ulaşmıştır. Dünyanın en kalabalık Ermeni nüfusu olan şehri İstanbul olmustur.

            Tehcir (yer değiştirme) meselesini her zaman ve her yerde çarpıtarak dile getiren Ermeni yazarları, Osmanlı’nın bu gönüllü İskan Projesinden hiç bahsetmezler.

    NE ACIDIR Kİ, ERMENİ DİASPORASI VE ONLARIN EMRİNDEKİ YAZANLAR, ÇİZENLER  BU GÜN YAŞADIĞIMIZ AYRILIKÇI TUTUM VE DAVRANIŞLARIN TEMEL SORUMLUSU OLDUKLARINI USTACA GİZLEMEKTEDİRLER.

Sonra 301. maddeden yargılanmaları söz konusu olunca AVRUPALI EFENDİLERİNİN arkasına sığınarak kurtulmaya çalışmakta, kurtulamayacağını anlayınca da bu ülkede yaşayan 70 milyon Türk İnsanına hakaret saydığım” BU ÜLKEDE YAŞANMAZ , GİDER AMERİKAYA, AVRUPAYA YERLEŞİRİM SÖZLERİNİ UTANMAZCA SARF EDECEK KADAR İLERİ GİDERLER..

 

HİRANT DİNK YAZMAYA DEVAM EDİYOR  …/…

 
Ermeni'nin ve Türk'ün birbirleriyle ilişkileri ve birbirlerinden etkileşimleri öyle iki kelimeyle geçiştirilecek bir sıradanlıkta değildir. Asırlar süren ilişkilerde birbirinden alınan o kadar çok iyi ve kötü kimlik donanımları söz konusudur ki, kimi zaman davranış biçimlerinde birini diğerinden ayırmak hayli güçtür.
Yaşanılan birliktelik öylesine derindir ki bu birlikteliğin bozuluşunu ihanet olarak tanımlamak her iki tarafın da kullandığı karşılıklı bir argümandır. Ermeni milletini Sadık millet olarak adlandıran ancak daha sonra ihanet ettiklerini iddia eden Türk görüşü karşısında, Ermeniler 1915'te yaşananları salt bir halkın topluca imhası olarak yorumlamaz, bunun aynı zamanda asırlar süren ilişkiye ihaneti de içinde barındırdığını belirtirler.
Türk-Ermeni ilişkisinin günümüzde geldiği nokta ise şudur: Ermeniler ve Türkler birbirlerine bakışlarında klinik iki vaka durumundadırlar. Ermeniler travmalarıyla, Türkler de paranoyalarıyla.
İçinde debelendikleri bu sağlıksız halden kurtulmadıkça -Türkler belki değil ama- Ermeniler'in kendi kimliklerini sağlıklı şekilde yeniden yapılandırmaları mümkün gözükmemektedir.
Özellikle Türkler 1915'e bakışlarında empatik bir yaklaşıma girmedikçe Ermeni kimliğinin sancılı kıvranışı devam edecektir.

Sonuçta görülüyor ki işte "Türk" Ermeni kimliğinin hem zehiri, hem de panzehiridir.
Asıl önemli sorun ise Ermeni'nin kimliğindeki bu Türk'ten kurtulup kurtulamayacağıdır


…/…


   (( Lütfen dikkat ediniz! Hirant Dink,  Ermeni milletini Sadık millet olarak adlandıran ancak daha sonra ihanet ettiklerini iddia eden Türk görüşü karşısında, Ermeniler 1915'te yaşananları salt bir halkın topluca imhası olarak yorumlamaz, bunun aynı zamanda asırlar süren ilişkiye ihaneti de içinde barındırdığını belirtirler.””, diyor... Aklı fikri Ermenilerin soykırıma uğradığı inancına hemde SALT BİR HALKIN TOPLUCA İMHASI ifadesini kullanıyor.. Hirant Dink’in bu ifadelerine Ermenilerin dünyaca ünlü tarihçisi ARAKAEL BABAKHAHAN’ın söylediklerini yazarak cevaplayacağım..

Ermeni tarihçi Leo ( Arakel Babakhanan) Osmanlı Hükümetinin çıkardığı tehcir kanunu için," OSMANLI DEVLETİ, Rus kışkırtmalarına kapılarak ve Rus silahlarına güvenerek karışıklıklar ve isyanlar çıkaran Ermeni Komiteleri karşısında kendi varlığını koruma hakkını kullanmıştır." demiştir.

Bir Ermeni tarihçi, yalana ve ihanete kaçmadan gerçeği dile getirebiliyor.

Gönlüm isterdi ki Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olan Hirant Dink’in de Ermeni Tarihçi Leo kadar cesaretli olup, yaratılan yalanları değil, gerçeği  dile getirmeyi görev olarak saymalı ve Anayasa da yüklenen vatandaşlık görevini iyi yapmalıydı.. Yazdıklarında Kendini Türk saymadığı açıkça belli olan Biz Türklerden başkaları gibi bahseden Hirant Dink, asıl sorun olarak gördüğü “TÜRKTEN KURTULMAK”I şu ifadelere taşımıştır.

“““ Sonuçta görülüyor ki işte "Türk" Ermeni kimliğinin hem zehiri, hem de panzehiridir.

Asıl önemli sorun ise Ermeni'nin kimliğindeki bu Türk'ten kurtulup kurtulamayacağıdır”””

 

OYSA 3-

LOZAN ANLAŞMASINDA AZINLIKLARAŞAĞIDAKİ GİBİ TANINMIŞ VE TÜRK SAYILMIŞLARDIR.

AZINLIKLAR

 

AZINLIK :

Rum, Ermeni ve Yahudiler Azınlık olarak tanımlanmıştır.

 HUKUK :

Azınlıkların kendi cemaat hukuklarının geçerli olduğu belirtilmiştir. (1926 yılında Laik nitelikli Medeni Kanun kabul edilince bu ayrıcalık ortadan kalkmıştır.)

 EĞİTİM :

Azınlıklara kendi eğitim kurumlarını kurup işletme hakkı tanınmıştır. (Türkiye, 3 Mart 1924 tarihinde kabul ettiği “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile azınlık okulları , planlama, uygulama ve denetim açısından Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlamıştır.)

 DİN :

Azınlıklara Türk kanunlarına aykırı olmamak şartıyla her türlü dinsel özgürlük tanınmıştır.

     Birinci Dünya Savaşı'na son veren barış antlaşmalarında azınlıkların himayesine ait hükümler mevcuttur. Lozan Barış Antlaşması'nın bu hususla ilgili hükümleri incelendiğinde, azınlıklar bir ayrıcalığa sahip olmamışlardır. Türk tebaasından sayılan gayri Müslimlerin kanun ve hukuk düzeni önünde eşitliği söz konusu olmuştur. Antlaşmanın 42. maddesi ile gayrimüslim azınlıklar yararına olarak kabul edilen şahsi haklar ile aile hakları, Medeni Kanunumuzun yürürlüğe girmesi ile önem ve anlamını yitirmiştir. Böylece Patrikhanelerin dünya işlerinde ve azınlıkların şahsi muamelelerinde hiç bir yetkileri kalmamıştır.

      HİRANT DİNK, NE ACIDIR Kİ, HALA KENDİNİ TÜRK SAYMAMIŞ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI SAYMAMIŞ, TÜRKTEN KURTULMAYI AMAÇ EDİNMİŞTİR. OYSA ERMENİLERİN, OSMANLI PADİŞAHI FATİH SULTAN MEHMET LE BAŞLAYAN KAZANIMLARINI, VERİLEN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ, YAŞADIKLARI VATANA İHANET EDEREK, ÖLDÜRMEYE HER GÜN KARŞILAŞTIĞI KOMŞUSUNDAN BAŞLAYAN DEVLET ARŞİVLERİNDEKİ BU GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEKTEN KORKAN DİASPORAYLA AYNİ DÜŞÜNCEYİ PAYLAŞARAK BİRLİKTE HAREKET  EDEN TÜRK OLMAKTAN NEFRET EDEN VE TÜRKTEN KURTULMAYA ÇALIŞAN HİRANT DİNK, HİÇ DÜŞÜNMÜŞMÜ ACABA  LOZANDA  BU HAKLARDA VERİLMESEYDİ NE OLACAKTI.. O ZAMANADA BUNU İSTEYEBİLECEKMİYDİ…. ŞAŞILACAK ŞEY…

 

HİRANT DİNK YAZMAYA DEVAM EDİYOR  …/…

 

Türk'ten kurtulmak
30 Ocak 2004
Ermeni kimliğinin "Türk"ten azad olmasının görünür iki yolu var. Bunlardan biri, Türkiye'nin (devlet ve toplum olarak) Ermeni ulusuna karşı empatik bir tutum içine girmesi ve nihayetinde Ermeni ulusunun acısını paylaştığını belli edecek bir anlayış sergilemesidir.
Bu tutum hemen olmasa da, zaman içinde "Türk" unsurunun Ermeni kimliğinden uzaklaşmasına yol açabilir.
Ne var ki bu şıkkın gerçekleşmesi şimdilik zor bir olasılık.
İkinci yol ise bizzat Ermeni'nin "Türk"ün etkisini kendi kimliğinden atması.
İlkine göre bu ikincisi, daha bir kendi iradesi ve inisiyatifine bağlı olduğundan, gerçekleşme ihtimali daha fazla.
Esas olarak tercih edilmesi gereken yol da budur.


(( Lütfen dikkat ediniz! Hirant Dink, 1915 YILINDAKİ OLAYLARDA SADECE ERMENİ ULUSUNUN ACISI VARMIŞ GİBİ GÖSTERMEYE NE KADAR DİKKAT ETMİŞ..ERMENİ ÇETELERİNİN KATLETTİĞİ BİNLERCE MASUM MÜSLÜMAN TÜRK HALKINI UNUTMUŞ YADA İŞİNE ÖYLE GELMİŞ OLMALI…HİÇ AĞRI’YI KARS’I, ERZURUMU, MALATYAYI, ERZİNCANI, VAN İLİNİ GEZMEMİŞ ANLAŞILAN.BU GÜN BİLE HALA ERMENİLERİN KATLETTİĞİ TÜRKLERİN TOPLU MEZARLARI BULUNMAKTA VE AÇILMAKTADIR..

Oysa çıkartılan Tehcir Kanununda sadece Ermeniler değil o bölgede yaşayan ve karışıklık çıkartan herkes (Türkmeni, Lazı, Kürdü, Ermenisi, her kim varsa ayrım yapılmaksızın ) sürgüne gönderilmişti. Bu gerçeği değiştirme şansları olmadığı halde böylesine tuzak dolu cümle ve yaklaşımları seçerek *** İkinci yol ise bizzat Ermeni'nin "Türk"ün etkisini kendi kimliğinden atması.***Türk olmaktan nefretini açıkça dile getirmesini anlamak mümkün değildir. Eğer Avrupa Birliği ülkelerinin yasalarında  “““Fransa da yapılan gibi Ermeni Soykırımı Yoktur diyenleri hapse atmak için çıkan yasa””” bunu sağlarlarsa Hiç Şüphem Yokki… BİZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI DEĞİLİZ diye de haykıracaklardır…

 

 

HİRANT DİNK YAZMAYA DEVAM EDİYOR  …/…

 


Ermeni dünyasının bunu nasıl başarabileceği ise tamamıyla mevcut duruma yeni bir anlayışla bakabilmesiyle ilişkilidir.
1915'e bakmak örneğin...
Ermeni dünyası yaşadığı tarihi dramın gerçekliğinin farkındadır ve bu gerçeklik bugün dünya ülkelerinin ya da Türkiye'nin kabul edip etmemesiyle değişecek değildir. Onlar kabul etmese de Ermeni ulusunun vicdanında olan bitenin adı başından beri kazınmıştır. Dolayısıyla Dünya'dan ne de Türkiye'den bu gerçekliğin tanınmasını beklemek Ermeni dünyasının yegane hedefi olamaz.
Gayrı herkesi kendi vicdansızlığıyla baş başa bırakma zamanı gelip de geçmiştir.
Bu gerçekliği kabul edip etmemek esasen herkesin kendi vicdani sorunudur, bu vicdan da temelini bizatihi insanlık denilen ortaklığımızdan -"İnsan" kimliğimizden- alır.
Dolayısıyla gerçeği kabul edenler, asıl olarak kendi insanlıklarını arındırırlar.
Ermeni kimliğinin sağlığını Fransız'ın, Alman'ın, Amerikalı'nın ve ille de Türk'ün soykırımı kabul edip etmemesine endeksli bir durumda bırakmak, Ermeni dünyasının artık terk etmesi gereken bir hatadır. Gayrı bu hatadan uzaklaşmanın ve "Türk"ü Ermeni kimliğindeki bu etkin rolünden ötelemenin zamanı gelip de geçmiştir.
Ermeni kimliğinin çektiği bunca sancı artık yeterlidir, sancıyı bundan böyle biraz da insanlık denen âleme terk etmek gerekir.


…/…

 

(( Lütfen dikkat ediniz! Hirant Dink, 1915 YILINDA OLAN VE ERMENİ ÇETELERİN BAŞLATTIKLARI OLAYLARIN TARİHİ GERÇEKLERİ ELİNİN TERSİYLE BİR KENARA İTMİŞ ***1915'e bakmak örneğin... Ermeni dünyası yaşadığı tarihi dramın gerçekliğinin farkındadır ve bu gerçeklik bugün dünya ülkelerinin ya da Türkiye'nin kabul edip etmemesiyle değişecek değildir. Onlar kabul etmese de Ermeni ulusunun vicdanında olan bitenin adı başından beri kazınmıştır.    *** diyerek  ERMENİLERİN MASUM, BİZ TÜRKLERİN İSE SUÇLU OLDUĞUNU KELİME OYUNUYLA ANLATIYOR AKLI SIRA.. BU KADARINADA PES YAHU.. BU KADARINA DA PES…ERMENİ ULUSUNUN VİCDANINDADEDELERİ TARAFINDAN KATLEDİLEN YÜZBİNLERCE TÜRKÜN YERİ  HİÇ OLMAMIŞ ANLAŞILAN..

Biraz da Tarihi gerçeklere bakalım ha ? Ne dersiniz?

ERMENİ İSYANLARI

İlk isyan hareketi: 1890 yılındaki Erzurum İsyanıdır.

Diğer isyanlar:     1890 yılındaki Kumkapı gösterisidir.

                             1894 yılındaki birinci Sasun İsyanı.

                             1895 yılındaki Bab-ı Ali gösterisi ve Zeytin İsyanı.

                             1896 yılındaki Van İsyanı  Osmanlı Bankası işgali.

                             1903 yılındaki İkinci Sasun İsyanı.

                             1905 yılındaki Sultan Abdülhamid'e suikast girişimi

                             1909 yılındaki Adana isyanı.

Bütün bu isyanları çıkaran Ermeni Komiteleri, Batı ülkeleri ve Hristiyan Kamuoyuna bu olayları "Türkler bizi katlediyor" şeklinde ters çevirerek aktarmışlardır. Gerçekte ise Ermeniler Türkleri katlediyordu. Yıllarca bir arada yaşamış komşu saydığı kişilerin bir anda silahla karşısına çıkmasını şaka sanan pek çok Türk katledilmiş ve öldürülmüştür.

     *İstanbul' daki Ermeni Patriği 6 Aralık 1876 yılındaki İngiliz Büyükelçisi ELLİOT' a " ....eğer Avrupa'nın bu işe müdahalesi ve dikkatinin çekilmesi için ihtilal ve isyan çıkarmak lazımsa, bunu hemen yapabiliriz " demiştir. BU KAYITLAR İNGİLTERE DEVLET ARŞİVLERİNDE MEVCUTTUR.

 

     *Yine İstanbul' daki İngiliz Büyükelçisi CURRİE, 28 Mart 1894 tarihinde İngiliz Dışişlerine şu raporu göndermiştir." Ermeni ihtilalcilerin hedefi karışıklıklar çıkararak Osmanlıların karşılık vermesini temin etmek ve böylece yabancı ülkelerin müdahale etmesini sağlamaktır." BU KAYITLAR İNGİLTERE DEVLET ARŞİVLERİNDE MEVCUTTUR.

 

      *Ermenilerin 1894 Sasun ve 1895 Bab-ı Ali gösteri ve isyanlarının tertipçisi ve bunları Avrupa basınına yansıtığı için Demir Patrik ünvanıyla anılan Patrik İzmirliyan, görüştüğü Avrupalı gazeteci Georges Coulis'a şöyle bir beyanatta bulunmuştur. " Biz umutsuz milletlerdeniz. Bütün vasıtalara müracaat ederek savaşıyoruz, bu arada bazen suçsuz kimselerde zarar görüyorlarsa da, bunun önemi yok." BU KAYITLAR O TARİHTE AVRUPADA YAYINLANAN GAZETELERİN ARŞİVLERİNDE MEVCUTTUR.

            Görülüyor ki, Ermenilerin bunca kışkırtmayı Osmanlıların karşılık vermesini sağlamak ve batılı devletlerin yardımıyla, Selçuklular döneminden beri 1000 yıldır Türk toprakları olan yerlerde kendi vatanlarını kurmak gibi büyük bir hayali taşımaktadırlar.

            Ermeni zulümleri hakkında yabancılar tarafından yazılanlar,

            *Rus ordusunda görevli bir subay olan RAFAEL DE NOGALES Ermeni zulmü hakkında şunları yazmıştır. " Çarpışmalar fiilen başlayınca meclisteki Erzurum mebusu Garo Pasdermichan        ( Pastırmacıyan) ile üçüncü ordudaki bütün Ermeni 06.04.2009
Bu yazı 973 defa okundu.

Diğer Yazıları