YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

ANNEMİN GELİNLİK KUNDURALARI

          Şüphesiz,insanın en değerli varlığı evladıdır.  Onların ilk adımları, ilk anne-baba sözcükleri,ilk okula başlaması, gülmesi, yemesi, kısacası onun sağlığı ve mutluluğu  kendi hayatımızın önündedir. Yıllar hızla geçer bir bakarız  üniversite zamanı gelmiştir. Eh her aslanın gönlünde bir ceylan yatar ya her anne babanın da gönlünde  çocuğunu üniversitede  görmek yatar. Ben burada koşuşturmalardan, ders aldırmalardan ,baskılardan  bahsetmeyeceğim. Uzun uğraştan sonra   üniversite hayalleri gerçekleşenlerin en büyük sorunundan bahsedip hiç unutamayacağım anımı sizlerle paylaşacağım. Evet ,baba düşünüp taşınıp; ” nerede kalacak bu kız ? ya da;bizim oğlan  ev üstünde de kalamaz ki hanımm “diyerek o sorunu ortaya çıkaracak .  Ayy  hem anne hem baba olanların  bu durumda olmaları ise  daha üzücü. Düşünsenize derdini paylaşacak bir eşi de yoktur... Neyse ,Bir ses gelir derinden kulağına. Ses; “kalacak yer  problemini ortadan kaldıran yurtlar var artık. Yurtlarda kalsın.”der. Veli rahatlar...

Gerçekten de, kalınacak yer probleminin çözüldüğü ilk yerler  yurtlardır. Korunaklı güvenli olarak görülen  yurtlara canlar yerleştirilir sonra da  aileler rahat nefes alırlar.(Ne kadar güvenli olduğunu geçen ay cayır cayır yanan kızlarımızda gördük. Bahsettiğim bu yurtlar değiltabi.. DENETİMLİ YURTLAR) Veli yemez içmez yurt parası gönderir . Parası yoksa ...???

          Okuduğu bölüme göre kaldığı  yıllar farklıdır. Bu süreçte memnun olan da vardır olmayan da.. Ülkemizde her ilçeye iki yıllık okul açıldığından küçük yerlerde gençler  iki yıldan fazla kalmazlar. İki yıl sonunda da kep atma zamanı gelir.

 Özel, Vakıf, Devlet butun üniversitelerde 90 lı yıllardan sonra kep atma törenleri başladı.(Öyle abartıldı  ki bu törenler  ilkokul mezuniyetine  kadar indi ). İyi de kep atma  törenine    şehirlerarası yolculukla gelenler düşünülmedi.  Van’dan, Ağrıdan gelen ana baba otel arıyor, kasabada yer yok,bogazına yetmeyen para ile yıldızlı otellerde kalamıyor gibi birçok sıkıntıyla karşılaşıyor.

    Sultanhisar’da yurt müdürlüğüm sırasında boş odalardan birinde konuk etmiştim Mehmet Amcayı.Kız erkek karma yurdun  bölünmüş erkek kısmında bir gece konaklamıştı koca çınar...Sabah kahvaltıdan sonra odama geldi;Tıraşını olmuş,   gri takım elbisesinin içine beyaz gömlek giymişti.Kalın lastik tabanlı siyah ayakkabısı ve başındaki kasketiyle tamamlamıştı giysisini.Yetmişli yaşlarının sonundaydı. Şapkasını çıkarttı dizlerinin üzerine koydu. Teşekkür etti uzun uzun torunu Esmaya göz kulak olduğum için...

    Esma’yı iki yıl önce Çanakkaleden getirmiş iki yıllık ziraatla ilgili bölüme yazdırmıştı. Fakirlik kızım dedi “dersane yok, kitap yok anca bu okulu kazanabildi. Ama devam edip Ziraat Mühendisi olacak . Esma annesini  babasını onüç  yasinda kaybetti. Onu ben okuttum. Köy yerinde” evlendiriver” dediler “olmaz, şapkamı satarım okuturum ” dedim.  Bir de kız kardeşi var.. o da bu yıl girecek sınava . İnşallah onun da diploma törenini görürüm.Esma bölümünüde başarılı öğrenciler arasındaydı.Hatta  ilk beşinci sıradaydı. Sessizdi. Konuşmazdı. Fazla da arkadaşı yoktu. Kep töreninde dedesi yanında olsun istemişti. Hayatında ilk kez kep töreni görecekti.Dede torun hatıra fotoğrafı çektireceklerdi. Esma onu saklayacaktı... Çok duygulandım. Mehmet amca okumuşmuydu acaba ve  "Okudunmu Mehmet Amca" diye sordum. "evet, ilk okulu bitirdim. Bize öğretmenimiz Atatürk şiirini öğretti" dedi. Okurmusun dediğimde yerinden kalktı ,ilk kez duyduğum bir Atatürk şiirini okudu. Sonra gözleri doldu..Aptallaşmıştım. Atatürk şiirini okurken sayğısından ayağa kalkan bir büyük adam vardı karşımda.. Tekrar oturdu.Gözleri dolmuştu eski günleri hatırladığı için..  bu kez bir soru daha sordum. "Okul anılarından anlatırmısın?" İşte beynimde, kalbimde mühür gibi duran o anısını anlattı:

        “Ahh kızım .. bizim köyde okul yoktu, okul sonra yapıldı.Kahve gibi,büyük sayılır bir ev vardı. sen de bir göz ben diyeyim iki göz. okul orasıydı. Hepimiz bir sınıfta okurduk. birinci,ikinci, üçüncü,dördüncü beşinci sınıf.. ama üçüncü sınıfta herşeyi öğreniyorduk. öğretmenlerimiz de Çanakkale’nin kahramanlığını anlatıyorlardı. öğretmenimiz birgün." hazırlanın yarın mantar toplamaya gideceğiz" dedi. Çanakkale yöresinde bir tür mantar olur, adı porçini.(yanlış hatırlamıyorsam) ondan toplayacaktık. Bu aynı zamanda bizim piknik yapmamızdı.Ertesi gün hepimiz bohçamızla geldik. İçinde yiyeceklerimiz vardı. yani ekmek.." annem ekmeği kendisi yapardı" diyerek eklemeyi de ihmal etmedi üstelik  övünerek. Sonra..sıraya girdik. Sıra bana gelince, öğretmenim bir bana baktı bir ayaklarıma baktı. "sen gidemezsin" dedi. Ayaklarımda bahar olduğundan, takunya vardı. Takunyanın tabanı iyice aşınmıştı. incecikti. "Ayakkabın yok" dedi. çocukluk işte.. öyle korktum ki gidememekten. "Evimiz yakın ögretmenim koşar, giyer, gelirim."dedim." tamam "dedi öğretmenim. “git giy gel!”Koştum ,koştum eve gittim. Aslında evde ayakkabım falan yoktu. Kapının arkasındaki dolapta annemim gelinlik kunduraları vardı. Koşarken aklıma gelen bir tek giyecek oydu. Dolabı açtım. Annemin gelinlik kundurasını aldım ayaklarımı içine soktum. Ayağıma tam oturmayan kunduralar bağsız ve tahta topukluydu. Her adımımda ayağım öne kayıyor ,topuklarımdan fırt,fırt çıkıyordu.

         Okul bahçesine girdiğimde öğretmenim ve eşi beni bekliyorlardı. "hadi mehmet hadi ...." dediler. öğretmenim ve eşi bir ayağıma baktılar ,bir bana.....ses çıkartmadılar. Arkadaşlarımın arasına karıştım.  Yola çıktık. o gün hep patika yollardan yürüdük. hiç dağ tırmanmadık. Düz bir alanda ağaç altında oynadık ,mantar da toplamadık.  Öğretmenim zorlandığımı anlamıştı.

        Çocuklar, dünyanın en masum canları  olabildikleri gibi zaman zaman  en acımasız varlıkları da  olabiliyor Böyle, acımasız, alay eden küçük şeytanlar tanıdıgım için  sordum;

        “Mehmet amca diğer çocuklar gülmedi mi? alay etmedimi?”

Mehmet amcanın yanıtını duyunca  en büyük dersi de aldım...Sanki derler ya bu da kapak olsun öyle işte...

        "Eh be kızım, o yıllarda hepimiz aynıydık. benim ayakkabım yoksa onun pantalonu kırk yama, diğerinin elbisesi eski..kimimizin kalemi, kimimizin  defteri yoktu.Bir köyde ancak 20-30 kişydik. önlüklerimiz var mıydı? hatırlamıyorum. Belki de bir önceki sınıftan kalma eski ve yamalıydı. Kim kime gülecek ?Hiçbir şeyimiz yoktu...Yoktu,yoksulduk  ama mutluyduk...

                      1930 lu yıllarda (sanırım sonlarında) ülkemizin okuma ve okula gitme durumunu anlatan bu anı ,2000 li yılların Türkiyesinde okullarımızdaki karanlık fikirlere,bir parça ışık olsun!

22.12.2016
Bu yazı 1052 defa okundu.

Diğer Yazıları