YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



HAVVA ÇETİNTÜRK

DÜĞÜNÜMÜZ VAR! ”OKUNTULUSUNUZ”

İncirler, incircilerin tabiriyle gelin olmuştu. Yani bitmişti.. Bahçelerden evlere göç başlamıştı.  Mavi renkte çivit boyalıydı iki katlı köy evimizin dış cephesi... Gökyüzü gibi , deniz gibi maviydi çivit boyalar...Denizi hiç bilmeden, görmeden melek olan annelerimizi ninelerimizi tanırım.Çoğu incirci de ilk kez  denizi İzmir fuarına gittiklerinde görmüşlerdir. .. Bunun nedeni, incirin en yoğun olduğu dönem ile deniz mevsiminin çakışmasıdır. Bu yüzden,”evlerinin duvarlarını maviye boyayarak  özlem mi gideriyorlar” diye düşünmüşümdür... O günlerde sormaya akıl edemediğim bu çivit boyanın sırrını daha sonra öğrendim.” çivit boya,akrep  (kuyruklu)gibi haşerelerin "ateş" olarak algılayıp uzak durmasını sağlamak  içinmiş..Akrep, mavi rengi sevmez, mavi renge gelmezmiş.

Firdevs anne akrabamız oluyordu.O yaz,İncir bahçesinin etrafındaki  ve içindeki asmaların   yapraklarını kopartmış küplere basmıştı ...İncirlerden  üzümlerden  pekmezler,domateslerden salçalar  yapmıştı, kış için biberler patlıcanlar  kurutmuş, mağza dediğimiz kilerdeki zeytinyağı küplerinin yanına sıralamıştı...  İncir zenginliğini bolluğunu yaşıyordu...İncir parasıyla   küçük oğlunun  nişanını için perşembe günü Germenciğe gitmiş  , o gün kurulan pazardaki  seyyar sarraflardan altınları, bilezikleri de almıştı...

  Yakın köydeki güzel bir  kız istenmiş,  söz mendilleri alınmıştı. Sıra  büyük nişana gelmişti. Bunun  için kız evinden gelen bir gurupla Germencik pazarında buluşmuşlardı.  Kız evine gidecek hediyeleri seçecek olan bu gurupta  gelin adayı,  annesi,   iş bilen yenge, abla ve  bir de, tabii ki  alınanların parasını ödeyecek olan  oğlanın babası, annesi ve oğlanın kızkardeşi olurdu. Bazen bu gurup on onbeş kişiyi bulurdu. Bu kalabalık topluluk zaman zaman   pek de  hayırlı olmazdı. Köyde “ onu çağırdı beni çağırmadı “dedikoduları alıp  başınını  gidince , İncir çekirdeğini doldurmayan sebeplerden iş bozulabilrdi ...

 Önce bezaza(seyyar manifaturacının ) başına gidilmiş, renk renk elbiselik kumaşlar açılmış, gelenler sırayla beğendikleri  kumaşları kestirmişlerdi.. Aynı gurup , öğle saatlerinde   pazar yerindeki  tahta masaların atıldığı , ahşap sandalyelere oturmuş köfte ekmeklerini yemişlerdi...

Yemek sonrası , ayakkabılarını sergilemiş seyyar  ayakkabıcının  başına gittiler.Damadın babası cebinden çıkarttığı  kağıtta yazılı ayakkabı numaralarına göre erkek ayakkabılarını  aldı. Dedeler için yazılan mes adı verilen dışarıda üzerine lastik giyilen hafif, kısa konçlu yumuşak deriden ayakkabıları  da unutmadı.  Satın alınan ayakkabılar  kutularıyla   cuvala kondu.Gelin kız için, üstü ponpon tüylü terlik , gelinlik ayakkabı ve çanta beğenildi.... Damadın babası  guruptaki kadınlara dönüp” alınmayan kaldı mı  “diye sorup , diğer kadınların da ayakkabılarının tam olduğu kanaatinden sonra ... gruptan ayrıldı.

 Nişan için alınanlar Firdevs annenin evinin  dikdörtgen olan odasının uzun kenarını boydan boya kaplayan maketin üstünde sırasıyla babasına,annesine, kardeslerine  , amcalarına , dayısına, eniştesine, teyzesine,yengesine , unutmayayım bir de aracı kadına ( dünürcü denirdi bu kadınlara) yakınlığına göre elbiselik kumaş ayakkabı  şeklinde sergilenmişti.. tam 25 çift ayakkabı...  Gelin kızın bohçasında ise neler yoktu ki..iç çamaşır, ipek elbiselik, gelinlik kumaş, pudra takımı (ayna, tarak ve pudra kutusu) ..Bu kadar hediye  içinde kız evine gidecek sandıkların yanında ahşap  kasaların içinde lokum kutuları vardı. onlarda üst üste konmuştu.” 10-15 kasa az mı gelir acaba” diyordu Firdevs anne “Bir kaç sini de baklava alırız  amcalarına göndeririz  o zaman tam gelir okuntu “dedi   efe kocası.Küçük mukavva kutularla birlikte bu lokum kasaları da  kız evine  gönderilmek üzere hazırlandı. Tam bir hafta  köyden gelip gördü kadınlar nişanlıkları ve lokum kasalarını...

Kız evi, düğün günü tesbit edilince, düğüne davet edeceği  kişileri listelerdi.  Yakınlık sırasına göre  mukavva kutulara koyduğu lokumlarla  düğün tarihini bildirmek üzere listedeki akrabalarının,dostlarının  kapısı çaldı. Üslük dediğimiz örtüsünün altındaki  kutuyu uzatıp “ falanca tarihte düğünümüz var buyrun gelin “diyerek lokumu uzattı...  Baklava ve lokum karşılığında düğüne kadar altın hazırlanırdı. Eğer düğün  ertesi yıl ise, o zaman düğüne yakın gönderilirdi lokum...Çocukluğumda hatırladığım bu geleneğimizi,Denizliden kızım gibi sevdiğim Selverin nişan davetiyesinde yaşadım. Bir kutu  kesmeşeker,bohça içinde havlu , oyalı bir yemeni,  eşime gömlek , çoraplı bir  okuntuydu bu... Hatırlanmak güzel şey...

Matbaalarda seçilen davetiyeler hayatımıza girince  yavaş yavaş okuntular unutuldu.

          2000 li yıllara yaklaştığımızda köyden bir davetiye aldım. Davetiyeyi kibrit kutusuyla uzattı düğün sahibi...Kibrit kutusu nedir dedim? “okuntulusunuz” dedi...

02/02/2017

 

02.02.2017
Bu yazı 1289 defa okundu.

Diğer Yazıları