YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

32 YIL ÖNCE KÖY ÖĞRETMENLİĞİ

Hatırlıyor musunuz siyah önlüklü, beyaz yakalı günlerinizi? Hani silginizin kaybolmaması için boynumuza kolye gibi taktığınız, kalemtras olmadığı için kurşun kalemlerinizi bıçakla ucunu açtığınız  mendili cebinizden eksik etmediğiniz, suyu çeşmelerinden kana kana içtiğiniz, beslenme olarak  Amerikaların gönderdiği süt tozunu içtiğiniz, cebinize annenizin “zihni acar “ diye koyduğu bir iki kuru incirli  günlerinizi ?

     Ya öğretmenlerinizi… onların kömür ütüleriyle ütülenmiş takım elbiseli ,kravatlı güler yüzlü hallerini?  Evlerinde eşyadan çok kitap bulunan  sayğı değer  insanları? Aydın , Öğretmenini sever sayar öğretmenine ışık der.Oyle yerler ve kişiler vardır ki,  bu aydınlıktan rahatsız olur…

    Geçen yıl çok sevdiğim  ilkokul öğretmeni yengemdem okulların açıldığı gün yaptığım paylaşım üzerine bir mail aldım. Benim de yakından şahit olduğum adını (isimler ve şahışlar farklı) Kayakaya dediğimiz köydeki gecen yıllarını anlatıyordu.  Çok etkilendim. 

    32 yıl önce köy ağalarının köy öğretmenlerine gösterdiği ilgi (!) cehalet bugun, elektriği, suyu, gelen bu köyümüzde onların yetiştirdiği okuttuğu öğrencilerle kayboldu… Aydınlık karanlığı yendi.

 *** Hayatımın en güzel  yaşanılası zamanlarının yaşanmadan tükendiği  köydür  Kayakaya köyü...

Kayakaya kocaman kayaların çevrelediği , elektriği , köy çeşmesi olmayan bir köydü  gittiğimiz yıllarda.

Köylüsü, zeytincilik, hayvancılık, arıcılıkla yaşıyordu, evlerinin bahçelerinde (harımlarına) ektikleri sebzeler, saclarda pişirdikleri bazlamalarla, dağ bayır gezip topladıkları otlar, mantarla besleniyorlardı. Sütü kendileri tüketmiyor, yoğurt, yağ, peynir yapıp ilçe pazarında satıyorlardı. Suyu pınardan kullanıyordu köylü. Köyün varlıklı bir kaç ailesi, kendi bulduğu kaynaktan borular döşetip, evine su deposu yaptırmış, kendisi kullanıyordu suyu. Köylüyle paylaşmadan. Öğretmenlere yalnızca içme suyu olarak bağışlayacak kadardı paylaşımları.

Dört koca yıl yaşadık köyde. Ekmeksiz kaldığımız zamanlarda, oğluma süt, mama yapacak bulamadığım dört koca yıl.Akreplerin her yerde dolaştığı köy evlerinde, virane olmuş lojmanda.

      Babam kadar çok sevdiğim, saydığım _eşimin babası_köye geldiğinde gördükleri karşısında kaygılanmış olmalıydı ki (küçümen torununun akrep zehiriyle tanışması düşüncesi telaşlandırmıştı çünkü Onu.)Bana usulca, birazcık da çekingen sordu;” Kızım akrebe karşı şekerlere  dua okutsam , getirsem kendin, oğlum, oğlun yer misiniz? “Tabi babamsağ ol düşünmen sevindirdi beni” dediğimde gözlerinde sevinç, sevgi ışıltısı görmüştüm. Bir kez daha sevinmiştim. Düşünceli, sevecen babacan haline... Korumacı, hoşgörülü, sevecen, güzel insandı Babam. Onu yitirdiğimizde  iki kez üzülmüştüm ben.Hem saygı sevgi duyduğum Kayınpederimi, hem candan Babamın kaybıydı yaşadığım kayıp.

…Ve biz, onca akrebin, çıyanın, yılanın dokunuşunu yaşamadan yaşadık Kayakaya Köyünde.

 Babamın sevgiyle dua okuttuğu şeker mi, babamın sevgisiyle ettiği dua mıydı bizi koruyan bilmiyorum. Ama Ona hep gönül borcu duydum ben.

     Köyde, ilçeye gidip gelen minibüs sürücüsüne ekmek söyleniyordu. Akşam üstü minibüs döndüğünde  , ekmeği almaya giden eşime “valla aldım hoca aha buraya koydumdu, biri almış ya!” sözüyle eşimin gelişi ilk yaşadığımız  kırgınlıktı. Köy …hanımı bizde konuktu o an. Ekmeğimizin olmadığına tanık oldu ya ben olanca iyi düşüncemle “şimdi eve gidince bize bir parça bazlama gönderir bekleyişiyle kalakalmıştım. koca bi düş kırıklığını yaşadım.. Ağlamaklı bakıştık eşimle. Patates haşladık o akşam yemeğinde.Ertesi gün eşim ilçeden koca, hantal bir fırınlı soba alıp geldi.Dört yıl boyunca ekmeğimizi  yoğurup,pişirip yedik.Ekmek beklemeden kimseden.

    Oğlum bebek o zamanlar. Okulda,lojmanda, köy evlerinde çeşme yok.Bebek bezleri, giysileri yıkanacak hergün. Bahçede koca bi kazan konurdu sacayağına. İçini eşim pınardan su taşır doldururdu. Ateş yakılır, koca odunlar uzatılır ateşe. Su kaynar. Leğende çamaşırlar yıkanır, küçük kazanda bezler kaynar. dezenfekte olsun diye. Suyun  üstü açık, içinde börtü böceğin yaşadığı, kurbağaların zıpladığı pınardandı çünkü...Oğlum için ilçeden koliyle alırdık sütü, mamayı... B.dağının belinde, kara kayalara bakıp yalnızlığı yaşadım  yoksunluklarla, mutsuz.

Bir  sabah davul zurna sesiyle uyandık, hemen çıktık okul bahçesine.  Köyün en üstünde bir  yerlerdeydi Okul .Düğün varmış köyde. Uzun zaman izledik düğün telaşını, sevicini, davulla, zurnayla oynadılar, naralar attı gençler biraz içince. Gelin evine damat tarafı geldi kalabalıkça yürüye yürüye, davulla, zurnayla...Kayakaya'nın kara koca kayaları yol vermediğinden mi, geleneklerinden mi gelin, süslenmiş bir güzel ata bindirilmiş, başına kırmızı ışıltılı koca bir örtüyle örtülmüş .Gelin gittiği yeri göremeden at üstünde yola çıktı. Kayaların geçit verdiği dar engebeli yolda o kalabalık su gibi aktı sanki. Gelinle birlikte, atın yanında yürüyen allı morlu fistanlı, oyalı yemenili, yemenilerinin yanlarından sarkan zülüflerine rengarenk çiçekler takmış ,  kırmızı yanaklı, güleç kadınlar yürüyordu, yerine getirilen bir sorumluluğun  gururuyla. Başları dik, gözleri bir gelinde, bir atta ve hep ileride...

Gelin alayının önünde köyün gençleri, damadın arkadaşları çakırkeyfin verdiği özgüvenle  davul zurnanın ritmine uyup oynaya oynaya yürüyorlardı.

Gelin o kırmızı işlemeli kalın örtünün altındaacaba  gülümsüyor muydu, gözlerinden yaşlar mı döküyordu  diye geçti içimden...

Bir koşuda eve gidip geldi eşim. Elinde fotoğraf makinesi.Bu anı durduralım. Gelin alayı, bu an bize anı kalsın  ” dedi. Ardarada bir kaç fotoğraf çekti.

Gerçekten de aradan geçen yıllara karşın Kayakaya'dan bize kalan en güzel anlardan biridir O gelin alayı, gelinin at üstünde bi dağ yamacından  karşı yamaca gidip yuva kuruşuna tanık olmak.

Devam ediyordu mail. Şimdi O köyde güzel şeyler oluyor diyordu. O çocuklar büyüdü. Elektrik su hatta turizm geldi.

   Zil çaldı… köyde kentte çocuklar öğretmenler sınıfa girdi. Atatürk çocuklara baktı gülümsedi. Çocuklara Atatürk’ü , cumhuriyeti ,geçmişimizi anlatan öğretmen Aysel Çetinkaya’ya teşekkür ediyorum. 

Egitim öğretim yılı  hepimize uğurlu gelsin…

  İncir tadında günler dilerim.

20.09.2016
Bu yazı 1555 defa okundu.

Diğer Yazıları