YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

SİHİRBAZ?SOROS?UN ARKASINDAKİ GİZLİ FİNANSAL ŞEBEKE

   Güzel Aydınımızın güzel insanları.

      Okumayı sevmeyenleri, ya da özet okumaya alışmış olanları sıkacak bir yazı dizisi olacak ama yazının içinde öylesine doğru tespitler var ki köşeme almazsam rahatsız olacaktım. Dünyada var olana yaşam düzeninin bir görünen yüzü, bir de görünmeyen yüzü var.

     Görünen yüzü insanların temel ihtiyaç kaynaklarının *su, gıda, barınma, korunma* karşılanması çabalarını sürdürenler,

      Görünmeyen yüzü ise zengini daha zengin etmek için ÜLKELER, İNSANLAR üzerinde oynanan acımasız oyunlar…* Savaşlar, Açlık, Kuraklığa sebep veren üretim teknikleri geliştirme, Petrol Fiyatları oyunları, Küresel Sermayenin Soygun düzeni inşası- Gıda Borsası oyunları.. Petrol Borsası oyunları..Altın Borsası oyunları**vs.

        Bu açıdan bakıldığında, yani dünyada ülkeler ve insanlar üzerinde oynanan oyunları ortaya semesi açısından bakıldığında çok harika bir yazı olmuş. Bilgi hazinedir.. Okuyalım, Öğrenelim..

 

 

'SİHİRBAZ' SOROS'UN ARKASINDAKİ FİNANSAL ŞEBEKE

Ne gülüyorsun?, bu anlattığım senin hikayen. Horatius/Hicivler

Çevirenin Notu:Yaşadığımız bugünleri anlatan bu yazıda geçen tüm kişi ve kurumlar hayal ürünüdür. Hatta yazının kendisi bile bir hayal ürünüdür J Yazılanın yeni bir komplo teorisi üretme amacı da yoktur. Tek derdi sıkça kullanılan küresel finans kapital kavramını anlama çabasıdır.

(Bu çalışma, 1 Ekim 1996’da Wiesbaden Almanya’daki EİR bürosunun açıkladığı ve Mark Burdman, Elisabeth Hellenbroich, Paolo Raimondi, and Scott Thompson un katkıları ile oluşan “Mega Spekülatör George Soros’un portresi” raporu temel alınarak hazırlanmıştır.)

Time dergisi, zenginden çalıp Doğu Avrupa ve Rusya’nın yoksul ülkelerine veren finansör George Soros’u bir “modern zaman Robin Hood’u” olarak tanımlamaktadır. Dergi Soros’un batılı merkez bankalarını speküle ederek elde ettiği dev finansal kazançlarının kârını, Doğu Avrupa ve eski Sovyetler Birliği’nin yeni ortaya çıkan post komünist ekonomilerinin, kendi tanımlamasıyla bir “açık toplum (open society)” yaratmalarına yardım etmek için kullandığını iddia ediyor. Time’ın ifadesinin ilk bölümü tamamıyla doğru, ikinci bölümü tamamıyla yanlıştır. Soros zengin batılı ülkelerden çalıyor ve elde ettiği karları “yardımseverlik” örtüsü altında Doğu’dan daha fazla soymak için kullanıyor. Onun amacı yapabildiği her zaman ve her yerde yağmalamak olmuştur. Soros vur – kaç (hit and run) kapitalizminin usta manipülatörü olarak tanımlanmaktadır.

Soros’un lugatındaki açık toplumun, o ve onun finansal yırtıcı arkadaşlarının eski Varşova paktı ekonomilerinin kaynakları ve değerli varlıklarını yağmalamasına izin veren toplum olduğunu anlamamız gerekir. Soros, Jeffrey Sachs yada İsveçli Anders Aslund gibi insanları ve onların ekonomik şok terapisini bu ekonomilere getirerek bölgenin bütün varlıklarını çok ucuz fiyata almanın alt yapısını hazırlamaktadır.

İNGİLTERE MERKEZ BANKASINI YIKAN ADAM

Doğu Avrupa ve diğer ülkelerdeki “Soros probleminin” gerçek boyutlarının anlaşılması için, Soros’un gizli finansal şebekesinin incelenmesi hayatidir. 1992 Eylülünde Avrupa döviz piyasasındaki krizi takiben İngiltere Merkez Bankası, tek başına İngiliz Paunduna karşı 1 Milyar $ ın üstünde bir parayla spekülasyon yapan, çok az tanınan bir finansal figür tarafından Sterlini istikrarlı tutma çabalarını terk etmeye zorlandı. Bu spekülatör Macaristan doğumlu George Soros’tu. Soros 2. Dünya savaşında kendi milletinden varlıklı Yahudi kardeşlerinin mülklerine el konulması, listelenmeleri için, sahte belgelerle, Macaristan’da Nazi yönetimi için çalışmıştı. Soros savaştan sonra Macaristan’dan ayrıldı ve Londra’da geçirdiği birkaç yıldan sonra Amerikan vatandaşlığını aldı. Bugün Soros New York’ta konuşlanmıştır ancak bu onun kim ve ne olduğu hakkında çok az şey söylemektedir.

Kendisinin bir “Midas dokunuşu”na sahip olduğu iddiasından sonra Soros, rakipleri tarafından fark edilmeme ve kendini gizlemenin avantajlarını tercih eden çoğu finansal yatırımcının karakteristik davranışının aksine, dünya finans piyasalarını etkileme girişimlerinde açıkça kendi adının kullanılmasına izin verdi. Finansör Soros bir finansal spekülatör olduğundan daha çok bir politik figürdür de

Soros 1993 Martında Çin’in, hızla büyüyen ekonomisi için büyük miktarda altın alacağı hakkında “içerden bilgi” aldığını söyleyerek açık bir biçimde altın fiyatlarının hızlı bir şekilde artacağını ilan etti. Soros insanların hızla altına hücum etmelerini tetiklemeyi başarmıştı. Bu fiyatların dört ayda %20 den fazla artarak 1991’den beri en yüksek seviyeye gelmesine sebep olmuştu. Budalalar altına hücum edip fiyatları yükselttiğinde Soros ve arkadaşı Sir James Goldsmith ellerindeki altını gizlice muazzam bir karla satmaya başladılar.

1993 Haziranının başında Soros London Times ekonomi editörü Anatole Kaletsky’e gönderdiği ve Alman Markının değerinin düşeceğini iddia eden bir açık mektupla birlikte Alman hükümet bonolarını satıp Fransız bonolarını alma niyetini ilan etti. Soros yabancı yatırımcılar hakkında çok az deneyime sahip, yalnızca Soros’unki gibi büyük fonlara izin veren Tayland, Malezya, Endonezya ve Meksika gibi yeni açılan finansal piyasaların paralarına çeşitli kereler saldırmıştı.

Soros yerel piyasalardan hisse senedi veya hazine bonosu almaya başladığında onun kendilerinin bilmediği bir şeyler bildiğini sanan başka yatırımcıların da aynısını yapmasına sebep oluyordu. Altın örneğinde küçük yatırımcılar Soros’u takip etmeye başladı ve sürüklenen fiyatlar daha da yükseldi. Soros elindekileri %40 ile %100 arası karla alım yapan yeni alıcılara satmaya başladı ve spekülasyonları için başka bir hedef aramak için o piyasadan ya da çoğunlukla bütün ülkeden çıktı. Bu teknik vur –kaç (hit and run capitalism) olarak tanımlandı. Soros her zaman arkasında çökmüş yerel piyasalar ve ekonomik olarak yıkılmış ulusal yatırımcılar bırakıyordu.

(Ç.N:Malezya’nın eski başbakanı Mahatir Muhammed’in Asya krizi için yaptığı; “30 yılın birikimini birkaç hafta içinde kaybettik” değerlendirmesini hatırlamamak mümkün değil.)

QUANTUM FON NV’NİN SIRRI

Soros, İngiliz Windsorlarının merkezinde olduğu Avrupa kraliyet aileleri ve önde gelen aristokratları tarafından kontrol edilen özel finansal çıkarların oluşturduğu büyük ve tehlikeli gizli şebekenin görünür yanıydı. II. Dünya savaşından sonra İngiliz imparatorluğunun enkazı üzerine inşa olunan bu şebeke üyeleri tarafından İsles klüp olarak isimlendiriliyordu.

Jeopolitik amaçlarını gerçekleştirmek için devlet gücünden ziyade Batı Avrupa’nın eski aristokratik oligarşisiyle bağlantılı bir gizli, çapraz bağlantılı özel finansal çıkar grubunun kullanılması gelişti. Bu çeşitli açılardan 17.yy İngiliz - Hollanda Doğu Hindistan şirketi (East İndian Company) modelindeydi. İsles Klübünün kalbi eski İngiliz imparatorluğunun finansal merkezi olan Londra şehridir (City of London). Soros orta çağlarda aristokrat aileler tarafından istihdam edilen ve Hofjuden olarak isimlendirilen saray Yahudilerinden biridir. Bu tip “Yahudi olmayan Yahudilerin”en önemlisi Soros’un kariyerini de başlatmış olan Rothchildslerdir. Rotschildler İsles klübünün üyeleri ve İngiliz kraliyet ailelerinin bankerleridir. Bu Amschel Rotschild İngiliz Hessian askerlerini Amerikan devrimi sırasında George Washington’a karşı savaşmaya ikna ettiğinden beri gerçektir. Soros sadece pasaport açısından Amerikalıdır. O New York’ta faaliyet gösteren bir küresel finans operatörüdür. Banka soyguncusu Willy Sutton’un neden her zaman bankaları soyduğunu soranlara söylediği “para orada olduğu için” sözü bu durumun basit sebebini göstermektedir. Soros dünya finansal piyasalarını bir özel yatırım fonu (hedge fon) olan off shore (kıyı bankacılığı) şirketi Quantum NV fonu kanalıyla speküle etmektedir. Bu hedge fonun müşterilerini yada yatırımcılarını temsilen - bu yatırımcıların en tanınmışlarından biri Soros’a göre Avrupa’nın en zengin kişisi olan İngiltere Kraliçesi Elizabet’tir - yaklaşık 11 ila 14 milyar $ lık bir rakamı yönettiği belirtiliyor.

Ç.N:

Yukarıdaki bilgilere birçok şerh düşülmesi gerekmektedir. Yazarın belirttiği İsles Klübü bazı kaynaklarda Avrupa Kraliyet ailelerinin 2. Dünya Savaşının yıkım ortamında ortak stratejik çıkarlarını korumak ve hayata geçirmek üzere kurdukları bir klüp olarak geçiyor. Bizde pek dikkat edilmese de Avrupa ülkelerinin çoğu Cumhuriyet değil kraliyet monarşileri olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Her ne kadar kraliyet aileleri günlük siyasetle ilgilenmiyor olsalar da ellerinde tuttukları büyük mali servet ile uluslar arası politik alanda önemli bir gücü ellerinde tuttukları gerçektir. 2. Dünya savaşından sonra kurulduğu söylenen bu kulüpte İngiltere kraliyet ailesinin pirimus inter pares –eşitler arasında birinci konumunda bulunduğu ifade edilmektedir. Yazarın Almanca Hofjuden (İngilizcesi Court jewish) olarak andığı saray Yahudileri ise bizde Yahudi komplosu olarak anlaşılan konularla birlikte günümüz finans politik’ini anlamak için anlaşılması zaruri olan bir konudur. Bilindiği üzere Ortaçağ Avrupasından yeni Avrupa’ya geçerken derebeyliklerin yıkılması ve merkezi krallıklarını gücünü artırması sürecinde Kraliyet ailelerinin yanında –din adamları sınıfını saymazsak- aristokratlar ve yeni doğan burjuvazi birlikte ve çatışarak yaşıyordu. Bu süreçte Avrupa’da ayakta kalan kraliyet aileleri burjuvaziyi aristokratlaştırırken aristokrasiyi burjuvalaştıran kraliyet aileleridir. En bilinen örneği Rotschildler olan Hofjudenler bu grupta aristokratlaşan burjuvalar arasında yer alan Yahudi banker aileleridir. Her ne kadar Ortaçağdan yüzyılımızın başına kadar Avrupa’da Yahudiler yönelik sürekli bir zulüm ve gettoda yaşatarak ötekileştirme siyaseti izlenmişse de Saray Yahudisi olan ve kraliyet ailelerinin bankerliğini yapan (malum bizde de Osmanlı ailesinin bankerliği Rum, Ermeni ve Yahudi bankerlerce yapılmıştır ve Galata bankerleri diye bir kavram bulunmaktaydı.) hofjudenler her zaman bu muamelenin dışında kalmışlardır. Onlar servet ve gücü toprağa bağlı soylulara borç para vermek ve paralı askerler sunmak gibi hizmetleri nedeni ile itibarlı bir yere sahip olmuşlar ve diğer Yahudilerin gördüğü zulümler ve muamelelere asla maruz kalmamışlardır. Bu nedenle bu kişiler ve aileler (hofjudenler) “Yahudi olmayan Yahudi olarak” anılmışlardır. Bizde ve dünyada 18 ve 19. yy ile birlikte Katolik - Protestan çekişmesi ekseninde dünyada esmeye başlayan Yahudi komplosundaki Yahudiler bu Yahudi olmayan Yahudilerdir. Ancak bu durum bizde meselelerin tarihsel arka planından habersiz olunduğundan olsa gerek israil faktörü nedeni ile yeri geldiğinde, bütün Yahudilere karşı ve İslamiyet ile bağdaşmayacak tarzda bir ırkçı propaganda halini almıştır. Bugünde dünyaya hakim olan küresel finans kapital bu kraliyet aileleri ile kraliyet bankeri olan ailelerden oluşmaktadır. Soros gibi isimler ise yazara göre bu yapının sahne önündeki alt vassallarıdır. Eğer böyle bir yapı varsa bu yapının merkezinin/kalbinin City of London olduğundan ise hiç şüphe olmasa gerek. C.O.L, Londra şehrinden çok daha farklıdır. Nasıl ki bizde bir tarihi Sur içi İstanbul’u birde nüfus genişlemesiyle oluşmuş bugünkü İstanbul varsa Londra’da da böyledir denebilir. Bu yerin yönetimi kendine özgü kurallara tabidir. Bizde her ne kadar her Papa geldiğinde bir kesimin yeni haçlı seferi, Bizans’ı diriltecekler gibi karikatür başlıklar atması ve yel değirmenlerine karşı savaşması adet haline gelmişse de çok büyük bir ihtimalle Napolyon’un Dünya tek bir devlet olsa başkenti olmak İstanbul’a yakışır dediği şehrin geleceği için küresel finans kapitalin kafasındaki proje Portlar (Galataport Haydarpaşa port vs) üzerinden Boğaziçi ve Suriçi İstanbul’unu City of London benzeri bir yapıya dönüştürmektir. Fener Patrikhanesi de ancak bu proje içinde değerlendirilebilecektir. Yoksa 8 milyonluk Yunanistan’ın 12 milyonluk İstanbul’a hakim olacağını düşünmek ve ikide bir yeni Bizans başlıkları atmak biraz safdillik olmaktadır. 7/7 Londra bombalarının sırrını da City of London’ın küresel finans kapital açısından 9/11 de vurulan DTM ile arasındaki bu benzerlikte aramak gerekir.

Quantum fonu Karayipler’de bir vergi cenneti olan Hollanda Antilerinde kayıtlıdır. Bu vergi ödemekten kaçınmak, dahası yatırımcılarının gerçek kimliklerini ve paraları ile ne yapıldığını gizlemek içindir.

Soros, ABD merkezli yatırım fonlarının yasa gereği tabi olduğu yönetim denetiminden kaçırmak için finansal faaliyetlerinin yasal merkezini Karayiplerin vergi cenneti Curacao’ya taşımıştır. Hollanda mülkiyetindeki Hollanda Antilleri OECD’nin kara para aklama ile mücadele görev gücü tarafından birçok kez Latin Amerikan kokaini ve diğer uyuşturucu trafiğinden kazanılan paranın Dünya’da aklandığı en önemli merkezlerden biri olarak tanımlanmıştır. Soros onun çeşitli fonlarına yatırım yapan 99 üst düzey bireysel yatırımcıdan hiç birinin Amerikan vatandaşı olmamasına dikkat etmiştir. Amerikan güvenlik yasaları bir hedge fonun 99 üst düzey zengin bireysel yatırımcıdan fazlasına hizmet vermesini yasaklamıştır. Soros kendi yatırım şirketini bir off shore hedge fonu olarak yapılandırarak devlet soruşturmalarından kurtulmuştur.

Eğer bu tip bir yapılanma varsa Kraliyet ailesi tarafından yönetilen Hollanda’nın kuşkusuz önemli bir yere sahip olması gerekir. Bugünkü İngiliz kraliyet ailesi konumunu Holanda’ya borçludur. İngiltere’de Katolik Kral Charles döneminde Protestan ve Katolik iç savaşında Protestanların sığınağı Hollanda olmuştur. Bu savaşı Protestanlar kazanmış meşhur siyaset bilimci John Locke’un da içinde bulunduğu bir gemi ile Hollanda’dan İngiltere’ye dönen Orange (malum hollanda’nın sembolüdür) William İngiltere tahtına çıkmıştır. Bu iç savaşın sonucu olarak Katolik birinin İngiliz Kralı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm o kadar katıdır ki geçtiğimiz günlerde Prens William ile evlenerek müstakbel kraliçe olan bayan Katolik olduğu için William’ın taht hakkına engel olmama adına düğünden önce Katoliklikten Protestanlığa geçmiştir. İngiliz kral ya da kraliçesinin aynı zamanda Anglikan kilisesinin dini önderi olduğu da bir başka gerçekliktir. Dolayısıyla Hollanda Kraliyet ailesi ile İngiliz kraliyet ailesi doğrudan ilişkilidir. Gerçi Avrupa kraliyet ailelerinin hepsinin birbiri ile akrabalık bağı bulunmaktadır. I. Elizabeth döneminde o dönemin en büyük Hıristiyan deniz gücü olan Katolik İspanya ile savaşın İngiltere tarafından kazanılması ile üstünlük İngiltere’ye geçmiştir. Bu süreçte örneğin I. Küreselleşmenin laboratuarı diyebileceğimiz Doğu Hindistan şirketinde Hollanda’nın İngiltere ile ortak olduğunu görürüz. Bu ortaklığın bugünde devam ettiğine bir şüphe olmasa gerek (Soros’un bunca Off Shore ada içinde Hollanda Antilerinde faaliyet göstermesi bunun en iyi örneği değil mi zaten). Ayrıca Hollanda dünyada ilk borsanın kurulduğu ülkedir. Bu bağlamda İngiltere’nin de önündedir. Amsterdam ve Roterdam merkezli (Belçika’daki dünya değerli taş piyasasının kalbi liman şehri Antwerp dahil) Yahudi sermayesinin ilk palazlandığı yerdir. İngiltere yukarıda anlattığımız süreç sonunda öne çıkmıştır. Yine Hint okyanusundaki Malezya - Endonezya bölgesinin eski Hollanda sömürgeleri olduğunu da belirtelim. Gideon’un Casusları kitabı İsrail’in ulusal havayolu şirketi El Al’ı paravan olarak kullanan Mossad’ın Avrupa operasyon merkezinin Amsterdam Schipol havalimanı ile Londra (Heatrow) olduğunu belirtmektedir. Hollanda kraliyet ailesinin bu yapı ile bir arada görülebileceği en önemli yapı ise Royal Dutch (Hollanda kraliyet) Shell isimli petrol firması olsa gerek. Son olarak meşhur Bilderberg örgütünün kurucusunun Hollanda Kraliyet ailesinden Prens Bernard ve toplantı nerede yapılırsa yapılsın sürekli ev sahibinin Hollonda Kraliyet ailesi olduğunu da belirtelim. Her ne kadar yazıyı Avrupa kraliyet aileler tarihine dönüştürdüysek de günceli yakalamak adına bir notta sürekli Peygambere hakaret ile gündeme gelen Danimarka’nın yöneticisi Kraliyet ailesi ile ilgili olarak sunalım. Danimarka kraliyet ailesi geçtiğimiz yüzyıllarda yönetici kral 9 kızının her birini küçük ülkesinin güvenliğini teminat altına almak için Avrupa’nın farklı bir kraliyet ailesi ile evlendirdiğinden bütün kraliyet aileleri ile akrabadır. Ülkenin ve kraliyet ailesinin resmi dini Anayasa gereğince –Protestanlık veya Hıristiyanlık değil – Evanjelizmdir.

Soros’un kendisi Quantum fonunun yönetiminde bulunmamaktadır. Bunun yerine Soros Quantum fonuna sahibi olduğu New York merkezli Soros Fon yönetimi şirketi kanalıyla resmi “yatırım danışmanı” olarak hizmet etmektedir. Şayet herhangi bir kimse Soros’un Quantum fonu operasyonlarının detaylarını ortaya çıkarmak isterse Soros “kendisinin sadece bir yatırım danışmanı” olduğunu iddia edebilecektir. Soros’un işinin karmaşık resmi yapısını inceleyecek herhangi bir yetenekli soruşturmacı ya yasadışı fonlarla yapılan büyük para aklama olaylarının ya da büyük çaplı vergi kaçırma vakıalarının yüzeysel kanıtları ile karşılaşacaktır. Bu durumların her ikisi de doğru olabilir.

Quantum fonunun yönetim kurulunda hiç Amerikalı bulunmadığı için ABD vergi otoritelerinin ya da diğer yetkililerin onun iş ağındaki finansal anlaşmaları incelemesi imkansızdır. Fonun yöneticileri İsviçreli, İtalyan ve İngiliz finansçılardır.

Soros ortak amaçlar güden masonluk benzeri aile birlikleri temelinde sıkıca örülmüş bir finansal mafya ağının parçasıdır. Soros ya da ortaklarından herhangi birini eleştirmeye cesaret eden herhangi bir kimse derhal, insanları sessizleştirmek veya Soros’un yasadışı operasyonlarının gerçekten eleştirilmesini önlemek için yapılan “anti semitik” olma suçlamasıyla karşılaşır. ADL Başkanı Abraham Foxman’a göre B’nai B’rith (Ahit’in Çocukları)’in ADL (Anti Defamation Leauge/Karalamacılığa Karşı Mücadele Birliği) si Soros’u Macaristan ve Orta Avrupa’daki herhangi bir yerde “Anti Semitlerin” suçlamalarından korumanın en önemli öncelikleri olduğunu düşünmektedirler. ADL’nin İngiliz oligarşisine hizmetlerinin kaydı EİR’nin Ugly Truth about the Anti Defamation League (ADL Hakkındaki Çirkin Gerçek) isimli raporunda açıkça belgelendirilmiştir.

Oldukça iyi bilgili Amerika ve Avrupalı yatırımcılara göre Soros’un çevresi, haklarında suçlamalar bulunan maden ve emtia spekülatörlerini, kanun kaçağı Marc Rich, ve her ikisi de Mossad’ın finans kısmıyla hem de Lord Jacop Rothschild’in ailesi ile bağlantılı gizli İsrail silah ve emtia aracısı Shaul Eisenberg ve “Dirty Rafi” Eytan’ı kapsamaktadır.

Ç.N:

March Rich Bill Clinton tarafından, Hillary Clinton’un senatörlük kampanyasına yaptığı bağış karşılığı, başkanlığın son gününde tartışmalı bir biçimde başkanlık emri ile vergi suçundan affedildi. O tarihe kadar İsviçre’de faaliyet gösteriyor Amerika’ya dönemiyordu. Rafi Eyitan ise Mossad tarihinin en meşhur ajanlarından biridir. İlk ününü eski Nazi Adolf Eichmann’ın Arjantin’den İsrail’e kaçırılmasında yaptı. Ancak karıştığı imi olay konumuz ile alakalıdır. MOSSAD’ın başta Amerika olmak üzere dünyadaki bilimsel çalışmaları çalarak İsrail’li bilim adamlarına sunmakla görevli biriminin başı iken İsrail adına ABD de casusluk yapan Jonathan Pollard ile ilgili fevkalade önemli casusluk skandalı ile ilgili olduğu, ayrıca katil yazılım olarak bilinen Promis yazılımını meşhur medya patronu Robert Maxwell ile birlikte Mossad adına pazarladığı Gideon’un Casusları kitabında uzun uzun anlatılmaktadır. Gideon’un Casusları kitabının Promis ve Pollard konularında anlattıkları muhakkak okunmalıdır. Bu bilgiler ışığında Promis ile Soros’un yatırımları arasında bir bağlantı var mı diye bir soru akla gelebilir.

Anlaşılır bir şekilde Soros ve Rotschild’in aralarındaki ilişkiyi kamuoyundan gizli tutmayı tercih etmeleri onların çıkarına olduğu anlaşılabilir bir şeydir. Ancak bu gizlilik nedeni ile Soros ile iyi ilişkileri olan dostlarının City of London, İngiliz Dış İşleri Ofisi, İsrail ve ABD finansal müesses nizamı (kurulu düzeni) ile iyi ilişkilerini anlamak güçleşmektedir.

Soros’u dünyanın en başarılı spekülatörlerinden biri haline getiren piyasalardaki değişimi anlamadaki eşsiz sezgisi, yalnız çalışan, “dahi” bir finansal yatırımcı olduğuna dair kişisel mit bu yüzden yaratıldı. Oysaki onunla iş yapanlara göre Soros içerden bilgi almadan önemli bir yatırım hareketi yapmıyordu.

Soros’un Quantum Fonu yönetim kurulundan Richard Katz Rotschildlerin bir adamıdır. Katz Londra merkezli N.M. Rotschild ve Oğulları ticaret bankası ile Rotschild İtalya Milan S.p.A nın da başkanıdır. Quantum Fonu ile Rotschild ailesinin başka bir bağlantısı Quantum Fonunun yönetim kurulu üyesi Nils O. Taube’dir. Taube büyük ortağı Lord Rotschild olan Londralı yatırım grubu St.James Place Capital’in ortağıdır. Ayrıca London Times’da köşe yazarı olan Lord William Rees-Mogg’da Rotschild’lerin St.James Place Capital yatırım grubunun yönetimindedir.

Quantum Fonu ile doğrudan bağlantısı olmamasına rağmen Soros’un - 1993 altın manipülasyonu da dahil - çeşitli spekülatif anlaşmalarda sıkça ortaklık yaptığı bir kişide Rotschild ailesinin kuzeni olan Anglo – Fransız spekülatör James Goldsmithtir.

Soros kendi yatırım fonunu kurduğu 1969 yılındaki ilk günden beri başarısını Rotschild ailesinin bankacılık şebekesi ile kurduğu ilişkilere borçluydu. Soros 1960 lı yıllarda New York’ta, Bismarck dönemi sırasında Almanya’da Rotschild çıkarlarını temsil eden bir bankacılık ailesi olan Arnhold & S.Bleichroeder’nin küçük özel bankası (private bank)nda çalışmıştı.

Bugün Arnhold & S.Bleichroeder, Citibank ile birlikte Soros’un Quantum Fonlarının başlıca müşterisi durumunda. Edmond Rotschild’in Lugano’daki İsviçre merkezli Banque Privee SA’sından George C. Karlweiss ve dahası skandallar ile lekelenmiş Zurich Rothschild Bank AG de Soros’a finansal destek veriyor. Soros’un Quantum Fonu için hayati ilk sermaye ve yatırımcıların bir kısmını Karlweiss sağlamıştı.

Union Banque Privee ve İsviçre Bağlantısı

Soros’un Quantum Fonunun başka bir yönetim kurulu üyesi İsviçre’nin en tartışmalı privating banklarından birinin başı olan ve “Cenevre’nin en zeki bankacılarından biri” olarak tanımlanan ve adı çok sık skandallara karışan Edgar Picciotto’dur. Eski bir Portekizli Yahudi ticaret ailesinden olan Lübnan doğumlu De Picciotto altın ve off shore hedge fonları işinde başlıca oyunculardan biri olan Cenevre merkezli privating banklardan CBI-TDB Union Bancaire Privee’nin başıdır. Hedge fonlar bugün uluslar arası polis ajansları tarafından en hızlı büyüyen yasadışı para aklama yolu olarak tanımlanmaktadır.

De Picciotto, kendisi gibi Lübnan doğumlu olan ve şimdi Republic bank of New York’ u kontrol eden ailesi Halep/Suriye kökenli Yahudi banker Edmond Safra’nın uzun süredir iş arkadaşı ve dostudur. Rus mafyasına yönelik ABD soruşturmalarında Republic Bank’ın Milyarlarca dolar değerindeki ABD tahvilinin New York’tan Rus mafyası kontrolündeki Moskova bankalarına aktarılması olayına karıştığı belirtiliyor. Safra Türk ve Kolombiyalı uyuşturucu kaçakçılarının paralarının aklanması işine karıştığından dolayı ABD ve İsviçre otoritelerinin soruşturması altındadır. 1990 larda Safra’nın Cenevre Trade Developmet Bank(Ticari Kalkınma Bankası)’ı Picciotto’nun CBI ile birleşerek CBI-TDB Union Banque Privee’yi yarattılar. Anlaşmanın detayları bugün itibari ile gizlidir. Anlaşmanın bir parçası olarak Picciotto İsviçre’deki Cenevre Amerikan Express Bankın yönetim kurulu üyesi haline geldi ve New York Amerikan Express Banktan iki yönetici Picciotto'nun Union Banque Privee’sinin yönetimine girdi. Safra kendisine ait Trade Development Bank’ı 1980 lerde Amerikan Express’e satmıştı. Henry Kissinger, adı sürekli uluslar arası para aklama skandallarına karışan Amerikan Express Inc.’nin yönetim kurulu üyesidir.

Ç.N: Yukarıdaki satırlarda belki 70-80 arası sağ sol çatışması dahil Türkiye’nin son kırk yılının ama özellikle 90 lı yıllarının şifreleri gizlidir. Lübnan, Henry Kissinger, Cenevre, Rus, Kolombiya, Türk mafyası İtalyan bankacılar, Edmond Safra gibi Yahudi bankerler vs vs. Ancak bu konuya aşağıda değinebileceğiz. Burada özellikle belirtmek istediğimiz isim Edmond Safra’dır. Bu isim muhtemelen bir avuç insan dışında okurlara hiçbir şey hatırlatmamıştır. Oysaki Safra ismi bizde 10 yıldan az süre önce İç İşleri Bakanlığı döneminde “nüfuz casusları”, “tapınak şövalyeleri” gibi kavramlar arasında yürüttüğü yolsuzluk operasyonları sırasında Saadettin Tantan’ın bahsettiği kilit isimlerden biriydi. Tantan Safra’dan şöyle bahsetmişti: "Gümüşsuyu Caddesi'nde Türk para hareketini yönlendiren kişinin kim olduğunu eğer öğrenebilme şansınız olsaydı, yolsuzlukla mücadelenin boyutlarını daha iyi anlayabilirdiniz. Mücadelenin öyle ufak bir mücadele olduğunu düşünürseniz yanılgıya düşürseniz. İsimleri vermiyorum, arşivlerde var. O vatandaşımızın kim olduğuna, buradan niçin kaçtığına bakıldığında, Marsilya'da ölen Edmond Safra ilişkilerini araştırdığınızda bir takım gerçekler ortaya çıkar." Ayrıca Fransız Le monde Gazetesi Safra’nın ölümünü son Osmanlı zengini öldü başlığı ile vermiştir. Çünkü Safra ailesi Osmanlı döneminden beri Bankerlik ile uğraşan köklü bir ailedir. Kısacası meselenini birde tarihi boyutu vardır bugünün meselesi değildir.

De Picciotto’nun Cenevreli bir banker olarak kariyeri Londra Barings Banktan Nicholas Barring onu bankanın İsviçre’deki gizli banka işini yönetmek için Cenevre’ye göndermesi ile başladı. Barringsler yüzyıllardır İngiliz kraliyet ailesinin özel bankerliğini yapmaktaydılar ve bankaları 1995 yılında çöktüğünde, önemli bir para aklama kurumu olabileceği belirtilen Hollandalı ING Bank tarafından desteklenmişti.

Picciotto son zamanlarda istifaya zorlanan Olivetti firmasının başkanı, iş adamı Carlo De Benedetti ile uzun süreli iş ortağıydı. Her ikisi de Cenevre’deki Societe Financiere de Geneve yatırım şirketinin yönetim kurulundaydılar. De Benedetti 1980 lerin başında İtalyan Banco Ambrosiano’nun çöküşünü tetiklediği şüphesi ile İtalya’da soruşturma altında. Banco Ambrosiano’nun başkanı olan Robert Calvi Londra’da Blackfriar köprüsünde asılmış olarak bulundu. Polis bu ölümün masonik ritüelli bir cinayet olduğuna inanıyor.

De Picciotto ve bankası Union Banque Privee’nin adı birçok defa uyuşturucu ve yasadışı paranın aklanması olaylarına karışmıştı. 1994 Kasım ayında FBI ajanları multimilyon dolarlık bir uyuşturucu/kara para aklama şebekesine liderlik ettikleri suçlaması ile Picciotto’nun Cenevre Bankasında kıdemli bir yetkili olan Jean Jacques Handali ile birlikte iki UBP çalışanını tutukladı. ABD Miami Savcılık ofisine göre Handali ve Union Banque Privee, Kolombiyalı kokain ve Türk eroin organizasyonları ile bağlantılı bir uluslar arası uyuşturucu/para aklama şebekesinin “İsviçre bağlantısı”ydı. Picciotto’nun yakın bir iş ve politik ortağı gizemli silah tüccarı Helmut Raiser’dir. Raiser’in Rus - İsviçre ortak şirketi Nordex Grup’u kontrol eden tanınmış Rus organize suç örgütü lideri Grigori Luchansky ile iş bağlantıları vardır.

Soros’un Quantum fonunun başka bir yöneticisi Milano borsasında faaliyet gösteren aracılık şirketi Albertini and Co. nun sahibi Isodoro Albertini’dir. Geneva Banque Worms’dan Beat Notz Soros’un Quantum fonunun yönetimindeki bir diğer özel bankerdir. İsviçre’nin Lugano kentindeki Banca del Cerescio şefi Alberto Foglia da Quantum Fonunun yönetimindedir. 1980 lerdeki “pizza bağlantısı”(pizza connection) davasının arkasındaki eroin mafyasını da kapsayan İtalyan organize suç aileleri için güvenli bir gizli finansal merkez olarak ünlenen Lugano, İsviçre’nin Milan sınırının hemen yanındadır. The Banca del Ceresio son İtalyan politik rüşvet skandalında şimdi hapiste olan birkaç İtalyan politikacının rüşvet paralarının yatırıldığı gizli İsviçre bankalarından biri olarak tanındı.

Rothschildlerin Sponsorluğu

Soros’un Rothschild finans çevresi ile ilişkisi ne sıradan nede geçici bir bankacılık ilişkisi şeklindedir. Bu ilişki tek başına hareket eden bir özel spekülatörün sıra dışı başarısını ve şimdiye kadar izah edilemeyen yüksek riskli piyasalarda risk alma yeteneğini açıklamayı sağlamaktadır. Soros Dünya’daki en önemli yönetimlerin ve özel kanalların bazılarına içerideki adamları yolu ile erişim sağlayabilmektedir.

II. Cihan harbinden beri İsles Klübünün finansal araçlarının kalbindeki Rothschild ailesi, kendilerinin önemsizliği hakkında bir kamusal mit yaratmak için çok çaba harcadılar. Rotschild ailesi bazıları iyi Fransız şarapları yetiştirmeyi tercih eden, bazıları kendilerini hayır işlerine adamış “centilmen”, zengin bir aile imajı yaratabilmek için oldukça çaba harcadı.

Rotschildler, İngiliz dış işleri sekreteri Arthur Balfour, Filistin’de Yahudiler için ulusal bir vatan kurulması amacına İngiliz hükümetinin destek vereceğini ifade eden meşhur Kasım 1917 tarihli mektubunu (Balfour Deklerasyonu) Lord Rothschild’e yazdığından beri İsrail’in yaratılması ile ayrılmaz biçimde ilişkiliydiler.

Ailenin İsrail çöllerinin ağaçlandırılması gibi projeler için para bağışlamak gibi kamuoyu önündeki görüntülerinin gerisinde ailenin Londra kolundan N.M. Rotschild, çeşitli istihbarat operasyonlarının merkezindeydi ve uluslarası organize suç örgütlerinin oldukça karanlık grupları ile birden çok bağlantıya sahipti. Aile bu tip bağlantılarını, Zurich Rothschild Bank AG, Rothschild Italia of Milan yada Soros’un ortağı Richard Katz’ın bankası gibi oldukça az bilinen temsilcilikleri yolu ile kendinden ve Londra’daki merkezinden uzak tutmayı tercih etmektedir.

City of London’daki çevreler; Thatcher’in Tory (Ç.N: İngiliz Muhafazakar partinin tarihi adı) partisinin “serbest piyasacı” kanadı ile ilişkili olan N.M.Rotschild’in, İngiliz istihbarat sistemindeki (establisment) en etkili parçalardan biri olduğunu düşünmektedir. Rothschild ve oğulları 1980 ler boyunca Margaret Thatcher ve bugün John Major yönetiminin İngiliz devlet şirketlerine yönelik yaptığı milyar dolarlık özelleştirmelerden büyük paralar kazandı. Rothschild ler Londra Altın Borsasında günde iki kez fiyatları belirleyen en etkili beş altın ticaret bankasından oluşan grup içindeki bankaları kanalı ile dünya altın ticaretinin de tam kalbindedirler. Altın uyuşturucu ile bağlantılı ekonominin önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

Ç.N: 2002 yılında Rotschildlerin Dünya altın piyasasından çekildiğine ilişkin haberler yayınlanmıştır.

N.M.Rotschild ve oğulları ayrıca gizli servislerin en kirli silaha karşı uyuşturucu operasyonlarından bazılarına da karışmışlardı. Ancak Rotschildler İngiliz istihbarat sistemi (establisment) içinde üst düzeyde bağlantılara sahip oldukları için en kirli gizli istihbarat şebekelerinden biri olan Bank of Credit and Commerce International (BCCI) daki suç ortaklıklarından pek fazla bahsedilmemesini sağlamışlardı. Rotschildler 1970 ler ve 80 ler boyunca İngiliz MI 6, Albay Oliver North ve G.Bush’un Nikaragua kontraları gibi projeleri finanse etmek için para aklamakta kullandıkları bankaların oluşturduğu uluslararası ağın tam merkezindeydi.

ABD Temsilciler Meclisi Bankacılık Komitesi Başkanı olan Cumhuriyetçi Partiden Henry Gonzalez 8 Haziran 1993 tarihinde, önceki Bush ve Reagan hükümetlerini BCCI’a dava açılmasını sistematik olarak engelledikleri ve Adalet Bakanlığını da hem BCCI hem de Gonzalez’in BCCI ile çok yakından ilişkili olduğunu ileri sürdüğü Atlanta Georgia Banca Nationale del Lavoro skandalı (ki bu skandalda Bush idaresi tarafından Saddam Hüseyin’e 1. körfez savaşının hemen öncesinde milyarlarca dolar kredi verildiği iddia ediliyordu) ile ilgili Kongre soruşturması ile işbirliği yapmayı sürekli olarak reddettiği için suçlayan bir konuşma yapmıştı.

Gonzalez Bush İdaresini (Ç.N:Baba Bush yönetimi kastediliyor); “Bush idaresinin Adalet Bakanlığının benim kongrede bulunduğum 32 yıl içinde gördüğüm en güvenilmez ve yolsuzluğa bulaşmış Adalet Bakanlığı olduğunu söyleyebilirim” sözleri ile suçlamıştı.

BCCI, uyuşturucu parasının aklanması, yasadışı silah ticaretinin finansmanı ve yanlış banka kayıtları tutmayı içeren sayısız yasayı ihlal etti. Temmuz 1991’de New York bölge savcısı Robert Morgenthau BCCI’ya karşı “dünya finans tarihindeki en büyük banka yolsuzluğunu” gerçekleştirdiği suçlaması ile büyük jüri önünde dava açtı. Savcı “BBCI’nın 19 yıllık tarihi boyunca bir yolsuzluk, suç organizasyonu olarak faaliyet gösterdiğini” belirtti.

BCCI doğrudan doğruya Baba Bush’un Beyaz Sarayı ile bağlantılara sahipti. BBCI yöneticisi ve eskiden Baba Bush’un CIA’nın başkanı olduğu dönemde Suudi Arabistan istihbaratının başkanı olan Suudi Şeyh Kemal Adham (Kemal Adham Prens Suud El FAYSAL el Türki gibi Anne tarafından Türk’tür), ABD’de suçlanan BCCI hissedarlarından biriydi. Suçlanmasından günler sonra Bush’un beyaz sarayında çalışan eski üst düzey bir görevli olan Edward Rogers, Şeyh Adham’ı Amerika’da temsil için bir sözleşme imzalamak maksadı ile, sade bir vatandaş olarak, Suudi Arabistan’a gitmişti.

Ancak Rotschild grubunun yasadışı devasa BCCI ağının kalbinde yer aldığına ilişkin bilgiler tek bir büyük batılı basın organının haberlerinde yer almadı. Anahtar figür BCCI İsviçre’nin alt şirketi olan Banque de Commerce et de Placement SA’nın yönetim direktörü olan Dr.Alfred Hartmann’dı. Hartmann aynı zamanda Zurich Rothschild Bank AG’yi yönetti ve Londra’daki N.M. Rothschild and Sons şirketinin yönetim kurulu üyesiydi. Bunların yanında Hartmann Helmut Raiser’in iş ortağı, Picciotto’nin arkadaşı ve Nordex ile de bağlantılı bir kişiydi.

Hartmann İtalyan BNL Bank’ın İsviçre bağlantısının da başkanıydı. Bu banka Baba Bush idaresinin 1990 yılındaki Kuveyt işgalinden önce Irak’a yasadışı para transferi olayına karışmıştı. İran-Irak savaşı sırasında BNL’nin Atlanta şubesi, o zaman (Ç.N:Reagan dönemi) ABD Başkan Yardımcısı olan Baba Bush’un bilgisi ile Helmut Raiser'in İsviçre şirketi Consen’e; Arjantin, Mısır ve Irak’ın Condor II füze programını gerçekleştirebilmesi için fonlar akıttı. Hartmann başka bir gizli Privating Cenevre Bankası olan Bank of NY-Inter-Maritime Bank’ın da başkan yardımcısıydı. Bu bankanın başkanı 1980 lerin sonları boyunca Albay Oliver North’un silah için uyuşturucu şebekesinin yasadışı finansal destekçilerinden biri olan Bruce Rappaport’du. Ayrıca Oliver North yasadışı fonlarını gizlemek için tercih ettiği bankalardan biri olduğu için BCCI’da kullanmıştı.

Rich, Reichmann, ve Soros'un İsrail Bağlantıları

ABD Dış İşleri Bakanlığı’ndan Soros vakıasını iyi bilen eski istihbarat subaylarının raporlarına göre Soros’un Quantum Fonu, Eylül 1992’de Avrupa’daki para istikrarını tahrip etmek için Soros’un paralarını kullanmasına imkan veren güçlü bir “sessiz” yatırımcılar grubunun yardımı ile 10 milyar $ dan fazla kazanç elde etti.

Bu kaynaklar Soros’un sessiz yatırımcıları arasında, İsviçre Zug merkezli kaçak metal ve petrol tüccarı Marc Rich ve bütün Asya ve Yakın Doğuda önemli bir silah tüccarı olarak faaliyet gösteren on yıllardır Mossad üyesi olan Shaul Eisenberg’in olduğunu söylüyorlar. Eisenberg son zamanlarda yönetim tarafından büyük sahtekarlık ve yolsuzlukla suçlandığı Özbekistan’da iş yapmaktan yasaklandı. Sorosun üçüncü bir ortağı ise eskiden Londra’da Mossad’ın İngiliz İstihbaratı nezdindeki iletişim subayı olan İsrail’li “Kirli Rafi” Eytan’dır.

Rich 1989 ve 1993 yılları arasında Sovyetler Birliği ve Rusya’da petrol, alüminyum ve diğer ticari malların ticaretini yapan batılı tüccarların en aktiflerinden biridir. Durum tesadüfi değildir. Bu Grigori Luchansky’nin Nordex grubunun Rus petrol, alüminyum ve diğer ticari mal satışları ile multimilyar dolarlık bir şirket haline geldiği zaman periyodudur.

Kanadalı gayrımenkul girişimcisi Paul Reichmann, Soros gibi Macaristan doğumlu bir Yahudi ve 525 milyon $ lık gayrimenkul yatırım fonu Quantum gayrımenkul şirketinde Soros’un iş ortağı.

Recihmann, Soros ve hatta Henry Kissinger ve Kissinger ve ortakları şirketinin bir üyesi olan eski Tory partisi dış işleri bakanı Lord Carrington ile bağlantılıdır. Reichmann hem Kissinger ve hem de Carrington ile etkili İngiliz-Kanadalı yayıncılık grubu olan Hollinger Inc.’nin yönetim kurulunda birlikte görev yapmaktadırlar. Hollinger grubu Kanada, ABD’de çok sayıda gazeteye sahip oldukları gibi London Daily Telegraph ve İsrail’deki en büyük İngilizce yayın yapan gazete olan Jerusalem Post’unda sahibidirler. Hollinger grubu Clinton’un seçildiği Kasım 1992 yılından beri Başkan Clinton’a ve Ortadoğu barış sürecine saldırmaktadırlar.

Soros ve Jeopolitik

Soros, İsles Kulübünün ekonomik ve finansal savaşlar için kullandığı önemli araçlardan biri olmaktan biraz daha fazlasıdır. Soros’un bu çıkar grupları ile bağlantıları o tarihte henüz bilinmediği için 1992 ve 1993 yılında Avrupa Kur Mekanizmasına saldırısını başlattığında oligarşiye oldukça faydalı bir biçimde hizmet etmişti.

Soros’un spekülasyonu İngiliz Sterlininin Avrupa Kur Mekanizmasının (ERM) bütünü ile dışında tutulmasında önemli bir rol oynamasına rağmen bu hareketi “Anti - İngiliz” olarak görmek bir hata olacaktır. Soros ilk kez Londra’ya gittiğinde London School of Economics’de Karl Popper ve Friedrich von Hayek ile birlikte çalışmıştı.

Soros’un Sir James Goldsmith ve Lord Rothschild ile iş ilişkileri onu İngiliz çekirdek devletinin (establishment) Thatcher kanadının iç dairesine yerleştirdi. Soros Eylül 1992’de Avrupa Kur rejimine saldırarak –ki bu süreçte İngiliz vergi mükelleflerinin sırtından 1 milyar dolardan fazla para kazanmıştır- “Anti – Avrupacı” Thatcheristlerin İngiltere’yi Avrupa Kur rejiminin dışında tutmasına yardım ederek Thatcheristlerin kıta Avrupasının ekonomik istikrarını zayıflatma temelli uzun vadeli amacına yardım etti. Kıta Avrupa ekonomilerinin, özellikle Almanya’nın, Rusya ve diğer Doğu Avrupalı ülkeler ile herhangi bir başarılı ekonomik işbirliğini her halükarda engellemek 1904’den beri İngiliz Jeopolitik stratejisinin unsurları arasındadır.

Soros’un kişisel duruşu üç yıl önce yeniden birleşen Almanya’ya karşı Şansölye Helmut Kohl’u Adol Hitler ile karşılaştırarak “Birleşik Almanya=4.Reich” şeklinde nefret kampanyası başlatan Tory partisinin Thatcher kanadı ile paraleldir. Soros kişisel olarak aşırı derecede Anti Almandır. Onun 1991 de yayınlanan otobiyografisinde Soros; “yeniden birleşen Almanya Avrupa’nın dengesini alt üst edecektir. ... Savaş arası (1. ve 2. Dünya savaşı arası dönem kastediliyor) senaryosunun nasıl yeniden oynatılacağını anlamak kolaydır. Birleşik bir Almanya en güçlü ekonomik güç haline gelecek ve Doğu Avrupayı kendi lebensraum (yaşam alanı) haline getirecektir. … potansiyel bir tehlikeli karışım.” şeklinde yazmaktadır. Soros’un Alman ekonomisine ve marka yönelik son açık saldırıları temelde bu jeopolitik bakış tarafından motive edilmiştir.

Soros Baba Bush’un ABD istihbarat topluluğu ve finans dünyasındaki çevresine çok yakındır. Soros’un ana bankacılık vasisi ve Avrupa kur rejimine 1992 yılındaki saldırısında başlıca borç vericisi olarak ünlenen ülkenin en büyük bankası olan Citicorp NA’dır. Citicorp bir kredi kurumundan fazlasıdır; Citicorp Amerikan liberal kurulu düzeninin çekirdeğidir. 1989’da Almanya’nın yeniden birleşmesi gerçek bir olasılık haline geldiğinde Citicorp’un bir kıdemli yetkilisi ve Demokratların başkan adayı olan Michael Dukakis'in Başkanlık kampanyasının eski bir danışmanı bir Avrupa iş topluluğu önünde yaptığı konuşmada “Almanya’nın birleşmesi bizim çıkarlarımız için bir felaket olacak; böyle bir durumda biz Mark’ın %30 luk keskin bir düşüşünü garantiye almak için önlemler almalıyız. Böylece Almanya Doğu Almanya’yı yeni Avrupa’nın ekonomik motoru olarak yeniden inşa etme imkanına sahip olamaz” demiştir.

Ç.N:Yazarın yazısının bu bölümü klasik Anglo Sakson – Alman/Kıta Avrupası rekabetinin derin izlerini taşımaktadır. Ancak Almanya’nın birleşmesi konusuna Anglo Sakson cephenin verdiği tepki konusunda yazdıkları doğrudur. Benzer bir tepkiyi Fransızlarda vermiştir. Herkesin malumu olduğu gibi Avrupa üzerine Anglo Sakson – Fransız – Germen güç mücadelesi modern dönemin en büyük savaşlarına yol açmıştır. Aşağıdaki satırlarda bui açıklama bağlamında okunmalıdır.

Soros 1993 de Markı aşağı çekmek için çağrıda bulunurken 1992 nin sonundan itibaren kendisini “Fransız çıkarlarının bir dostu olarak” kendini tasvir etmek için Fransız medyasında güçlü bir oyun oynadı. Soros’un Fransız kurulu düzeninin önemli figürleri ile ve özellikle Bank of France’in başkanı Jan Claude Trichet ile yakın oldu bildirilmektedir. Aslında Soros Almanya’ya karşı 1.Dünya savaşını hızlandıran eski entente ittifakını seslendirmektedir.

Soros Nazilerin Macaristan’ı yönettikleri savaş sırasında bir Yahudi olarak “çifte kişilik” adını verdiği yöntemle hayatta kaldığını kabul ediyor. Soros son zamanlarda “ Ben benim bütün hayatım boyunca pratik olarak çift kişilik ile yaşadım” dedi. “Bu 14 yaşında Macaristan’da başladı. O zaman bir Yahudi olarak işkenceden kaçmak için sahte kimlik kullandım”. Soros bir radyo mülakatında savaş sırasında Macaristan’da babasının ona Nazi belgeleri verdiğini ve kendisinin zengin Yahudilerin mülklerini yağmaladığını kabul etti. Daha ileri araştırmalar bu operasyonun muhtemelen SS ler tarafından yönetildiğini göstermekte.

Soros savaşın bitiminden itibaren iki yıl geçene kadar Macaristan’dan ayrılmadı. Soros ve arkadaşlarının, özellikle Doğu Avrupa’da, Soros’un herhangi bir politik muhalifine medya üzerinden “anti-semitik” diye saldırmasına rağmen Soros’un Yahudi kimliği onun için ahlaki bir temel sağlamaktan ziyade sadece faydacı bir değerdi. Kısacası genç Soros fırsatçı ve hırslı bir kişiydi ve savaş sonrası İngiliz istihbarat şebekesi için ideal bir adaydı.

Soros Doğu Avrupa’ya Saldırıyor

Soros bütün Doğu Avrupa’da ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinde en az 19 tane “hayırsever” vakıf kurdu. O eski Yugoslavya’da Joan BAEZ gibi şarkıcıların “barış” konserlerine sponsorluk yaptı ve Genç Doğu Avrupalıların Oxford Üniversitesine gönderilmesine yardım etmekte. Soros, kendini bir model vatandaş imajı içinde sunuyor.

Gerçek ise farklıydı. Soros 1989’dan beri Doğu Avrupa’nın gelişen ekonomilerine uygulanan “şok terapiden” kişisel olarak sorumluydu. Soros, Doğudaki kırılgan yeni yönetimlerin kendisi, Marc Rich ve Shaul Eisenberg gibi finansal yırtıcı arkadaşlarının Doğu Avrupa’nın geniş kaynaklarını çok ucuz fiyatlara yağmalamasına imkan veren en gerçeklik dışı ekonomik çılgınlıkları içeren politikaları uygulamasını bilinçli olarak destekledi. Burada Soros’un doğudaki “hayır” işlerinin tarihinin temsili bir örneği bulunmakta:

Polonya :1989’un sonunda Soros Başbakan Mieczyslaw Rakowski’nin “reformcu” komünist yönetimi ile o zaman yasadışı olan Dayanışma sendikasının liderleri arasında bir gizli toplantı organize etti. Konuyu iyi bilen Polonyalı kaynaklara göre 1989 yılındaki toplantıda Soros Polonya planını ortaya çıkardı: Komünistler, halkın güvenini kazanmak için Dayanışmanın yönetimi ele geçirmesine izin vermeliydiler. Soros astronomik faiz oranlarını ile borç vererek, devlet kredilerini keserek ve firmaların üzerine ödeyemeyecekleri borç yükleri yükleyerek devletin endüstriyel ve tarımsal girişimlerinin iflas ettirmek zorunda olduğunu söyledi. Bunlar yapılınca varlıklı uluslararası iş adamı arkadaşlarını, özelleştirilecek devlet teşekküllerinin müstakbel alıcıları olarak Polonya’ya gelmeleri için cesaretlendireceğine söz verdi. Bu özelleştirme planının son bir örneği büyük çelik fabrikası Huta Varşova’nın özelleştirilmesi vakıasıdır. Çelik sektörü uzmanlarına göre bu modern kompleksi bir batılı şirket yeniden inşa etmeye kalksa 3-4 milyar $ a mal olacaktır. Birkaç ay önce Polonya yönetimi Huta Varşova’nın borçlarının üstlenmeyi ve girişimi borçsuz olarak bir Milano şirketi olan Lucchini’ye 30 milyon dolara satmayı kabul etti.

Soros arkadaşı olan ve bir zamanlar Bolivya hükümetine ülke ekonomisinin kokain ticareti tarafından ele geçirilmesine yol açan ekonomi politikalarında danışmanlık yapan Harvard üniversitesi ekonomisti Jeffery Sachs’ı işe aldı. Polonyadaki planlarını daha da geliştirmek için Soros sahip olduğu çok sayıdaki vakıftan biri olan ve Sach’ın 1989-90 yıllarında Polonya’daki çalışmalarının resmi sponsoru olan Stefan BATORY vakfını kurdu.

Soros: “Ben, Walesa’nın baş danışmanı Bronislaw Geremek ile yakın kişisel bağlantılar kurdum. Ayrıca devlet başkanı Jaruzelski’nin vakıflarım için desteğini aldım.” Soros ayrıca Polonya şok terapisinin tanınmış isimlerinden Finans bakanı Leszek Balcerowicz’in gölge danışmanı Witold Trzeciakowski ile yakın şekilde çalıştı. Soros Sach’ın şok terapi yöntemini Polonya’da ilk uygulayan Balcerowicz ile ilişkilerini de geliştirdi. Soros; “Walesa’nın büyük ölçüde Batının baskısı ile başkan olduğunda Balcerowicz’i bakan olarak atadığını belirtiyor.” Balcerowicz endüstri devlet kredilerinin kesilmesi nedeni ile iflas ederken maaşları dondurdu. Endüstriyel üretim 2 yılda %30 dan fazla düştü.

Soros ilerleyen dönemlerde şok terapinin devasa boyutta işsizliğe, fabrikaların kapanmasına ve sosyal rahatsızlıklara neden olacağını bildiğini kabul ediyor. Bu sebeple halkta 08.07.2008
Bu yazı 1540 defa okundu.

Diğer Yazıları