YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

JEOPOLİTİKA DÜŞÜNCE VE ANALİZLER

 

 
 
Güzel Aydınımızın güzel insanları.
      Immanuel Wallerstein, adındaki Jeopolitika uzmanının dünya ülkeleri ve yöneticileri üzerine ortaya koyduğu günlük gelişmelere duyarlı düşünce ve analizlerini sizlerle paylaşmak istedim. Her zamanki gibi yorumlarımı ve yazının aralarında saptamalarımı okuyacaksınız.
 
PUTİN NE İSTİYOR?
 
    Putin’in ne istediğini sormakla Rusya’nın ne istediğini sormak eşanlamlı mıdır? Bu iki sorunun cevabını birbiriyle epeyce yakın olacağını söyleyebiliriz.
     Putin’in ne istediğini sormakla Rusya’nın ne istediğini sormak eşanlamlı mıdır? Bu iki sorunun cevabının birbiriyle epeyce yakın olacağını söyleyebiliriz. Öyle ya da böyle, Putin Rusya adına istediklerini söylemekten hiç geri durmuyor. Kaygılarını açıklamak için Avrupa’da yapılan iki üst düzey konferansı fırsat olarak kullandı. İlki 2 Ekim 2007’de, Şansölye Angela Merkel’in katılımlıyla Münih’te yapılan 43. Güvenlik Politikası Konferansıydı. İkincisi ise 26 Ekim’de Lizbon’daki Avrupa Birliği zirvesinin ardından yapılan basın toplantısı oldu.
     Münih’te sözlerine başlarken “haddinden fazla kibar olmaktan” kaçınacağını ve “uluslararası güvenlik sorunları hakkında gerçekten ne düşünüyorsa onu söyleyeceğini” belirtti. Konuşmasına yaptığı bir tahminle ve ABD dış politikasının eleştirisiyle başladı. Tek kutuplu dünya fikrini sadece diğerleri için değil, “hükümranın kendisi” için de “ölümcül” olarak tanımladı. Tek kutuplu model “bugünün dünyasında kabul edilemez olmanın yanında imkânsızdı.”
 H.KANARGI. Elbette ki bende Rusya Devlet Başkanı Putin’in “TEK KUTUPLU DÜNYA FİKRİ BU GÜNÜN DÜNYASINDA KABUL EDİLEMEZ” fikrine aynen katılıyorum. İletişim çağı bilgi transferini öyle hızlı bir hale getirdi ki artık her düşünce ya da fikre anında ulaşılabiliyor. 
    Ama bu demek değildir ki Emperyalizm ölüyor. Emperyalizmin iç savaşı yaşanıyor, Emperyalist ülkelerin arasında. Parasal gücü elinde tutan ülkeler ya da ülkelerin desteklediği kişiler GLOBALİZM rüzgârı altında YABANCI SERMAYE YATIRIMI ve AKTARIMI sayesinde ilgilendiği ülkelerdeki özelleştirmelerle inanılmaz miktarda büyük bir para kaynağını aklıyor ve kullanıyor. O ülkelerin iş başında kilerini yani, EKONOMİK, ASKERİ ve SİYASİ güçlerini dize getirecek önlemleri aldığı zaman hep başa güreşiyor. Bu işleri de şöyle yapıyorlar.
1- İşbaşındaki kişileri işlerine ortak etme..
2- İşbaşındaki kişilerin çocuklarını, aile bireylerini işlerine ortak etme ya da onlara iş kurma…
3- İşbaşındaki kişilere dünya çapında imaj pompalama..
4- İşbaşındaki kişilerin tekrar tekrar seçilmelerini sağlamak için medyayı perde arkasından yönetme, parayla satın alma. 
5- vs.vs.vs.)  
     Ve milyonlarca insanı köleleştiren çalışma disiplinlerini geliştirerek
1- Emeklilik Kurumlarını darboğaza sürükleyerek, Emeklilik yaşını yükseltme…
2- Bir ülkenin Üretimini azaltıp kendisine bağımlı hale getirmek için Çalışmadan yararlanma adı altında İşsizlik sigortasının genişletmesi….
3- Sağlık sistemlerini rant sistemine dönüştürme..Muazzam işleyen sağlık sistemini değişik uygulamalar adı altında dünyanın pek çok ülkesinde batmış olan sisteme yenilik adı altında kurban etme.
4- Parasal güç ve kaynakların ÖZELLEŞTİRME adı altında Yabancıların eline geçmesi
5- vs.vs.vs.
     Bütün mesele aslında dünyada uygulanan sömürü düzenini çarkları arasından pay kapma yarışı.. Bu gerçek değişmez, değiştirilemez.. Demokrasilerde bu böyle olmaz demeyin.. oluyor işte….
    Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin;
     Uluslararası hukukun temel kurallarına gittikçe daha çok dudak büküldüğünden bahsederek “hepsinden önce Amerika Birleşik Devletler’in ulusal sınırlarını kapsayan yetkisini her bakımdan aştığını” söyledi. Bunun “aşırı derecede tehlikeli olduğunu” ekledi. Güç kullanımımın yalnızca “BM tarafından teyit edilmesi” durumunda kabul edilebilir olacağını ve hiç kimsenin “BM’yi NATO ve AB ile ikame edemeyeceğini” vurguladı. Özellikle de “uzayın askerileştirilmesi” konusunda uyardı. Özellikle NATO genel sekreteri Manfred Goerner’in 17 Mayıs 1990’da Rusya’da yaptığı konuşmada NATO’nun “Almanya toprağının dışına NATO silahı yerleştirmeyeceğini” söylediğini, “Rusya’ya kesin bir güvenlik garantisi” verdiğini hatırlattı ve “bu garantiye ne oldu?” diye sordu.
H.KANARGI: Putin, konuşmasında sanki Rusya’nın güvenliği için konuşuyormuş gibi yapmakla birlikte aba altından “bizim payımıza düşeni isteriz” demeye getiriyor. Yukarıdaki şu cümleye dikkat edersek, “ “ ““HEPSİNDEN ÖNCE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLER’İN ULUSAL SINIRLARINI KAPSAYAN YETKİSİNİ HER BAKIMDAN AŞTIĞINI” SÖYLEDİ.” Bunun “AŞIRI DERECEDE TEHLİKELİ OLDUĞUNU” ekledi.”””
    Amerikanın kendi sınırlarını çok aştığını buna Rusya’nın seyirci kalmayacağını deyiveriyor.  Yani, BEN DE İSTEREM BENDE…..
Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin;
    Bunlardan sonra dünyada yoksulluğa karşı mücadeleye değindi. Bu amaçla dağıtılan kaynakların, hibeyi veren ülkenin şirketlerinin geliştirilmesine bağlandığına işaret etti: “Olduğu gibi ifade etmek gerekirse; bir el hayırseverlikle bu yardımı dağıtırken diğer el ekonomik geriliği koruyor ve oradaki kârın semeresini topluyor”
H.KANARGI: İnanılmaz bir güzel tespitte bulunuyor Putin. Yetmiş yıllık Rus Komünist rejiminin başta Orta Asya Türk Cumhuriyetleri olmak üzere bu gün özgürlüğüne kavuşmuş onlarca devletin milyonlarca insanının yok edilişi gerçeğini bildiğinden olsa gerek, veren elden sonra hemen alan ellerin devreye girdiğini itiraf ediyor. Eski bir KGB ajanı olduğu için kendisi de bu işlerin nasıl yapıldığını iyi bilir…(KGB: Bu günkü Rusya İstihbarat Örgütü Federal Güvenlik Servisinin (FGS) Komünist rejim dönemindeki adı.)
Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin;
     Putin, Birleşik Devletler’in Avrupa’daki politikasının, özellikle de füze yerleştirme tasarıları olmak üzere, Küba füze krizini hatırlattığını söylediği Lizbon’da daha da provokatif konuştu: “Sınırlarımızda kurulan bir tehdit var”. Bu benzerliği dillendirerek, Rusya’nın Avrupa Birliği ve Birleşik Devletler’le değişen ilişkileri yüzünden bugün böyle bir krizin olmadığını söyledi. (Belki de bıyık altından gülerek) “Bu, başkan Bush’la aramızda bir güven ilişkisidir. Kendisinin tıpkı onun bana dediği gibi şahsen dostum olduğunu söyleyebilirim” dedi.
     Putin, Birleşik Devletler’e ve Avrupa’ya “Avrupa’da yeni bir askeri yığınak istiyorlarsa, bunu yapabileceklerini” açıkça söyledi. Aksi halde hali hazırdaki politikalarını yeniden gözden geçirmelilerdi. Ne var ki Putin umutlarını buna bağlamıyor. Güvendiği bir şey varsa o da, jeopolitik durumun sürekli değişiyor olmasıdır ki bu da dünya ekonomisinin dönüşümünden kaynaklanır.
     Putin, Hindistan ve Çin’in satın alma gücü paritesine göre gayrisafi yurtiçi hasılasının toplamının çoktan Birleşik Devletler’i geçtiğine işaret etti. BRIC ülkeleri olarak tanımlanan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin için de aynı hesap yapılırsa Avrupa Birliği’nin toplam gayrisafi yurtiçi hasılasını geçtiği görülür. Putin, “Uzmanlara göre bu açığın gelecekte de yükseleceği”ni ekledi. Dediğine göre bu ekonomik potansiyel “kaçınılmaz olarak politik etkiye dönüşecek ve bu da çok kutupluluğu güçlendirecek.”
    Putin ekonomide, havuç politikasını da elden bırakmadı.“Yabancı şirketlerin Rusya’daki tüm büyük enerji projelerinde yer aldıklarına” işaret ederek “Petrol çıkarımının %26’sının yabancı şirketler tarafından yapıldığını” söyledi ve şöyle devam etti: “Rus işadamlarının batı ülkelerindeki anahtar ekonomik sektörlerde geniş rol oynadığı benzer bir örnek var mı? Hayır yok! Böyle bir örnek yok!”
    Putin, tıpkı Rusların yüzyıllardır istediği gibi dünya sistemde başlıca oyunculardan biri olarak kabul edilmek istiyor. Putin açıkça Birleşik Devletler’in ve hatta batı Avrupa’nın Yeltsin dönemini Rusya’yı dışlamak için kullandığı görüşünde. Esasen dünya ekonomisindeki değişimlerden dolayı ekonomide rüzgarın kendilerinden yana estiğinden emin görünüyor. Şartlarını ortaya koyduğu gelecekten de emin. Bunu yaparken Avrupa’nın aktif işbirliğine ve Birleşik Devletler’in fiili askeri ateşkesine başvuruyor. Bu politikaların ne derece başarılı olacağını önümüzdeki on yılda göreceğiz.
15 Kasım 2007
Kaynak: [binghamton.edu adresindeki İngilizce orijinalinden Açalya Temel tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]
 
H:KANARGI: Rusya Devlet Başkanı ki gelecekte de Rusya Başbakanı olacak olan Putin, başkan Bush’la aralarındaki dostluğun savaş boyutunda bir krize yol açmayacağını, en azından yakın gelecekte bir savaşın yaşanmayacağını üstüne basa basa söylemiş. Bu arada “Sınırlarımızda kurulan bir tehdit var”, demeyi de ihmal etmeden. Ya aralarındaki dostluk bozulursa, ya da maazallah birisi hakkın rahmetine kavuşursa, ya da da da Bush bir daha seçilemez yerini Hilary Clinton alırsa.. Ya da da da da Hilary, Putin’in dostluğundan sıkılırsa Maazallah.. maazallah..
Saygılarımla. 16.01.2007
Dikkat ederseniz değerli okurlar bu yazıyı yayınladığım zamanın üzerinden iki yıl geçmiş. Ama konular hala ayni…Öyle değil mi?
Halil KANARGI
06.08.2009
Bu yazı 939 defa okundu.

Diğer Yazıları