YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

Türklerin Uğradığı Zulümler

Güzel Aydınımızın güzel insanları.

Tarihimizi iyi bilmek, bu cennet vatanımızın Türkiye’mizin geleceği çocuklarımıza, torunlarımıza tarihimizi öğretmek her Türk vatandaşının asli görevidir. Tarihi öğrenmek demek bu vatanı bize emanet eden ecdadımızı- atalarımızı tanımak, geçmişte ülkemizi yönetirlerken yaptıkları hataların nedenlerini ve sonuçlarını araştırmak ve bir daha ayni hataları tekrarlamamaktır.

Bu çok önemli konuya Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu eşsiz lider büyük Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK “Türk Çocuğu Ecdadını Tanımadıkça geleceğe güvenle bakamaz” diyerek işaret etmiştir.

Duyarlı ve bilgili olmak zorundayız….

Aşağıdaki bölüm, Sayın Justin McCarthy tarafından yazılan ve Sayın Bilge Umar tarafından dilimize çevirisi yapılan ve1998 yılında İnkılap Yayı evi tarafından yayınlanan “ÖLÜM VE SÜRGÜN” isimli “OSMANLI MÜSLÜMANLARINA KARŞI YÜRÜTÜLEN ULUS OLARAK TEMİZLEME İŞLEMİYLE İLGİLİ GERÇEKLERİ AÇIĞA ÇIKARMAK” amacındaki kitabın internette yayınlanmış tanıtım bölümünden alınmıştır.

HAZIRLAYAN : Özüm S. UZUN     25 Mart 2005

H.KANARGI: Aşağıdaki bu bilgilerin ışığında zulümleri tek tek inceleyelim.

TÜRKİYE`NİN YENİ POLİTİKASI:IRAK TÜRKLERİ`NE BULGAR TÜRKLERİ MODELİ

30 Ocak seçim sonuçları, işgalci güçlerin göz yumduğu hile ve ihlâller sonucunda hem Irak içi dengelerde, hem de bölge ülkelerinin Irak politikalarında önemli değişimlere neden olmuştur. Sınır komşusu olmasının ve güvenlik nedenlerinin yanı sıra, ortak kültüre sahip olduğu soydaşlarının vatanı olan Irak, Türkiye için her zaman önemini korumuştur. Ancak Irak’ın Türkiye için önemi, Türkiye’nin akılcı ve uzun vadeli Irak politikası oluşturup uygulamasına yetmemiştir.  Böylelikle son dönemde meydana gelen Irak`taki değişimler, Türkiye’nin “Kendi ayaklarınız üzerinde durun” ifadesiyle gündeme gelen yeni Türkmen politikasına neden olmuştur. Bu yeni politikanın özünde Türkmenlere Bulgar Türkleri modeli örnek olarak gösterilmektedir. Gerçekten Bulgar Türkleri, Türkmenler için iyi bir model midir? Bulgar Türkleri ve Türkmenler aynı koşullarda mıdır? Irak ve Bulgaristan’daki şartlar birbirine benzemekte midir? Bu soruları yanıtlayabildiğimiz takdirde Türkiye`nin yeni politikasını daha doğru tahlil edebiliriz.  

BULGAR TÜRKLERİ

Türklerin Bulgaristan`da görünmeleri 14. yüzyıla rastlamaktadır. 1385`te Sofya`nın Osmanlı hakimiyetine girmesiyle Bulgaristan, Türklerin eline geçmiş ve 500 yıl süren Türk idaresi dönemi başlamıştır. 16. yüzyıl başlarında Celali isyanları sırasında bazı Türk gruplarının Bulgaristan`a göç ettiği de bilinmektedir. Bulgaristan, Osmanlı Devletinin Balkanlar`da ilk büyük toprak kaybına uğradığı 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra imzalanan Berlin Anlaşması ile kurulmuştur. 1912-1913 Balkan Savaşından sonra Batı Trakya ve Rodoplar bölgesinde 9 Türk ilçesi Bulgaristan`a katılmıştır. Son olarak bir Türk bölgesi olan Güney Dobruca toprakları 1940 senesinde Romanya`dan alınıp Bulgaristan`a verilmiştir.

Bulgaristan, kurulduğu günden beri Türkler`i Balkanlar`dan uzaklaştırmaya çalışmıştır. 1900 `lü yılların başından itibaren Bulgaristan, Türk nüfusunu katliamlarla ve göçlerle yok etmeye çalışmıştır. Bu yöntemlerin işe yaramadığı anlaşıldığında inkâr ve asimile yolları denenmeye başlanmıştır.

Bulgaristan`da 1879, 1947 ve 1971 senelerinde üç ayrı Anayasa uygulanmıştır. Bu üç Anayasada da azınlık hakları teminat altına alınmıştır. 1971 yılında halk oylaması ile kabul edilen Dimitrov Anayasası`nın 35. maddesinin 1. bendinde Bütün vatandaşların kanun önünde eşit olduğu, 2. bendinde Haklarda; milliyet, din, köken, cins, ırk, öğretim, sosyal ve maddi durum ayrımına dayanan hiçbir imtiyaz veya kısıtlamaya meydan verilmeyeceği ifade edilmektedir. Aynı maddenin 4. bendinde de “Irk, milliyet veya din mensubiyeti yüzünden insana karşı nefret telkin edilmesi veya insanın aşağılanması yasaktır ve cezalandırılır” denilmektedir. [1] Bütün bu Anayasa hükümlerine rağmen 1944 senesinden sonra Türk okulları kapatılmaya başlanmış ve 1959/1960 öğretim yılında Türk okullarının hepsi kapatılarak Türk çocukları Bulgar okullarında okumaya mecbur edilmiştir. 1961 senesinde ilk isim değiştirme uygulamaları başlamıştır. Çocuk yuvalarında ve yatılı okullarda Türkçe konuşmak yasaklanmış, 1971 senesinden itibaren diğer okullardaki Türkçe dersler azaltılmış ve 1974 senesinde Türkçe bütün okullarda yasaklanmıştır. Hatta daha sonraları aile içinde bile Türkçe konuşmak cezalandırılmıştır. Gelenek ve göreneklerin, sünnetin, dini inanç ve adetlerin yasaklanmasının ardından isim değiştirme uygulamaları devam etmiş ve tüm bu baskı ve zulümler 1989`da başlayan göç akınına neden olmuştur. [2]

Bu arada Türk basını ve kamuoyu soydaşlarımıza sahip çıkmıştır. Büyük kentler ve üniversitelerde düzenlenen çeşitli toplantılarla Bulgarlar protesto edilmiştir. Ankara Üniversitesi Senatosunun yayınladığı 8 Şubat 1985 tarihli bildiri ile Bulgaristan Türklerine karşı yapılan zulüm, baskı ve soykırım sert bir dille kınanmıştır. Daha sonra Üniversiteler arası Kurul ve diğer üniversiteler de buna benzer bildiriler yayınlamıştır. 19 Şubat 1985'te KKTC Kurucu Meclisi, Bulgaristan Türklerine uygulanan terör ve baskı politikasını kınamıştır. Ocak ve Şubat aylarında bazı hükümet yetkilileri konuyla ilgili, basına çeşitli demeçler vermişlerdir. Milli Eğitim Bakanı Metin Emiroğlu, Sofya'da yapılan bir BM toplantısında konuyu gündeme getirmiş, Başbakan Özal, BM'lerin 40. kuruluş yıldönümü nedeni ile Genel Kurulda yaptığı konuşmada Bulgarları kınamıştır Ayrıca San Francisco’da yapılan NATO Genel Kurul toplantısında da bu insanlık dışı muameleler kınanmıştır. Hatta bu protesto ve kınamaların sonrasında Türkiye ve Bulgaristan arasında karşılıklı nota düellosu başlamıştır. [3]

1980`li yılların sonunda diğer demirperde ülkelerindeki diktatörler gibi Bulgaristan Devlet Başkanı Jivkov da alaşağı edilmiştir. 1990 seçimlerinde Türkler, Ahmet Doğan liderliğinde Halk ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) ile 23 milletvekilliği kazanmayı başarmıştır. Aynı zamanda 1992/1993 öğretim yılından itibaren okullarda Türkçe yasağı kaldırılmış, ilk ve orta okullara haftada 4 saat Türkçe dersi konulmuştur. Bulgar Devletinin mevcut Anayasasına ve imzaladığı uluslar arası anlaşmalara göre de Türkçe`nin bir azınlık dili olarak okutulması kanuni bir yükümlülüktür.

IRAK TÜRKLERİ

İslamiyet sonrası dönemde Türkmenlerin Irak topraklarına ilk ayak basmaları Hicri 54 (Miladi 674) yılında Emevi hükümdarlarından Ubeydullah bin Ziyad’ın Basra’ya Buhara’dan 2000 Türk getirmesiyle gerçekleşmiştir. I. Dünya Savaşından itibaren Irak’ın işgal edilmesi ve Milletler Cemiyeti kararı ile Musul`un Irak`a terk edilmesiyle birlikte Kerkük ve Musul, İngiliz sömürgesi haline gelmiştir. O günden itibaren de Türkiye, sınırın ötesinde kalan soydaşlarını Irak devletine emanet etmiştir.

Irak Türklerini Bulgar Türklerinden farklı kılan en belirgin özellik, Irak Türklerinin Irak devletinin kurucu unsurlarından olmalarıdır. Bulgar Türkleri gibi azınlık değildirler. Bu nedenle hakları, azınlık hakları çerçevesinde kabul edilemez. Diğer gruplar gibi eşit haklarla Irak`ın siyasi, ekonomik ve kültürel hayatında yer almaları gerekmektedir.

Irak Devletinin 1925 tarihli ilk Anayasasında Irak halkının Arap, Türk ve Kürt unsurlardan oluştuğu kabul edilmiş ve 6. maddesinde Iraklıların din ve millet ayrımı gözetmeksizin eşit olduğu vurgulanmıştır. Anayasanın 16. maddesi ise, toplulukların kendi dilleriyle eğitilmek üzere okullar açabilme hakkına sahip olduklarını hükme bağlamıştır. 1932 Deklarasyonu’nda da “Bireylerin Temel Hak ve Hürriyetleri” bölümünde Türkmen bölgesindeki eğitim ve mahkeme dilinin Türkçe olacağı belirtilmiştir. Kraliyet döneminde Türkçe eğitim/öğretim kaldırılmış, parti ve sivil toplum örgütlerinin kurulması yasaklanmıştır. 1958 Anayasa’sında Araplar ve Kürtler bu vatanda ortaktır denilerek, Irak Türkmenleri yok sayılmış, 1959’da Türkmenler büyük bir katliama uğramıştır. 1963 iktidar değişimi ile birlikte yeni Anayasa oluşturulmuş, burada da Türkmenlerden bahsedilmemiştir. 1968’de Baas rejiminin kurulmasıyla birlikte yeni bir Geçici Anayasa hazırlanmış, bu Anayasa`da da Türkmenler yer almamıştır. 1970 yılında Baas partisi, bazı siyasi mülâhazalarla Irak Devrim Komite Konseyinin kanun hükmündeki kararı ile, Türkmenlere ilkokullarda Türkçe okutulması ve Türkçe gazete çıkarılması gibi bazı kültürel haklar tanımış ise de daha sonra Türkçe eğitim uygulaması kaldırılmış, Arapça eğitime dönülmüştür. Bu kültürel haklar çerçevesinde oluşturulan bazı kuruluşlardaki yönetim, Baas Partisi yanlısı kişilere tevdi edilerek, samimi olmayan bu haklar kullandırılmamıştır. Baas Partisi döneminde Tarım Reformu Yasası ile de Türkmenlerin verimli topraklara sahip olması kısıtlanmıştır.

Saddam yönetimi tarafından bir tehdit olarak görülen Türkmenler, Araplaştırabilmek amacı ile baskı, tehdit, göçe zorlama, kimlik değiştirme, zorla Baas’ın milis güçlerine katılma, topraklarına zorla el koyma yöntemleriyle asimile edilmeye çalışılmışlardır. Baas rejiminin uyguladığı politikalar kısa zamanda kamu alanlarını aşarak özel hayata ve aile ilişkilerine karışmaya başlamıştır. Açık yerlerde Türkçe konuşmayı yasaklamakla yetinmeyen Irak yönetimi, telefonda kendi aileleriyle Türkçe konuşanları dahi cezalandırma yoluna gitmiştir.

Uzun tartışmalardan sonra Irak’ta 8 Mart 2004 tarihli bir Geçici Anayasa ilan edilmiştir. 62 maddeden oluşan bu Anayasa, Türkmenlere bazı haklar tanımış olsa da, Irak’ın bir federal devlet olduğunu, Arapça ve Kürtçe’nin ülkenin resmi dili olduğunu ve Kürdistan bölgesinin resmen tanındığını kabul ve ilan etmiştir. [4]

Tarih boyunca Irak Türklerine uygulanan baskı, zulüm, hatta katliam Türkiye tarafından gerektiği kadar önemle ele alınmamıştır.  Irak Türkleri bir anlamda kendi kaderleriyle baş başa bırakılmışlardır.

BULGARİSTAN VE IRAK

Bulgar Türklerinin, kendi çabalarıyla demokratik bir sürecin sonucunda haklarını siyasal arenada kabul ettirdikleri yadsınamaz. Ancak Bulgaristan`ın içinde bulunduğu durumun da bu sürece katkı sağladığı ortadadır. Örneğin, HÖH Başkan Yardımcısı ve Şumnu Bölgesi milletvekili Kasım Dal, kaybedilen hakların özellikle AB sürecinde yavaş yavaş iade edilmeye başlanarak azınlıklar üzerindeki baskıların da yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığını söylemiştir. [5] Demek ki AB süreci, azınlık haklarını dolayısıyla Bulgar Türklerinin haklarını garanti altına almıştır. Aynı zamanda, Bulgaristan’daki ve Irak’taki demokratikleşme süreci kıyaslandığında kuşkusuz Bulgaristan daha deneyimlidir.

Irak`taki koşulların Bulgaristan`dan oldukça farklı olduğunu söylersek yanlış olmayacaktır. Irak'taki koşullar Bulgaristan'a göre çok daha ağırdır. Ülke işgal altındadır. Iraklıların, özellikle bazı etnik grupların sandığa gitmeleri büyük ölçüde engellenmiştir. Sandıklar çalınmıştır. Türkmenler üzerinde ağır baskı oluşturulmuştur.  Nüfus sayımı yapılmadan, işgâlin gölgesinde gerçekleşen 30 Ocak seçimlerinin sonuçları Türkmenlerin hak ettikleri derecede temsilini engellemiş, kurucu unsurlardan biri olarak kabul edilmesini de zora sokmuştur. Hatta Barzani, ‘Irak’ta iki temel ulus vardır. Kürtler ve Araplar. Türkmenler, Asuriler, Keldani, Ermeniler yönetimde söz sahibi olamaz’ diye bir beyanda bulunmuştur.

SONUÇ

Büyükelçi Osman Korutürk, "(…) Demokratik süreçte Irak Türkmen Cephesi'nden daha geniş, daha kapsamlı, Irak Türkmenler Cephesi denilebilecek bir demokratik örgütlenme yapabilirler. Türkmenler, bugün Irak'ın 3. büyük etnik grubu. Bu ağırlıklarını siyasete, idareye taşıyabilirler. Bulgaristan Türkleri gibi. Bulgaristan'da Türkler ülke siyaseti ve yönetiminde ağırlıklı, etkin bir yere sahipler. Diğer yerlerde de örnekleri var. Irak Türkmenleri de bu düzeye gelebilir" demiştir. Büyükelçi Korutürk, bu yaklaşımın yanlış anlaşılmaması gerektiğini vurgulayarak "Bu, Türkiye'nin desteğinin ortadan kalktığı veya kalkacağı gibi anlaşılmasın. Türkiye'nin desteği elbette her zaman sürecektir. Çerçevesini çizdiğimiz yaklaşım, Irak Türkmenlerinin de isteğidir. Demokratik olgunluk, siyasi gelişme konusunda onların isteği aynı yönde. Nitekim, Türkmenlerin değişik grupları bir araya gelerek geniş "Demokrasi ve Birlik Platformu" oluşturdular. Daha geniş tabanlı bir örgütlenme kararı aldılar. Biz, bu adımları atmalarının, kendi içlerinde siyasi örgütlenmeleri yapmalarının, demokratik şekilde kurultaylarla liderlerini seçmelerinin doğru olacağını düşünüyoruz. Böylece kendi büyüklükleriyle orantılı şekilde Irak'ın siyasetinde, yönetiminde etkin olmalarının mümkün olacağına inanıyoruz. Bu 3. büyük etnik grup olarak onların hakkı. Bu süreçte elbette Türkiye'nin deneyim, bilgi, teknoloji desteği sürecektir." Kısaca, Büyükelçi Osman Korutürk`ün sözleriyle gün ışığına çıkan Türkiye’nin yeni Türkmen politikası, “Kendi ayaklarınız üzerinde durun”dur. Tıpkı Bulgar Türkleri gibi. Oysa yukarıda da belirtildiği gibi Bulgar Türklerinin ve Irak Türklerinin maruz kaldıkları baskılar ve zulümler ortak olsa da Bulgaristan ve Irak`ın özel koşulları bu iki grubu kıyaslamamızı zorlaştırmaktadır. Bulgaristan`da yönetimin Türk nüfusu asimile etmeye yönelik uygulamaları varken, Irak`ta tüm Kürt partilerinin ve hatta Kürt halkının Türkiye ve Türkmenlere hasım haline getirildiği bilinmektedir. Daha önce de değinildiği gibi demokrasi ve uzlaşma kültürünün olmadığı, kuvvetlinin haklı olduğu aşiretsel bir düzenin bulunduğu, istikrarın ve güvenliğin sağlanamadığı ve adalet kurumlarının çalışmadığı bir ülkede Türkmenlerin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini savunmak, Türkmenleri gözden çıkarma anlamına gelmektedir. Türkiye’nin Batı Trakya, Bulgaristan Türkleri ve hatta 1960`lardan beri Kıbrıs Türklerine ilişkin bir politikasının mevcudiyeti ortadadır. Ancak maalesef Türkiye’nin 1920’li yıllardan günümüze kadarki Irak’a yönelik politikasında bir Irak Türkleri politikası olmamıştır.

Türkmenlerin, bağımsız olarak siyasal örgütlenmelerini oluşturmaları en temel haklarıdır. Eğer Türkiye’nin yeni politikası, bu sürece dahil olmamayı ifade ediyorsa, zaten temel yanlış şimdiye kadar bu oluşuma karışmakla gerçekleşmiştir. Bundan sonra Türkmenlerin kendi içlerinde demokrasi çerçevesinde siyasal örgütlenmelerini oluşturmaları tabii ki desteklenmelidir. Diğer taraftan Türkiye’nin yeni politikası, Irak’taki gelişmelere seyirci kalınması anlamı taşıyorsa sadece Türkmenler için değil, Türkiye’nin bölgesel ve ulusal güvenliği açısından da oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Irak devleti yeniden yapılandırılmaktadır ve bu yapılanma, başka ülkelerin çıkarlarına hizmet etmemelidir. Tüm Iraklılar, devletlerini kurma sürecinde nüfusları oranında söz sahibi olabilmelidirler. Bu bağlamda Türkiye, gücü dahilinde Irak’taki gelişmelerle yakından ilgilenmeli, bölgesel güç niteliğine yakışır devlet politikaları uygulamalıdır.

[1] “Bulgaristan Türkleri,” http://rumeliturk.tripod.com/tarih/bulgaristanturkleri.htm

 [2] “Bulgaristan Türkleri,” http://rumeliturk.tripod.com/tarih/bulgaristanturkleri.htm

 [3] “Bulgaristan Türkünün Tarihsel Dramı,” http://www.westtrakien.com/balkanlar/bulgaristandatuerkluek

 [4] Irak Türkleri ile ilgili daha fazla bilgi için Bkz. Habib Hürmüzlü, “Irak`ta Türk Varlığı,” 2023, Sayı 47, 15 Mart 2005.

[5] Erhan Başyurt, “Bulgar Türkleri Memnun,” Zaman, 27/03/2001

 Saygılarımla.. 11.06.2008

 

29.07.2008
Bu yazı 948 defa okundu.

Diğer Yazıları