YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Halil Kanargı

Washington'ın bakışı değişiyor

Jones'un telgrafının en sonundaki "YORUM' bölümü de, Gülen hakkında "laikçi' kesimin kuşkularını dinlemeye alışmış bir Amerikalı diplomatın, farklı yaklaşımlar işittikten sonraki yeni değerlendirmesini yansıtıyor:

"Gülen'e akademik, mesleki ve dinî açıdan hayranlık duyan ya da onun takipçisi olanların oluşturduğu bu etkileyici grubun ortaya koyduğu Fethullah Gülen portresi ile, Gülen'i, entrikalar çeviren, Türkiye'yi İran'dan pek de farkı olmayan şeriata dayalı bir İslamî devlete dönüştürme planı yapan bir kripto-Molla olarak gören laikçi algılamalar arasında ışık yılları var. Bu konuklar, Gülen'in günümüz Türk hayatıyla ve modern dünyayla uyumlu ve bağdaşık bir aydınlanmış İslam için model ve hatta Türkiye'nin her iki taraftaki radikalleşmiş unsurlar tarafından da istismarını önlemek için bir ihtiyaç olduğuna açıkça inanıyorlar. Onlar, Gülen'in laik devlet aygıtıyla yaşadığı sorunları, devletin 'herşeyi denetleme' ihtiyacına bağlıyorlar ve bu darkafalılığa örnek olarak, Türk hükümetinin Rum Ortodoks Patriği'nin unvanındaki 'ekümenik' kelimesine duyduğu soğukluğu gösteriyorlar. En etkileyici olan ise, kendi içinde bariz birçeşitlilik taşıyan, kimi alkollü içki içen kimi içmeyen, kimi örtünen kimi örtünmeyen bu gruptakilerin kendi aralarındaki hoşgörü ve mesleki işbirliği tablosuydu.'

"Hoca, Humeyni gibi değil...'

Amerikalı diplomatların Gülen'e olan ilgisi, 2008 sonrasında birkaç konu başlığında yoğunlaşmış; Gülen cemaatinin siyasi gündemi, AKP hükümetiyle ilişkileri, Ergenekon soruşturmasındaki rolü ve Kürt meselesininçözümünde bir işlev üstlenip üstlenemeyeceği bu konu başlıkları arasında yer alıyor. Tabii, Gülen hareketinin dünyanın dört yanındaki faaliyetlerinin incelenmesi, Türkmenistan'dan Avusturya'ya kadar birçok ülkedeki okulların gezilerek rapor tutulması da Amerikan diplomatik mesaisinin parçası. Diğer konularla ilgili belgelere geçmeden, önce, 25 Temmuz 2008 tarihinde, dönemin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'ın onayıyla Washington'a gönderilen "Türk Gülenci okullar: Ya her yerde ol, ya hiçbir yerde olma' başlıklı telgrafa bakalım.

Bu telgrafta Amerikalı diplomatların Ankara'daki Samanyolu Lisesi'ne yaptıkları ziyarette edindikleri izlenimler ve gerek okulçalışanlarının, gerekse Türkiye ve diğer ülkelerdeki cemaat okulları hakkında bilgi sahibi diğer kişilerin Amerikalılara anlattıkları geniş yer tutuyor.

Telgrafın en sonundaki "YORUM' bölümü, Amerika'nın bu okullara ve cemaate bakışı konusunda ipucu veriyor. "Sadece tek bir kitap okuyan adama güvenmeyin' başlıklı o bölümü aynen aktarıyoruz:

"Kuşkusuz Samanyolu Lisesi'nin öğrencilerinin ve idarecilerinin gurur duyacakları çok şey var. Öğrencileri çok başarılı; okulları, ortalama bir Türk devlet okuluyla kıyaslandığında birinci sınıf; ve Türklerle dünyanın geri kalan bölümü, özellikle de gelişmekte olan dünya arasında değerli ve nadir nitelikte kültürel değişim programları gerçekleştiriyorlar. Bu ve diğer Gülenci okulların somut, müspet kazanımlarına bakıldığında, bu okulların ya da bu okulların öncülük yaptığı Gülenci hareketin Türkiye'nin demokratik laik sistemine nasıl tehdit oluşturabileceğini anlamak güç. Ama hareketin dışındaki Türklerin derin kuşkuları var; hatta konuya kuvvetli bir laik tavırla yaklaşmayanların bile. Kısa süre önce görüştüğümüz etnik kökeni Uygur olan ve Gülenci okulların Orta Asya'daki faaliyetlerini bilen bir Ankara Üniversitesi Profesörü eski bir Çin atasözü söyledi bize: 'Sadece tek bir kitap okuyan adama güvenme.' Gülenci okulların öğrencilerinin, özellikle de evinden uzaktaki yatılıların, kitap okumalarının ve televizyon izlemelerinin sıkı biçimde denetlendiğini anlattı. Oğlunu Gülenci bir okula gönderen bir akademisyen arkadaşından bahsetti.Çocuk, fizik dersindeçok başarılı olmuş ama şimdi babasını rakı içtiği (Türkler için ulusal bir meşgale bu) için eleştiriyormuş ve babası da oğlunu kaybetmiş olmaktan yakınıyormuş. Gülen ve Ayetullah Humeyni arasındaki benzetmelerin ise yersiz olduğunu söyledi bu profesör. Gülenciler Türkiye'nin laik düzenini dramatik biçimde yıkmak istemiyorlar; onlar içeriden bir değişimin peşinde.'

HK.Değerli okurlar cümlelere dikkatli bakınız ne kadar gizli ve sinsice hareket ettiklerini daha iyi anlayacaksınız.

GÜLENCİLER, POLİS TEŞKİLATINA HÂKİM

Şimdi en başa, 4 Aralık 2009 tarihinde Büyükelçi James Jeffrey'nin Washington'a yazdığı ve Gülen hakkındaki sorulara nasıl cevap verileceği konusunda tavsiyelerde bulunduğu telgrafa dönelim.

"Gülen: Türkiye'nin görünmez adamının uzun bir gölgesi var' başlıklı bu telgrafın büyük bir bölümünü, Washington'ın Fethullah Gülen'in şahsına ve cemaatine güncel bakışını yansıttığı inancıyla aktarıyoruz:

"1) ÖZET: Fethullah Gülen Türkiye'de hâlâ siyasi bir fenomen. Son on yıl boyunca Pennsylvania'da 'sürgünde' olsa da, Gülen'in etkisi, sadık destekçilerinden oluşan tümenler ve elit bir okullar ağı sayesinde devam ediyor. Gülen Hareketi'nin öne sürülen hedefleri dinlerarası diyalog ve hoşgörü ama mevcut 'AKP-laikçiler' bölünmesinde, pekçok Türk, Gülen'in daha derin ve muhtemelen sinsi bir siyasi gündemi olduğuna inanıyor; hatta bazı İslami gruplar bile Gülen'in şeffaflıktan yoksun oluşunu eleştiriyor ve bunun kendisinin amaçları konusunda şüphe yarattığını söylüyorlar.

HK. Değerli okurlar, Amerikalıların Türkiye de ne kadar etkili bir haber alma, bilgi toplama ağı var. Hemen her konuya hakim olmaları çok şaşırtıcı.””” pekçok Türk, Gülen'in daha derin ve muhtemelen sinsi bir siyasi gündemi olduğuna inanıyor;”” Şu cümlede bile ne kadar haklılar.

2) Gülen 1938 ile 1942 arasındaki bir tarihte (değişik tarihler veriliyor) doğdu ve başlangıçta imam ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın memuru olarakçalıştı. Hareketini, 1970'li yıllarda, takipçileri 'Nurcu' olarak bilinen, Kürt kökenli İslami düşünür Said Nursi'nin öğretilerini temel alarak kurdu. Gülen daha sonra Nursi'nin çerçevesinin dışına çıktı. Gülen'in kendi felsefesi İslam'da bilimin rolünü vurguluyor. O, dinlerarası diyalogu destekliyor ve terörizmi lanetliyor. Son yirmi yılda ise, Gülen sadece Türkiye'de değil, dünyada da ağırlıklı olarak eğitim üzerine odaklandı. Onun okulları özellikle Orta ve Güney Asya'da, akademik mükemmeliyetleri ve ılımlı İslami görüşleri savunmaları nedeniyle itibar kazandı.

HK:Lütfen dikkat ediniz. Fettullah Gülen, aslında bir KÜRTÇÜLÜK HAREKETİNİN TEMSİLCİSİNİ ÖRNEK ALMIŞTI. Dinler arası diyalog ve hoşgörü kavramıyla da okumuş çocukların pek çoğunu kendi yaratacağı terör, kargaşa ve kaos ortamına hazırlamıştı. Bu kaos ortamının adı DARBE idi.

 

30.08.2016
Bu yazı 683 defa okundu.

Diğer Yazıları